AlevilerBirligi-Bagimsiz Alevi Halk Hareketi  

 
Geri Git   AlevilerBirligi-Bagimsiz Alevi Halk Hareketi >
12 HIZMETLER HAK DIVANI
> Gözcü

dikkat: Bosuna denemeyin


Turi sinin ne anlama gelir?

Gözcü


Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
Alt 28-02-2010, 03:36   #1
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Turi sinin ne anlama gelir?

Asagidaki yazi alinti bir yazi, arama yaparken ilgimi cekti, okudum. Benim bir cok izlenimlerimi paylasir nitelikte olusu nedeniyle,buraya aktardim, yararli bilgiler icermektedir. Ileriye dönük bende kendi görüslerimi aktaracagim.

Turi sinin ne anlama gelir?

turkish-media.com/forum/topic/95889-turi-sinin-ne-anlama-gelir/
Vettiini,vezzeytuni,ve turi siniine ve hazel veledil emin..

"Andolsun o incire,o zeytine,siinin(sina)dağına,ve bu güvenli beldeye.."(Tin Suresi:1-3)

Kur'anda Sina Dağına'na niçin yemin edilmektedir?

Sina Dağı'nın bir özelliği var mıdır? Nedir?

Yoksa Musa'nın,Rabb'biyle buluşmaya gittiği "Tur Dagı" ile "Sina Dagı" aynı dağ midır? Yoksa,Sina daki "Tur dagi"ndan mi bahsedilmektedir?

"Sina/Siinin" kelimesinin anlamı nedir? Hangi dilden türevlidir?

"Tur" bir dag ismi midir? Yoksa sadece"dag"mi demektir?

Ve"Tur" kelimesinin köken anlamı nedir?

Sina kelimesi samicedir ve "Sin'e ait" demektir.Ve anlam itibariyle "Sin'e ait olan yer/Sin'in yeri" demektir.

Öyleyse,"Sin" kimdir? Eski sami topluluklarca, Sina Yarimadasi neden Sin'e atfedilmistir?

Antik Kenan panteonunun baş tanrısıi "EL"(harfiyen ulu,ulu olan ilah demektir)" EL"genel bir isim ve ünvan olmakla beraber,aynı zamanda,"Yerah(ay) ve "Sin" olarakta anilirdi.Yerel kabilelerce "Ay Tanrısı Sin".Sin kültüne baglı kabileler,Sin'in Sina Yarımadası'nda oturduguna inanırlardı.

Sina yani Sin'e ait olan yer,Sin'in yeri.

Tevrat'ta,Mısır'dan çıkışı gerçekleştiren Israiloğullarının,Sina'nin hemen bitiminde Erden/Urdun Nehri'ni geçtikleri ve Eriha şehrini gördükleri anlatılır.Eriha,aynı zamanda Yeriho,"Ay şehri" demektir.şehir,Ay Tanrısı Sin'e adanmıştı.Yani,Yerah/Sin'in bölgesine dahildi.Tıpkı Sina gibi.




Bölgesel isimleriyle Yerah/Sin,genel ismiyle El idi ve panteonun baş tanrının ünvanıydı:El=Ulu olan ilah,baş ilah.

Sin olarak anıldığı bölgelerde sembolu AY idi.Ama baştanrı olarak kult hayvanı boğa idi.Betimlemelerde boğanın üstünde duran bir tanrı olarak gösterilir.Baştanrı olarak EL'in olduğu gibi,oğlu Baal'in de sembol hayvanı boğa idi.El,boğa ile okadar özdeşleştirilmişti ki,O'nu anmak için sadece "Tur" demek yeterliydi.Tur,yine semitik dillerde "boğa" anlamindadir.

Sina yarımadasının en önemli liman sehri olan "EL-TUR".Bu isim hem boğa anlamina gelir,hemde Boğa El'in şehri anlamına gelir.Ayni zamanda kadim zamanlardan kalma çok eski bir şehirdir.

EL/BOGA EL/EL-TUR,mitolojiye göre,emekli olup,yerine oğlu Baal geçtiginde,Sina'daki "Shad-El" dağına çekilmistir.Yine O'nun adını taşıyan birçok dağ mevcuttur Sina'da ve kadim zamanlardan günümüze kadar hala aynı isimlerle anılmaktadır.

Sina'nın Sümerce ismi Dilmun/Tilmun idi.Harfiyen "Saf Yaşamın Yeri" demektir.

Evet, Tur'un köken anlamı boğadır.Zaten dünya dillerine de küçük söyleniş faklarıyla yayılmıstır.Örnek olarak Latin dillerinde "Tora","Toro" olarak gecer,yani boğa.

Bu şekilde "Tur Dağı"nın kelime anlamı "Boğa/Boğa El'in Dağı" demektir.
Ve işin gerçegi,Sina dağı'nın nerede oldugu günümüze kadar hala netlik kazanmamıştır.Böyle bir dağ hala bulunup kayıtlara geçirilememiştir
.
Sina Yarımadası'ndaki onlarca dağ arasında Sina Dagı'nın hangisi olduguna dair hiçbir mutabakat yoktur.Kısacası "Sina" isminde bir dağ yoktur.

Açıklamaları şimdilik burada kesip,aklıma gelen bir soruyu sormak istiyorum:

Kur'anda Tanrı,putperestlerin tanrısının ismine,dağına,bölgesine neden and içmektedir/Anmaktadır?
...

Kur'anda birçok sey üzerine yemin edildigini biliyoruz.üzerinde durdugum konu,Kur'anda sıkça yemin edilmesi degil -ki,bu defalarca işlendi yazıldı,monotonlaştı artik-,Belki gözlerden kaçan,üzerinde durulmayan küçük ama sarsıcı ayrıntılardan biri olarak,putperestlerin ilahının ismine/dağına/bölgesine yemin edilmesidir!

Bu arada yeri gelmişken,Sina Yarımadasındaki kutsal addedilen birkac dagın ismini vermek iyi olacaktır:

Gebel Mussa(Bu dağ,peygamber Musa'nın degil,4.yy.de yaşamıs,kerametleriyle ünlenmiş keşiş Mussa'nın adını taşımaktadır.), Azize Katrina Dağı,Umm Shomar Dağı(harfiyen "Sümer'in anası" demektir!),Serbal Dağı,Gebel Murr,Gebel Yallek,Gebel hallal,El Shaddai(Tanrı dağları anlamında kullanılsa da,kadim anlami El'in iki zirvesi/dağı demektir.Musa'ya da tanrısı iki zirvenin arasında konuşmamıydı ?..),Shad El. v.s....


EL, Suriye'den Sina'ya kadar,kadim toplumların inanışlarında çok köklü ve etkili bir ilahtı.Öylesine etkiliydi ki, tek tanrıcılığa geçişte ibranlarin peygamberlerinin bile çoğunun isimlerinde bu etki açıkca görülmektedir.Örn.

El-Yesa(Ilyas),Dan-El(Danyal,Daniel),Isma-El(Ismail),Isra-El(Israil-Yakup'un diğer ismi-)v.s..Kult hayvanı boğa olduğu icin,aynı zamanda Boğa-El olarakta oldukça ünlüydü.Musa,rabbiyle görüşmeye gittiginde,kavmi fazla beklemeden buzagıya tapınmaya başlamıştı!

Hristiyanlığa bile geçmistir bu pagan tanrının etkileri.Matta incilinde,çarmıhta ölmek üzere olan isa,bakın ne diyor?:".

.Eli,Eli,lema sevaktani?.."

Türkçesi:"..Tanrım.Tanrım,beni niçin terkettin?.."(Matta-27:46)


Ama,cümleyi orijinal anlamında olduğu gibi çevirirsek bakın nasıl sesleniyor tanrısına:"EL'im,EL'im(ilahım),beni niçin terkettin?"

Burada resmen,açıkca panteonun baş tanrisi EL anılmaktadır!

Bakalım Markos incilinde nasıl geçiyor:
"..Elohi,Elohi,lema sevaktani?.."(Markos-15:34)


"Elohi" ne demektir? Ibranicede İlahım demektir.Eloh,ilah anlamındadir. Ama,dikkat edilirse,burada yine EL anılmaktadır,çünkü,ELOH" demek,İlah olan El demektir! Yani EL-Ilah! Yani "ilah" kelimesinin kökü de,anlamı da EL'dir!

Baştanrı olarak,Tanrıların Babası(panteonun diğer tanrıları çocuklarıdır çünkü)ünvanıyla El'in bir diğer ozelliği de,merhametli ve iyicil bir tanrı olmasıydı.

Bakalim,Luka incilinde nasıl anılıyor:

"..Baba,ruhumu senin ellerine bırakıyorum.."(Luka-23:46)

Baba kelimesi boşuna kullanılmamıştır burada.El'in bir diğer unvanı da "Ab-Adam" idi.Yani,"Insanin Babasi"!,bir diğer unvanı da"Yaratılan Şeylerin Yaratıcı ve Krallığı Tek Verebilecek Olan"

İbranlarin tek tanrıcılığa geçişte ve sonrasında,kitaplarını oluştururlarken, çevrelerindeki uygarlıkların mitlerinden,efsanelerinden faydalandıkları gerçeği gözönüne alınırsa,oldukça baskın olan EL tapınımının etkisinin, bütün dinsel kitaplarda açıkca yankılanması oldukça dopal,hatta kaçınılmaz olacaktır.
Yoksa,sonradan geliştirilmiş haliyle evrensel bir tanrının değil,büyük bir ortadoğu pagan tanrısının bariz etkisidir bu yankılanan.


"Tanrı" anlamıyla özdeşleştirilmiş EL',tek tanrıcı dinleri oluşturanlarca geliştirilerek,evrensel bir tanrı haline getirilmiştir. O,ilk başlarda "ILU"(harfiyen,ulu) idi(Akkadca),kadim putperest samilerce "EL" oldu.Tektanrıcılığa geçiste "ELOH",panteonun diger tanrıları,yani çocuklarıyla beraber "ELOHIM" yani -ilahlar-oldu.Arap yarımadasında ise "EL-ILAH",yerel söylenişlerde"AL-ILAH",daha sonra ise bildiğimiz sekliyle "ALLAH" yani "Ulu olan ilah"! oldu

Ay Tanrısı Sin olarak tapınıldığı zamanlarda,Sina Yarımadası'na O'nun ismi verildi:SİNA=Sin'e Ait/Sin'e ait olan yer,bölge.

Baştanrı olarak ta Boğa-El ünvanıyla,Sina'nin bir çok dağına,deresine hatta çölüne bile ismi verildi:Shad-EL(El Dağı,El-Shaddai(El'in iki zirvesi/Tanrı dagları),El-Arish(El Deresi),El-Tih(El Colu.Aslında bu bir platodur ve Israilogullarinin bu yerde dolaştıkları iddia edilir.Bu yüzden,"Badiyeth el-tih" diye de anılır,yani "Dolaşma Çölü" ve saire..

Evet..,
Şeytan ayetleri olarak nitelendirilen ve kurandan çıkartılan,Lat,Uzza,Menat gibi putların isimleri zikredilen ayetler konusunda bu kadar hassas olan Allah,Tin Suresi'nde neden putperestlerin en büyük tanrısının adını anmaktan,andiçmekten imtina etmemiştir?

Muhammed,El/Sin kültü hakkinda bilgi sahibi miydi? (Olmaması çok düşük bir ihtimal olarak görünüyor.)
Aslında bunlar cok küçük sorular! Sayfa ilerledikce çok daha büyük ve radikal sorulara da geleceğim.


Turi siniine'nin kadim anlamını yukarıda verdim: Günümüzde ne kadar "Sina Dagı" olarak çevrilip kabul edilse de, putperest sami topluluklarca anlamı "Sina'nin Boğasi" idi!

Muhammed bunun kadim anlamını bilmeden de Kur'ana almış olabilir mi?

Peki ya gercek anlamının farkında ve bilinçli olarak kitaba aldıysa?
İşte o zaman durumun boyutları daha da değişecektir:

Muhammed'in en baştan beri El inancına bagli olduğu iddiasi radikal de olsa bir soru olarak ortaya sürülebilecektir. Sina yarımadasndaki "Boğa El"e yemin edilmesi/dikkat çekilmesi bu sorunun sorulmasını da daha haklı bir hale getirecektir. Böyle devam edersek su sonuca da varabiliriz: Muhammed, El inancını revize ederek yeni bir din oluştururken, El'i de geliştirip evrensel bir tanrı haline getirmiş olabilir. Bu hiç te yabana atılacak bir iddia değildir, çünkü ilk tek tanrıcı dinin çıkışından hemen önceki son dönemlerde, kadim yakındoğu halklarınca El zaten artık görünmez ve heryerde olan bir tanrı niteliklerine büründürülmüstü!

Bunlardan başka ortaya sürebileceğimiz cıkarımlar da var mı?

Elbette. Ama bunlar çıkarım olmaktan ziyade, ezoterikçilerin inanışlarına yakın,özgün olmayan iddialar olabilir:
Örn, El diye bir "ilah"(daha dogrusu 'efendi') gerçekten vardı. Muhammed ile de temas kuran ve yönlendiren o idi. Kitaptaki söz konusu yemin ile de kendi varlığına biraz üstü kapalı bir atıfta bulundu."Ab-Adam" yani "Insanin Babasi" unvaniyla da kadim zamanlarda Dünya'ya inen ve insanı yaratan "Göksel Atalar"ın bir temsilcisi olarak,-öğreten, yetiştiren rab- olarak yapmıştı herşeyi onlara göre.

Sonuç olarak çıkarımlar,iddialar çoğaltılabilir, hatta teoriler bile geliştirilebilir bu konu hakkında.
Özellikle müslümanlar -ki,konu aslında sadece müslümanları ilgilendirmekte!-bütün bunlara karşı çıkacaklar, burada verilen hiçbir çıkarımı,yorumu ve iddiayi kesinlikle kabul etmeyeceklerdir. Öyleyse:
Hala ortada olan bir soru var ve cevaplanması da yine onlara aittir:

-Kur'an da kadim putperest toplumların en büyük tanrısının adına niçin andiçilmekte/anılmaktadır?-

devam edecek,
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 28-02-2010, 03:36   #2
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

Alıntı:
Elmalılı tefsiri"


"-Tin'e ve Zeytun'a andolsun-. Tin incir demek ise de burada öyle terceme etmek pek uygun olmayacaktır. Zira tefsircilerin bir çoğunun açıklamasına göre burada Tin ve Zeytun birer özel isim yerindedir. Özel isim olmuş kelimelerin ise tercemesine kalkışmak doğru değildir. Çünkü onlar neye isim olmuşlarsa onları mânâlarıyla değil lafızlarıyla tanıtırlar. "İncir Köyü" diye bilinen bir köy, "Tin Karyesi" diye terceme edilmekle tanıtılmış olmayacağı gibi, Tin adıyla anılan bir dağı veya mescidi veya beldeyi de incir diye anlatmaya kalkışmak izah değil, karıştırma olur. Gerçekte tefsirler burada Tin ve Zeytun hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir:

BİRİSİ: Bazı tefsirciler demiştir ki: Görünen şekli ile Tin ve Zeytun'dan maksat, bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lugat itibariyle görünen bu olduğu gibi Hasen, Mücahid, İkrime, İbrahim Nehai, Ata, Mukatil, Kelbi ve daha bir kısım âlimlerden "O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir.", yahut "O, yenilen incir ve sıkılan zeytindir.", yahut "o, insanların yediği yemiştir." tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnü Abbas'a da nisbet edilmiştir. Bunlardan ise, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir karine (ipucu) bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmaktır. Fakat bu durumda insan yaratılışının güzelliğini veya çirkinliğini ve sonunun acılığını veya tatlılığını anlatırken incir ve zeytine yeminle başlamanın ne ilgisi olduğunu da düşünmek gerekeceğinden incir ve zeytinin insan hayatı için hem gıda, hem meyve, hem ilaç, hem ticaret açısından faydaları pek çok olan meyvelerin en güzel ve mübareklerinden olduğunu açıklamaya çalışmışlardır ki, biz burada bunun ayrıntılarına girmeye gerek duymuyoruz. İnsan yaşamak için maddi ve manevi gıdaya muhtaçtır. Maddi gıdaların en önemlileri tatlı ve tuzlu veya yağsız ve yağlı yiyecekler, bunların en güzelleri de meyvelerdir. İşte incir ve zeytin ya meyvelerin en faydalı ve en mübarekleri olmak itibariyle özel durumlarına veya özeli zikredip geneli kastetmek yoluyla tatlı veya tuzlu, yağsız veya yağlı genellikle önemli yiyecekleri temsil edecek birer misal; Tur-i Sina ve Beled-i Emin de manevi gıdalara yer olan mübarek mevkiler olmaları nedeniyle bunlara yemin edilmiştir, demek olabilir. Bununla beraber insan yaratılış, açısından düşünüldüğü zaman "Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun."(Leyl, 92/3) yemininin taşıdığı mânâdan dolayı bu iki meyvenin dişi ve erkekten kinaye olmaları ihtimali de uzak değildir. Bu görüşe göre Tin ve Zeytun, incir ve zeytin diye tercüme olunabilir.

İKİNCİ görüşe gelince: Birçok tefsirci de demiştir ki: Burada "tin" ve "zeytun"dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. Turu Sinin ve Beled-i Emin ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Alûsî de bir çoğunun kabul edip inandığı üzere "bunlar, mübarek şerefli yerlere yemindir" diyerek bu görüşü tercih etmiştir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, birer mescid ismi, birer belde ismi olması hakkında üç gürüş zikretmişlerdir. Şöyle ki:

1- Birer dağdırlar.

İbnü Cerir'de Katade'den: Tin, Dimeşk'ın bulunduğu dağ; Zeytun, Beyt-i Makdis'in bulunduğu dağdır. İkrime bir rivayette de: Bunlar iki dağdır.

Rebi'den: Hemedan ile Hulvan arasında iki dağ, Şam dağları.

Said b. Mansur ve İbnü Ebi Hâtim, Ebu Habib Haris b. Muhammed'den Tin, Tur-i Tina; Zeytun, Tur-i Zeyta denilen dağlardır. İyi incir ve zeytin bittiği için bu şekilde isimlendirilmişlerdir. İmam Razî bunu İbnü Abbas'ın sözü olmak üzere naklederek şöyle der: İbnü Abbas demiştir ki: Bunlar mukaddes topraklardan iki dağdır. Bunlar incir ve zeytin yetişen yerler olduklarından dolayı bunlara Süryanice'de Tur-i Tina (Tin Dağı) ve Tur-i Zeyta (Zeytin Dağı) denilmiştir. Bu takdirde yüce Allah Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. Tin denilen dağ İsa (a.s)'nın; Zeytun, Şam İsrailoğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; Tur, Musa (a.s)'nın peygamber gönderildiği yer; Beled-i Emin de Muhammed (s.a.v.)'in peygamber olarak gönderildiği yerdir. Şu halde gerçekte yeminden maksat, peygamberlere hürmet ve derecelerini göstermek olur.

2- İki mescittirler. İbnü Zeyd: Tin, Dimeşk mescidi; Zeytun, Beyt-i Makdis Mescidi demiştir. Ka'b da: Tin Dimeşk Mescidi, Zeytun İliya Mescidi demiştir. İbnü Abbas'tan gelen bir rivayete göre de Tin Nuh Mescidi, Zeytun Beyt-i Makdis Mescidi'dir.

3- İki beldedir. Ka'b'ın dediğine göre Tin, Dimeşk; Zeytun, Beyt-i Makdis'tir. Şehr b. Havşeb de: Tin, Kûfe; Zeytun, Şam'dır demiştir. Maksadı Kûfe'nin bulunduğu yer demek olacaktır ki Nuh (a.s)'un konakladığı yere denir.

Demek ki Tin ve Zeytun, aslında bildiğimiz incir ve zeytin meyveleri ve ağaçları olmakla beraber bunların yetiştiği bereketli yerler olmakla tanınmış iki dağ ve onlarda iki belde ve onlarda iki mescid dahi Tin ve Zeytun adlarıyla tanınmış, bunlar da Tur-i Seyna ve Mekke gibi dinin çıktığı mübarek şerefli yerler sayılmış olduğundan burada hayat için maddi, manevi gıdaların ve incir ve zeytin gibi faydalı meyveler verecek çalışma ve amelin ve yerin önemine ve özellikle incir ve zeytinin lezzet, kıymet ve faydalarına da ima ve işaret ile beraber daha ziyade peyamberlerin yetiştiği, dinlerin çıktığı yerler olarak bilinen kutsal yerlere yemin edilmiştir. Bundan dolayı "Keşf" yazarının dediği gibi, bunların hepsi dinî ve dünyevî hayır ve bereketi ile mukaddes topraklara ve emin bir beldeye yemin demek olur. Yalnız incir ve zeytine yeminde bu ahenk ve kapsamı anlamak güçtür. Onun için Tin'i ve Zeytun'u sade incir ve zeytin meyveleri diye terceme etmemeli, gerek Hıristiyanlık'ta, gerek Yahudilik'te gerek İslâm'da "Çevresini mübarek kıldığımız."(İsrâ, 17/1) mânâsı gereğince mübarek tanınan ve hayır ve bereketinden istifade için iyi olma hususunda yarışılarak çalışılması arzu edilen mukaddes topraklara dahi işaret olmak üzere sözü geçen incir ve zeytin isimleriyle şöyle demelidir:

2. Yemin olsun o Tin'e ve Zeytun'a ve Tur-ı Sinin'e yemin olsun, Sinin Dağı'na ki Hz. Musa'nın Allah ile konuşma şerefine nail olduğu dağ olup sin harfinin kesresi veya fethası ve nunun uzatılmasıyla Tur-ı Sina ve Tur-i Seyna diye de tanınmış ve meşhur olmuştur. Sonu kısa ve uzatılmadan Tur-i Seyna da denildiği "Kamus"ta yazılıdır.

Ebu Hayyan, "Bunun Şam'da bir dağ olduğunda ihtilaf yoktur." demiş; Şihab yazarı da; "bu, meşhur olanın aksi olduğu, çünkü bu gün bilinen Tur-i Sina'nın Akabe ile Mısır arasındaki Tih yakınlarında bulunduğu" beyanıyla itiraz etmiş ise de Ebu Hayyan'ın maksadı da Mısır toprakları karşısında bulunan ve Filistin'i dahi kapsayan mutlak Şam toprakları olmalıdır. İhtilaf yoktur denilmesi bunu gösterir. Nitekim İbnü Cerir de hep "Şam'da bir dağdır, bir mübarek dağdır." diye rivayet etmiştir. Tur, dağ ve özellikle bitkili dağ demektir.

SİNİN, o dağın bulunduğu ve kendisine nisbet edildiği yerin ismi olup Beyrun ve benzeri kelimeler gibi muamele görerek çoğul kelimeler gibi "vav" ve "ya" ile irab aldığı, bazı kere de "ya" ile bırakılıp sonundaki "nun"a irab harekeleri verildiği söylenmiştir. Görünen şekliyle "Sinler Dağı" demek gibidir. Ahfeş demiştir ki: Sinin kelimesi ağaç mânâsına çoğuldur. Tekili "Sine"dir. Sanki Tur-i Eşcar yani, Ağaçlar dağı demek gibidir. Kelbi'den de "ağaçlı dağ" diye rivayet edilmiştir. Bunlar, "Derken ona varınca mübarek yerdeki vadinin sağ kıyısındaki ağaçtan şöyle seslenildi: Ey Musa!..."(Kasas, 28/30) âyetinde mübarek yerdeki Musa ağacına işaret olsa gerektir.

İbnü Ebi Hatim, İbnü Münzir, Abd b. Humeyd İbnü Abbas'tan, "sinin, hasen yani güzel demektir" diye rivayet etmişlerdir. Dahhak'ten de böyle rivayet olunmuş, İkrime'den de bunun güzel mânâsına olması Habeş lisanı olduğu ziyadesiyle rivayet olunmuştur. İbnü Cerir ve İbnü Asakir Katade'den de; "Sinin; mübarek, güzel ağaçlı demektir." dediğini rivayet etmişlerdir. Bununla beraber İbnü Cerir demiştir ki: Bu görüşlerden doğru olan, "Tur-i Sinin, bildiğimiz dağdır." diyenlerin görüşüdür. Çünkü Tur, bitkili dağ demektir. Sinin dağı denilmesi onu tarif içindir. Eğer "sinin kelimesi, güzel ve mübarek mânâsınadır" diyenlerin dediği gibi Tur'un sıfatı olsaydı, Tur tenvinli okunurdu. Çünkü bir şey bir sebep bulunmadıkça kendi sıfatına muzaf (belirtilen) kılınmaz. Yani "sinin", güzel ve mübarek mânâsında olsaydı, "Tur-i sinin"in bir sıfat tamlaması olması lazım gelir ve "Tur" kelimesi munsarif olduğundan tenvin alması gerekirdi. Oysa tenvin olmadığı için tamlama, isim tamlamasıdır diyor. Bu da çoğunlukla kabul edilmiş bulunuyorsa da, anlatıldığı üzere "sinin, güzel ve mübarek mânâsınadır" diyenler tamlamanın vasfı olduğu görüşüne varmış değillerdir. "Ağaç" veya "yer" gibi, nitelenen bir kelime takdiriyle veya sıfat-ı galibe türünden isim olarak tarif için muzafun ileyh (belirten) yapılmış olmasına engel olmaz. Maksatları güzel dağ demekten ibaret değil, yerinin veya otunun, ağacının mübarekliğini, güzelliğini beyan etme mânâsına "mübarek, güzel dağı" demek olmasında ve Hz. Musa'nın Allah'la konuştuğu o meşhur Tur-i Sina'ya bu mânâ ile "Tur-ı Sinin" denilmiş olmasında bir sakınca bulunmadığı gibi Kur'ân'da onun hakkında gelmiş olan "Vadi-i Mukaddes" (Kutsal Vadi), "Va-di-i Eymen" (Uğurlu Vadi) ve "Mübarek yerde bulunan ağaç" nitelikleriyle de pek çok ilgi ve uygunluğu vardır. Burada biraz sonra gelecek olan "Ahsen-i takvim" (en güzel biçim)den bahsetmeye bir başlangıç ve giriş olmağa da yakışır. Bu şekilde o Tin, Zeytun ve Tur-i Sinin'e yani bu üçüne yemin, Mukaddes Arz'a yemin mânâsında olur. Şu da "vav" atıfası (bağlacı)yla üçüne birden bağlanmış olur."
Müslümanların beyninin nasıl hadim edildiğini, şu yukarıdaki halkın sırtından geçinen teologlar= guruhunun yakın zaman temsilcilerinden "alim" muhteremin gayet faideli! yorumlarını okuyarak muşahade edebilirsiniz!..

Kıvırmalarını, sallamalarını, binbir dereden su getirme çalışmalarını, binbir renkli anlamlar çıkartıp yuklediğini ve yutturmaya ve aynı zamanda konuyu başından savmaya çalıştığını görebilmeniz ve , o yorumlarını ciddiyetle ve dikkatle iyice okumanızı öneririm.

Gerçekleri gizlemek çok kolaydır. Yeterki maskeniz din adamlığı olsun.
Elmalılı'da gerçi, kendinden önceki"guruh"un yorumlarını aktarmış. Kendisinden birşey katacak hali yok tabii.Onlar için ilim, diğerlerinden kopyalamaktır çünkü. Onlar için ilim,salla,uydur,yutturabilirsen yuttur'dur.

Bu tefsirde bir kere öncelikle, -kesin bir bilgi- verilmemektedir/verilememektedir. Değişik fakih ve müfessirlerin yorumları sunulmaya çalışılmaktadır sadece. Dikkat edilirse hiçbiri,"sin, ve diğer kelimelerin anlamı kesin olarak şöyledir,budur" diyememektedir.Hepsi de kendi faraziyelerince değişik anlamlar yüklemeye ve sunmaya çalışmışlardır.

Dolayısıyla o kadar laf kalabalığının içeriginde,ortaya konulan bir"bilgi" yok!

Dikkat edilirse yine, SIN kelimesi hakkında putperest devirlerdeki gerçek anlamını vermek,en azından atıfta bulunmak bile sözkonusu değil o müslüman guruhun yorumlarında. Bundan özenle kaçınıldığını bariz bir şekilde görülmektedir. Halbuki, binlerce yıldan beri,ilk pagan tapınım devirlerinden,tek tanrılı! dinlere kadar bütün olaylar ayni coğrafyada geçmektedir. Ama nedense, o kelimenin kadim anlamına,kökenine değinmek istemezler! Yoksa, çok şey "sarsılır" çünkü..SIN kelimesinin,kıyısından,etrafından dolanır,dolandırırlar da gerçek manasına gelmezler. SIN içinde,TUR için de böyle. Bilirler ama söylemezler. Öyle birşey olamaz çünkü. Putperestlerin ilahları kur'anın yorumlarına giremez!

Ama bal gibi,gün gibi kur'anın içine girmistir! Çıkartamayacaklarına göre, karın ağrılarıyla kıvranarak ve kıvırtarak meseleyi değişik anlamlar uydurarak halledeceklerdir. Din adamliğının temel görevlerinden biri de "inandırmak" değil mi?! Başarıyorlar işte.

Peki..,sözü edilen "Sina Dağı" o guruhun iddia ettigi gibi(aslinda iddia bile edemiyorlar ya neyse) Musa'nın tanrısıyla konuştuğu anlatılan dağ mıdır gerçekte?


Yada,sina dagı derken,tur dagından, Musa'nın on emrin yazılı olduğu levhaları aldığı iddia edilen dağdan mı bahsedilmektedir?

O guruh buna bile bir net açıklama getirememekte!..Tabii, böylesine muğlak bir kitabı açıklamaya çalışırken mecburen çok sey söyleyeceksin ama, sonuçta dişe dokunur hic birşey söylememiş olacaksın!

Tekrar ediyorum: Açın haritalari bakın! En büyük teologlara gidin sorun! Tarih ve coğrafya uzmanlarına gidin sorun! İmkaniniz varsa gidin yerinde arayın! "SINA DAĞI" adında bir dağ bulamayacaksınız! Çünkü o isimde bir dağ YOK! Hic kimse de size,"sina dağı şuradadır, su dağdır" diyemeyecektir!

Çünkü sayfanın ilk iletilerinde vurguladıgım gibi:
Tur-i Sina/Siniine,"Sina'nin Bogasi\ilahi"/"Sina'daki Boga El/ilah" demektir!
Tamlamanin original ve kadim anlamı budur!



Hangi teolog(din bilgini!)yada adami size "Sina, ay tanrisi Sin'e ait olan/yer/bolge demektir. Orta ve yakindogudaki cogu sehrin,dagin,bolgenin,hatta derenin, colun bile isimleri ya putperestlerin tanrilarina aittir, yada onlarla iliskilidir" demez, diyemez! .

Evet..,simdi birazda "SİN"i tanıyalım:

Sümerce ismi "Nan.Nar"-anlamı harfiyen:Parlak Olan/Işıldayan- Kısaltılmış ismiyle "Nanna" diye anılırdı. Aynı ilahın, Akkadca ve samice adı, günümüze kadar "SİN" olarak geldi aynı anlamla(parlak olan,ışıldayan). Kenan(Filistin)panteonunda ise baş ilah olarak "EL" unvanıyla anılmaya başlandı. Zamanla da isim olarak kendisiyle özdeşleştirildi. Kenan metinlerinde kendisini "Yerah" ve karısını da "Nikhal/Nakhl" diye tanımlar.Yerah, yerel dillerde küçük telaffuz farklarıyla, Yeriho ve Eriha diye de anılırdı. Yerah, sami dilinde "Ay" anlamına gelir, daha çok Sin diye tanınan tanrıdır ve "Nikhal" ise Ay Tanrısının eşinin Sümerce adı olan Nin.Gal'in sami diline uyarlanışıdır. O eski zamanlarda, Asya ve Afrikayı birbirine bağlayan yarımadaya, "Tanrıların Kutsal Yeri"ine O'nun adı verildi: SİNA=Sin'e Ait olan/yer/bölge.

Sümercedeki adıyla Nan.Nar, panteonun yeryüzündeki baş tanrisi Enlil'in oğlu olarak geçer metinlerde.Daha sonra samilerce baş ilah olarak kabul edilmiştir..
Hükmü altındaki şehirlere iyicil davrandığı, cömert ve adil olduğu, bu yüzden aynı zamanda "Nanna Baba" diye sevecenlikle çagrıldığı da yazılıdır.

Aynı zamanda meşhur adalet ve güneş tanrısı "UTU/SAMAS"in da babasıdır.
Putperest sami kabilleler arasında hayli etkili ve yaygın bir tapınım olan El/Sin kültünün, çok eski zamanlardan beri Sina yarımadasıyla ilişkilendirilmesi gayet doğaldır, çünkü, samilerin göçebe toplulukları,Kuzey Suriye'den Sina'ya hatta Mısrr'a kadar devamlı etkinlik içindeydiler.

Evet..,burada SİN kelimesinin gerçek anlamını verdik. SİN=Parlak olan,ısıldayan. Sembolu hilal idi. Ve bu sembolun islamın sembolu olan hilalle hiçbir farkı yoktur! Baş ilah olarak EL ismiyle de kült hayvanının boğa olduğunu yukarıda hayli işlemiştik.Ve El olarak, Sina'daki birçok dağa,dereye, hatta çöle bile isminin verildigini örnekleriyle gösterdik.

Tur kelimesinin gerçek original ve kadim anlaminin BOĞA olduğunu ve EL'in, EL-TUR yani Boğa El olarak ta çağrıldığını da gösterdik. hatta, El,boğa ile o kadar özdeşleştirildi ki,sadece "TUR" demek bile yeterliydi onu anmak için.

Evet, O, adının verildiği kadim yarımadanın boğasi olarak çağırılıyordu!
Tur-i Sinin= Sina'nin Boğası!
Original şekliyle açıklaması budur!
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010, 16:25   #3
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

Alıntı:
Bölgesel isimleriyle Yerah/Sin,genel ismiyle El idi ve panteonun baş tanrının ünvanıydı:El=Ulu olan ilah,baş ilah.

Sin olarak anıldığı bölgelerde sembolu AY idi.Ama baştanrı olarak kult hayvanı boğa idi.Betimlemelerde boğanın üstünde duran bir tanrı olarak gösterilir.Baştanrı olarak EL'in olduğu gibi,oğlu Baal'in de sembol hayvanı boğa idi.El,boğa ile okadar özdeşleştirilmişti ki,O'nu anmak için sadece "Tur" demek yeterliydi.Tur,yine semitik dillerde "boğa" anlamindadir.

Sina yarımadasının en önemli liman sehri olan "EL-TUR".Bu isim hem boğa anlamina gelir,hemde Boğa El'in şehri anlamına gelir.Ayni zamanda kadim zamanlardan kalma çok eski bir şehirdir.

EL/BOGA EL/EL-TUR,
mitolojiye göre,emekli olup,yerine oğlu Baal geçtiginde,Sina'daki "Shad-El" dağına çekilmistir.Yine O'nun adını taşıyan birçok dağ mevcuttur Sina'da ve kadim zamanlardan günümüze kadar hala aynı isimlerle anılmaktadır.

Sina'nın Sümerce ismi Dilmun/Tilmun idi.Harfiyen "Saf Yaşamın Yeri" demektir.

Evet, Tur'un köken anlamı boğadır.
Zaten dünya dillerine de küçük söyleniş faklarıyla yayılmıstır.Örnek olarak Latin dillerinde "Tora","Toro" olarak gecer,yani boğa.

Bu şekilde "Tur Dağı"nın kelime anlamı "Boğa/Boğa El'in Dağı" demektir.
Ve işin gerçegi,Sina dağı'nın nerede oldugu günümüze kadar hala netlik kazanmamıştır.Böyle bir dağ hala bulunup kayıtlara geçirilememiştir
.
Sina Yarımadası'ndaki onlarca dağ arasında Sina Dagı'nın hangisi olduguna dair hiçbir mutabakat yoktur.Kısacası "Sina" isminde bir dağ yoktur.

Yukariya alintiladigim bölüm hakkinda alevilerin söyleyecek cok sözü var. Pagan tanrisi olarak bilinen bu tanri'nin ismi El imis sonradan Baal olmus ayni zamanda Boga ile simgelenen tanrinin bir ismide Ay-Sin tanrisi. Parlayan isildayan bu tanrinin bir ismide Anadoluda, Gök ve Firtina tanrisidir. Babil cografyasindaki bir ismide Bel-Marduk'dur.

Tora= Boga demekmis bunu anladik, Ancak bunu anlamizla birlikte, baska seyleride anladik.Bun tanri sadece mezopotamyanin tanrisi degil ayni zamanda hitit hatti ve karadeniz üstündeki Hazar türklerininde tanrisi.Ilk ahit yani Musa'nin on emrinde gecen ve ismide Tora olan kitapda Boga Hazar musevi türkleri bu kitabi kabul ederler ikinci ahit'i red ederler.Türklerin aleviligi konusunda önemli bir bag olan Baal kültü ortak olarak halklarin benimsedigi kadim tanri el, baal inancidir.Gök tanri demek, ulu tanri demektir.El de ulu tanridir.Boga ile temsil edilir bir ismide Tur dur Tora dir. Anadoluda baska kim Tur ismi ile anilir?
Hititlerde, Gök Tanrı/Fırtına Tanrısı,

Hatti dilinde "Taru" , Hurri dilinde "Teşup", Hitit dilinde "Tarhu,Tarhuna ya da Tarhunt"







Kadim olan din aleviliktir.Sözde semavi olan dinlerin tanrisi, onlarin Pagan yakistirmasi yaptiklari tanri El ve onun yerine gecen oglu Baal dir.Yani ters yüz edilmistir.

Bu durumda,bizleri olmadik suclamalarla yüz yüze birakip kitapsiz, dinsiz, pagan, satan gibi yakistirmalari yapanlarin kendileri ile yüzlesmeleri gerekmektedir. Baal'in bir ismininde Bel oldugunu degisik topiglerde siirlerle birlikte yazmistim. 60. mesajdan sonra, (http://www.alevilerbirligi.com/showthread.php?t=7757)


Beli dedik Hacı Bektaş Veli’ye
Yüz sürenler mahrum kalmaz Ali’ye
Sorun on sekiz bin gizli veliye
Dillerde söylenir ismin ya Ali

Buradaki Ali ulu tanri Eli dir.Yani kadim olan El, ayni zamanda 13.yy.da Haci Bektas veli tanrilastirilmis Bel de kimlik bulmustur. Alevi felsefesine görede Insan tanrisallastirilmistir.Ayaklari yere basan tanrilar, Enell-Hakk sadece Baal kültünden gelen inanclarda mevcutdur.

Konu Cakirgözlüm tarafından (01-03-2010 Saat 16:35 ) değiştirilmiştir.
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 01-03-2010, 23:36   #4
AlevilerBirligi
Seyfi MUXUNDİ
12 Hizmetliler
Aleviler Birligi
Avatar Yok
 
Profil
Üyelik tarihi: 09-03-08
Mesajlar: 160
Üye No: 909
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 2
2 mesaja 3 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

SEvgili Çakırgözlüm
Bu yazını okuyunca bu mesajı yazma ihtiyacı Duydum.
Yıllar önce bazı yaşlı pirlerin yanında ders alırken. Karşılıklı bir konuşma daha şimdiki gibi aklımdadır. Yaşlılar "Tur i Sina" üzerinde konuşuyorlardı. Tabi söyleyeceğim bu konuşmanın yazılı bir belgesi yok ama yinede birşeyler katkı olur.
Yaşlılar "Tur i Sina" için "Bu iki defa olmuştur. Birincis Musanın Harunun omuzlarına çıkmasıdır. İkincisi de Alinin Muhammedin omzuna çıkmasıdır. Tur i Sina omuz anlamına geldiğini" söylerlerdi. Türkçedeki sinenin bununla bir ilgisi var mı yok mu bilemiyorum ama omuzlarım Musanın mekanı olduğunu söyler. Hatta "Musahip müsahibini yüküdür. Onu omzundan taşır. Miharcın dağıdır." derlerdi. Bu bir inanç mıydı yoksa benzetmemiydi mi bilmem ama bunu yaşlılarda sözlü olarak aktarıldığını duymuştum.
sevgi aşk Muhabbeti ile

Konu Seyfi MUXUNDİ tarafından (01-03-2010 Saat 23:43 ) değiştirilmiştir.
Seyfi MUXUNDİ isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-03-2010, 02:44   #5
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

Haci Bektasi Veli’nin özlü sözlerinden örnek



Fikirsiz alim, seraptır, zikirsiz derviş yapraksız ağaçtır Fikirsiz alim, Nuh’suz gemidir, zikirsiz derviş ruhsuz kalbdir.Fikirsiz alim ,Tur’suz Musa’dir ve zikirsiz derviş, nursuz kandil-dir. Fenalardan sakın, temizlerle ülfet (sohbet) et. Çünkü ülfet hem zehirdir, hem panzehirdir.
Marifet güne (güneşe), akıl ay’a, ilim yıldıza benzer. Ve hem ay, gün doğar, dolanır; ilim okunur.
Adem’de değil mi seb-ül mesani, Adem’de değil mi âyet-ül Kürsi Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır; Sen seni bilmezsen, Hak senden cüdadır.




Yunus Emre

Us gine geldim ben bunda sir sözün ayan eyleyem
Bir söz ile yiri gögi cümlesin beyan eyleyem

Dilerisem ten eyleyem dilerisem can eyleyem
Gönlümü tur canim Musa taht-i süleyman eyleyem

Konu Cakirgözlüm tarafından (02-03-2010 Saat 03:01 ) değiştirilmiştir.
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 02-03-2010, 08:55   #6
AlevilerBirligi
osiris
Tarikat kapisi Yol Talibi
Aleviler Birliği
Avatar Yok
 
Profil
Üyelik tarihi: 18-01-10
Mesajlar: 51
Üye No: 4654
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
0 mesaja 0 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

Alıntı:
Cakirgözlüm Mesajı göster
Asagidaki yazi alinti bir yazi, arama yaparken ilgimi cekti, okudum. Benim bir cok izlenimlerimi paylasir nitelikte olusu nedeniyle,buraya aktardim, yararli bilgiler icermektedir. Ileriye dönük bende kendi görüslerimi aktaracagim.

Turi sinin ne anlama gelir?

turkish-media.com/forum/topic/95889-turi-sinin-ne-anlama-gelir/
Vettiini,vezzeytuni,ve turi siniine ve hazel veledil emin..

"Andolsun o incire,o zeytine,siinin(sina)dağına,ve bu güvenli beldeye.."(Tin Suresi:1-3)

Kur'anda Sina Dağına'na niçin yemin edilmektedir?

Sina Dağı'nın bir özelliği var mıdır? Nedir?

Yoksa Musa'nın,Rabb'biyle buluşmaya gittiği "Tur Dagı" ile "Sina Dagı" aynı dağ midır? Yoksa,Sina daki "Tur dagi"ndan mi bahsedilmektedir?

"Sina/Siinin" kelimesinin anlamı nedir? Hangi dilden türevlidir?

"Tur" bir dag ismi midir? Yoksa sadece"dag"mi demektir?

Ve"Tur" kelimesinin köken anlamı nedir?

Sina kelimesi samicedir ve "Sin'e ait" demektir.Ve anlam itibariyle "Sin'e ait olan yer/Sin'in yeri" demektir.

Öyleyse,"Sin" kimdir? Eski sami topluluklarca, Sina Yarimadasi neden Sin'e atfedilmistir?

Antik Kenan panteonunun baş tanrısıi "EL"(harfiyen ulu,ulu olan ilah demektir)" EL"genel bir isim ve ünvan olmakla beraber,aynı zamanda,"Yerah(ay) ve "Sin" olarakta anilirdi.Yerel kabilelerce "Ay Tanrısı Sin".Sin kültüne baglı kabileler,Sin'in Sina Yarımadası'nda oturduguna inanırlardı.

Sina yani Sin'e ait olan yer,Sin'in yeri.

Tevrat'ta,Mısır'dan çıkışı gerçekleştiren Israiloğullarının,Sina'nin hemen bitiminde Erden/Urdun Nehri'ni geçtikleri ve Eriha şehrini gördükleri anlatılır.Eriha,aynı zamanda Yeriho,"Ay şehri" demektir.şehir,Ay Tanrısı Sin'e adanmıştı.Yani,Yerah/Sin'in bölgesine dahildi.Tıpkı Sina gibi.




Bölgesel isimleriyle Yerah/Sin,genel ismiyle El idi ve panteonun baş tanrının ünvanıydı:El=Ulu olan ilah,baş ilah.

Sin olarak anıldığı bölgelerde sembolu AY idi.Ama baştanrı olarak kult hayvanı boğa idi.Betimlemelerde boğanın üstünde duran bir tanrı olarak gösterilir.Baştanrı olarak EL'in olduğu gibi,oğlu Baal'in de sembol hayvanı boğa idi.El,boğa ile okadar özdeşleştirilmişti ki,O'nu anmak için sadece "Tur" demek yeterliydi.Tur,yine semitik dillerde "boğa" anlamindadir.

Sina yarımadasının en önemli liman sehri olan "EL-TUR".Bu isim hem boğa anlamina gelir,hemde Boğa El'in şehri anlamına gelir.Ayni zamanda kadim zamanlardan kalma çok eski bir şehirdir.

EL/BOGA EL/EL-TUR,mitolojiye göre,emekli olup,yerine oğlu Baal geçtiginde,Sina'daki "Shad-El" dağına çekilmistir.Yine O'nun adını taşıyan birçok dağ mevcuttur Sina'da ve kadim zamanlardan günümüze kadar hala aynı isimlerle anılmaktadır.

Sina'nın Sümerce ismi Dilmun/Tilmun idi.Harfiyen "Saf Yaşamın Yeri" demektir.

Evet, Tur'un köken anlamı boğadır.Zaten dünya dillerine de küçük söyleniş faklarıyla yayılmıstır.Örnek olarak Latin dillerinde "Tora","Toro" olarak gecer,yani boğa.

Bu şekilde "Tur Dağı"nın kelime anlamı "Boğa/Boğa El'in Dağı" demektir.
Ve işin gerçegi,Sina dağı'nın nerede oldugu günümüze kadar hala netlik kazanmamıştır.Böyle bir dağ hala bulunup kayıtlara geçirilememiştir
.
Sina Yarımadası'ndaki onlarca dağ arasında Sina Dagı'nın hangisi olduguna dair hiçbir mutabakat yoktur.Kısacası "Sina" isminde bir dağ yoktur.

Açıklamaları şimdilik burada kesip,aklıma gelen bir soruyu sormak istiyorum:

Kur'anda Tanrı,putperestlerin tanrısının ismine,dağına,bölgesine neden and içmektedir/Anmaktadır?
...

Kur'anda birçok sey üzerine yemin edildigini biliyoruz.üzerinde durdugum konu,Kur'anda sıkça yemin edilmesi degil -ki,bu defalarca işlendi yazıldı,monotonlaştı artik-,Belki gözlerden kaçan,üzerinde durulmayan küçük ama sarsıcı ayrıntılardan biri olarak,putperestlerin ilahının ismine/dağına/bölgesine yemin edilmesidir!

Bu arada yeri gelmişken,Sina Yarımadasındaki kutsal addedilen birkac dagın ismini vermek iyi olacaktır:

Gebel Mussa(Bu dağ,peygamber Musa'nın degil,4.yy.de yaşamıs,kerametleriyle ünlenmiş keşiş Mussa'nın adını taşımaktadır.), Azize Katrina Dağı,Umm Shomar Dağı(harfiyen "Sümer'in anası" demektir!),Serbal Dağı,Gebel Murr,Gebel Yallek,Gebel hallal,El Shaddai(Tanrı dağları anlamında kullanılsa da,kadim anlami El'in iki zirvesi/dağı demektir.Musa'ya da tanrısı iki zirvenin arasında konuşmamıydı ?..),Shad El. v.s....


EL, Suriye'den Sina'ya kadar,kadim toplumların inanışlarında çok köklü ve etkili bir ilahtı.Öylesine etkiliydi ki, tek tanrıcılığa geçişte ibranlarin peygamberlerinin bile çoğunun isimlerinde bu etki açıkca görülmektedir.Örn.

El-Yesa(Ilyas),Dan-El(Danyal,Daniel),Isma-El(Ismail),Isra-El(Israil-Yakup'un diğer ismi-)v.s..Kult hayvanı boğa olduğu icin,aynı zamanda Boğa-El olarakta oldukça ünlüydü.Musa,rabbiyle görüşmeye gittiginde,kavmi fazla beklemeden buzagıya tapınmaya başlamıştı!

Hristiyanlığa bile geçmistir bu pagan tanrının etkileri.Matta incilinde,çarmıhta ölmek üzere olan isa,bakın ne diyor?:".

.Eli,Eli,lema sevaktani?.."

Türkçesi:"..Tanrım.Tanrım,beni niçin terkettin?.."(Matta-27:46)


Ama,cümleyi orijinal anlamında olduğu gibi çevirirsek bakın nasıl sesleniyor tanrısına:"EL'im,EL'im(ilahım),beni niçin terkettin?"

Burada resmen,açıkca panteonun baş tanrisi EL anılmaktadır!

Bakalım Markos incilinde nasıl geçiyor:
"..Elohi,Elohi,lema sevaktani?.."(Markos-15:34)


"Elohi" ne demektir? Ibranicede İlahım demektir.Eloh,ilah anlamındadir. Ama,dikkat edilirse,burada yine EL anılmaktadır,çünkü,ELOH" demek,İlah olan El demektir! Yani EL-Ilah! Yani "ilah" kelimesinin kökü de,anlamı da EL'dir!

Baştanrı olarak,Tanrıların Babası(panteonun diğer tanrıları çocuklarıdır çünkü)ünvanıyla El'in bir diğer ozelliği de,merhametli ve iyicil bir tanrı olmasıydı.

Bakalim,Luka incilinde nasıl anılıyor:

"..Baba,ruhumu senin ellerine bırakıyorum.."(Luka-23:46)

Baba kelimesi boşuna kullanılmamıştır burada.El'in bir diğer unvanı da "Ab-Adam" idi.Yani,"Insanin Babasi"!,bir diğer unvanı da"Yaratılan Şeylerin Yaratıcı ve Krallığı Tek Verebilecek Olan"

İbranlarin tek tanrıcılığa geçişte ve sonrasında,kitaplarını oluştururlarken, çevrelerindeki uygarlıkların mitlerinden,efsanelerinden faydalandıkları gerçeği gözönüne alınırsa,oldukça baskın olan EL tapınımının etkisinin, bütün dinsel kitaplarda açıkca yankılanması oldukça dopal,hatta kaçınılmaz olacaktır.
Yoksa,sonradan geliştirilmiş haliyle evrensel bir tanrının değil,büyük bir ortadoğu pagan tanrısının bariz etkisidir bu yankılanan.


"Tanrı" anlamıyla özdeşleştirilmiş EL',tek tanrıcı dinleri oluşturanlarca geliştirilerek,evrensel bir tanrı haline getirilmiştir. O,ilk başlarda "ILU"(harfiyen,ulu) idi(Akkadca),kadim putperest samilerce "EL" oldu.Tektanrıcılığa geçiste "ELOH",panteonun diger tanrıları,yani çocuklarıyla beraber "ELOHIM" yani -ilahlar-oldu.Arap yarımadasında ise "EL-ILAH",yerel söylenişlerde"AL-ILAH",daha sonra ise bildiğimiz sekliyle "ALLAH" yani "Ulu olan ilah"! oldu

Ay Tanrısı Sin olarak tapınıldığı zamanlarda,Sina Yarımadası'na O'nun ismi verildi:SİNA=Sin'e Ait/Sin'e ait olan yer,bölge.

Baştanrı olarak ta Boğa-El ünvanıyla,Sina'nin bir çok dağına,deresine hatta çölüne bile ismi verildi:Shad-EL(El Dağı,El-Shaddai(El'in iki zirvesi/Tanrı dagları),El-Arish(El Deresi),El-Tih(El Colu.Aslında bu bir platodur ve Israilogullarinin bu yerde dolaştıkları iddia edilir.Bu yüzden,"Badiyeth el-tih" diye de anılır,yani "Dolaşma Çölü" ve saire..

Evet..,
Şeytan ayetleri olarak nitelendirilen ve kurandan çıkartılan,Lat,Uzza,Menat gibi putların isimleri zikredilen ayetler konusunda bu kadar hassas olan Allah,Tin Suresi'nde neden putperestlerin en büyük tanrısının adını anmaktan,andiçmekten imtina etmemiştir?

Muhammed,El/Sin kültü hakkinda bilgi sahibi miydi? (Olmaması çok düşük bir ihtimal olarak görünüyor.)
Aslında bunlar cok küçük sorular! Sayfa ilerledikce çok daha büyük ve radikal sorulara da geleceğim.


Turi siniine'nin kadim anlamını yukarıda verdim: Günümüzde ne kadar "Sina Dagı" olarak çevrilip kabul edilse de, putperest sami topluluklarca anlamı "Sina'nin Boğasi" idi!

Muhammed bunun kadim anlamını bilmeden de Kur'ana almış olabilir mi?

Peki ya gercek anlamının farkında ve bilinçli olarak kitaba aldıysa?
İşte o zaman durumun boyutları daha da değişecektir:

Muhammed'in en baştan beri El inancına bagli olduğu iddiasi radikal de olsa bir soru olarak ortaya sürülebilecektir. Sina yarımadasndaki "Boğa El"e yemin edilmesi/dikkat çekilmesi bu sorunun sorulmasını da daha haklı bir hale getirecektir. Böyle devam edersek su sonuca da varabiliriz: Muhammed, El inancını revize ederek yeni bir din oluştururken, El'i de geliştirip evrensel bir tanrı haline getirmiş olabilir. Bu hiç te yabana atılacak bir iddia değildir, çünkü ilk tek tanrıcı dinin çıkışından hemen önceki son dönemlerde, kadim yakındoğu halklarınca El zaten artık görünmez ve heryerde olan bir tanrı niteliklerine büründürülmüstü!

Bunlardan başka ortaya sürebileceğimiz cıkarımlar da var mı?

Elbette. Ama bunlar çıkarım olmaktan ziyade, ezoterikçilerin inanışlarına yakın,özgün olmayan iddialar olabilir:
Örn, El diye bir "ilah"(daha dogrusu 'efendi') gerçekten vardı. Muhammed ile de temas kuran ve yönlendiren o idi. Kitaptaki söz konusu yemin ile de kendi varlığına biraz üstü kapalı bir atıfta bulundu."Ab-Adam" yani "Insanin Babasi" unvaniyla da kadim zamanlarda Dünya'ya inen ve insanı yaratan "Göksel Atalar"ın bir temsilcisi olarak,-öğreten, yetiştiren rab- olarak yapmıştı herşeyi onlara göre.

Sonuç olarak çıkarımlar,iddialar çoğaltılabilir, hatta teoriler bile geliştirilebilir bu konu hakkında.
Özellikle müslümanlar -ki,konu aslında sadece müslümanları ilgilendirmekte!-bütün bunlara karşı çıkacaklar, burada verilen hiçbir çıkarımı,yorumu ve iddiayi kesinlikle kabul etmeyeceklerdir. Öyleyse:
Hala ortada olan bir soru var ve cevaplanması da yine onlara aittir:

-Kur'an da kadim putperest toplumların en büyük tanrısının adına niçin andiçilmekte/anılmaktadır?-

devam edecek,
selamlar,
bu tur paylasimlari seviyorum yurekler dolusu tesekkurler sunuyorum...aslinda uzun uzun yazmak isterim bir kac konuda fakat zorunlu nedenlerden kisa gecmek istiyorum... zira uzun yazamiyorum...

evvela tevrat referansli bilgiler efsane bilgilerdir gercekle ilintili ama gercekten cok uzaklasmis bilgilerdir kisacasi tevrat musa nin tevrati degildir bu anlamda degerlendirilmeli tevrattaki bilgiler ...soyleki tevrat musadan oldugundan degil musayi topluluklarin zaman icinde ne hale getirdigi kitabin nasil sekillendigi ve yine kitaba gore toplumlar arasindaki iliskliler ayni zamanda tanriylada iliskiler konusunda fikir verdigi icin onemli bir belgedir,fakat ozellikle babiller doneminde bir cok efsaneninde girdigi unutulmamali.....

isa nin olurken soyledigi soze gelince aslinda isanin olurken baska bir dilden (tibet kaynakli)tukeniyorum tukeniyorum yuzumu karanliklar kapliyor dedigidir..ve konustugu dilide pek kimse anlamaz allahim beni nicin yalniz biraktin seklindeki cumle zandir ...ama bu zan isanin da dogasina aykiridir oyleki baba ogul kutsal ruh aslinda birligin ifadesidir buda yalniz birakma cumlesiyle uyusmaz....aslinda isanin zaman zaman kullandigi bu eski dil hristiyanlikta gecen bilinmeyen dillerle iliskili .....

allah evvet var olan tanriydi sonra tanrilarin tanrisi oldu turevimi diyelim...aslinda ortada tanri anlayisinin bozulmasindan dogan tanriyi tanimama bilmeme sorunu vardir bu acik gozukmekte...tanriyi tanimlayabilme sorunun yaninda onu anlayamama ...burda kuranin sekilleniisini ticaret kultur ve yahudilikle iliskisini sorgulamak istemiyorum konuyu dagitmamak icin....
tanri el zaten allaha kaynaklik yapmis en buyuk allaH diger kucuk tanrilari yutmus... doga tanrisi doga melegi olmus mesela....
bu konuda muhammedin miracini tanrinin muhammedle iliskisi ve musanin yerine bakip sorgularsaniz zannediyorum ne demek istedigimi anlarsiniz olmazsa yazariz....
hepinizin birer tanri olmai dilegiyle
sevgiyle kalin
osiris




Imzam:
alevilerbirligi.com Bagimsiz Alevi Halk Hareketi
osiris isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-03-2010, 15:46   #7
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

Baal-Bel hakkinda uzun zamandir inceleme ve arastirma yapiyorum. Baa'in Bel'in Haci bektas Veli ve alevi ulularinda kimlik buldugu ile ilgili bir cok alevi ozanlarinin dilinden eserleri buraya ve Alevi Gündem'deki kadim izler baslikli yazi dizisi ile aktardim. Bütün bunlara ragmen ikna olmayan alevi arkadaslarimiz var.

Bel (tanrı)
Vikipedi, özgür ansiklopedi

"Lord/Tanrı" veya "Efendi" anlamlarına gelen Bel, bir isimden çok unvandı. Babil dinindeki çeşitli tanrılara verilirdi. Dişil şekli Belit yani "Hanım/Tanrıça, Sahibe". Dilsel olarak kuzeybatı Semitik'teki Ba'al ile akraba olan Bel sözcüğün bir doğu Semitik şeklidir. Bu iki sözcük eşanlamlıdır.

Vikipedi'de Baal'in Bel oldugu ile aciklama yukaridaki gibi.



Birde Bel hakkinda islam düsünürleri neler yazmis onlara bakalim? Asagidaki yazi alinti , ihsaneliacik.wordpress.com


Alıntı:
Rahmetli babam hep “Bel’amların şerrinden muhafaza eyle Ya Rabbi…” diye dua ederdi. “Bel’am kim ki?” diye sorduğumda “Allah ile aldatanın önde gideni” derdi… Böylesi duaları dinleyerek büyümüş olmamdan olacak “saray ulemasından” oldum olası hiç hazzetmem.
Gel gör ki Allah ile aldatanların şahı olan “Bel’am” konusunu ne cami vaazlarından, ne de ilahiyat kürsülerinden pek duyamazsınız. Kur’an’da esaslı bir şekilde ele alınan bu karakter neredeyse unutulmuş, unutturulmuştur.
Ama bunun böyle olması konuyu bizim de unutacağımız veya unutturmaya çalışacağımız anlamına gelmez, değil mi?
“Bel’am” muhalif Müslüman bilinçte “saray ahundu (mollası)”, “zalimlerin alimi”, “sultana yaltaklanan din adamı” karakterine tekabül ediyor.

“Ahund” Farsça’da medresede ders veren ve mollaların başı olan büyük alim demek… İran’da devrim yıllarında Şah yanlısı mollaları ifade için “saray ahundları” diye Humeyni çok kullanırdı.

Saray, egemenlik ve iktidar böyle bir şey…

Kısa sürede etraflarında “ahundlar” türer. Saraylar, egemenler ve iktidarlar ahundsuz yapamaz. Meşruiyetlerini dinden almak için “yalaka din adamlarına” ihtiyaçları vardır. Onlar “Allah ile aldatarak” halkı egemene itaate çağırırlar “ulu’l-emr” ayetleri okuyarak…

Eski çağlardan beri, özellikle de Emevilerde, Abbasilerde, Osmanlılarda ve de Cumhuriyet döneminde bunlardan hiç eksik olmamıştır. Maşallah sultan sofralarında ikbal-ü izzet gördümü mantar gibi biterler…

***

Oysa bir anlamda “kamu” gibi genel halk ve umumi insanlık adına –ki Allah, Kitap, Peygamber gelmiş geçmiş en büyük insanlık davasıdır- adına konuşan din aliminin (aydının/entelektüelin) egemenler, iktidarlar ve otoriteler karşısında muhalif durması gerekir.

Günümüzde bunun ifadesi olmaya en yatkın olanlar yazarlar, şairler, sanatçılar ve din alimleridir. “Egemene” yönelik eleştiriler bir ülkede bunlardan gelmiyorsa, bunlar da egemenin borazanı haline gelmişse o ülkede “ma’şeri vicdan” ölmüş demektir.

Bir millet dibe vurduğunda içinden cesur yazarlar, haykıran şairler, yaratıcı sanatçılar ve muhalif alimler çıkaramıyorsa, o milletin tarihten çekilme sürecine girdiğine yani canının çıktığına hükmedebilirsiniz. Çünkü yazar düşündürür, şair heyecanlandırır, sanatçı yaratır, alim de ışık tutar, yol gösterir. Siyasetçiler ve askerler de böylesi düşüncelerin, heyecanların, yaratımların peşine düşer. Böylece millet statükolarını aşar, kalıplarını kırar ve özgürlüklere yelken açar. Geçmişe bakın, hep böyle olmuştur.

Bu nedenledir ki bir ülkede aydın, entelektüel, alim vs. diye “en egemen” kim veya neyse onu eleştirebilene denir. Egemene sokularak meşruiyet arayan olsa olsa dalkavuk olur. Bu nedenle benim görüşüm odur ki başımızda Hz. Ebubekir bile olsa alim muhalif duruşunu korumalıdır. Çünkü başında kim olursa olsun iktidar ve egemenlik doğası gereği daima eleştiriye muhtaçtır.

***

Müslüman bilinçte “Bel’am” olarak yerleşen din adamı karakterinin, sultan, iktidar, güç, servet ve özellikle de siyasal iktidar ile irtibatlandırılması boşuna değil. Çünkü bu çağrışımların “Kitap’ta” yeri var;

“Onlara anlat… Hani bir adam vardı: Ayetlerimizi çok iyi bildiği halde onları bir kenara atmıştı. Şeytana uymuş ve sonunda iyice azmıştı. Lâyık görseydik onu bildiği ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat gözünü güç ve iktidar hırsı bürümüş, heva ve hevesine fena kapılmıştı. Bu gibilerin durumu tıpkı köpeğe benzer; üstüne varsan da dilini sarkıtıp hırlar, kendi haline bıraksan da. İşte ayetlerimize yalan diyenlerin durumu böyledir. Anlat bu olayı; belki tefekkür ederler.” (A(raf; 7/175-176)

Görüldüğü gibi ayette isim, yer ve zaman verilmeyip “karakter” (tipleme) üzerinde duruluyor.

Demek ki bu karakter; 1- Ayetleri çok iyi bildiği halde ilmiyle amel etmeyen 2- Şeytana uyarak azan 3- Güç ve iktidar (dünya) hırsı gözünü kör etmiş 4- Heva ve hevesine kapılmış 5- Köpek tıynetli her “din alimi”dir…

Ayetleri çok iyi bilmesi dini metinlere ve ilahiyata vakıf olduğunu, ilmiyle amel etmemesi bunları “fazilete ve erdeme” değil; servet, makam, mevki ve şöhrete dönüştürmeyi çok iyi becerdiğini, Şeytana uyarak azması sahip olduklarıyla haddi aşıp küstahlaştığını, dünya hırsının gözünü kör etmesi hırsının aklının önüne geçtiğini, heva ve hevesine kapılması arzu ve isteklerine gem vuramadığını, köpek tıynetli olması da bağlandığı egemenin kapısından halka havlayıp durduğunu gösterir…

Ayette geçen “ahlede ile’l-ard” tabirinin bir manası da “bir beldede/ülkede (arz) sonsuz bir güç ve iktidara (huld) erişme arzusu” demektir. Çünkü Kur’an Araf suresinde geçen “Rabbiniz size bu ağacı neden yasakladı sanıyorsunuz? Çünkü ondan yerseniz iki melek (melekeyn) olursunuz veya ölümsüzleşirsiniz (hâlidîn)” (7/20) şeklindeki şeytan fısıltısının ne olduğunu Taha suresinde şöyle tefsir eder: “Ey Âdem, sana sonsuzluk ağacını (şecereti’l-huld) ve yıkılmayacak bir hükümranlığın (mulki la yeblâ) yolunu göstereyim mi?” (20/120)…

İşte genelde insanların, özelde ise “Bel’am”ın ayağını kaydıran budur; huld hırsı ve mülk arzusu… Yani güç, servet, iktidar ve egemen olma hırsı dediğimiz şey…

Bu, devlet katmanlarında, döner koltuklarda, makam odalarında, halkın selamlandığı kürsülerde boyuna yeşeren ve tatdıkça artan iktidar şehvetidir. İktidar ile şehvet arasında bu nedenle doğrudan bağlantı vardır. İktidarda emir verirken, şehvette orgazm olurken kendinizden geçersiniz yani huld ve mülk (yıkılmayacak bir hükümranlık) duygusundan bir nebze, bir an yaşarsınız.

Bu nedenle huld ve mülke ulaşmak için “Bel’am”ın hırsı aklını geçmiştir. Dini bilgisi artık “Allah ile aldatmak” dışında hiçbir işe yaramamaktadır. “Allah” demekte fakat sonsuz bir iktidar, servet ve egemenlik (huld ve mülk) istemektedir.

Hal böyle olunca Allah ile aldatanın önde gideni, tabiî ki Bel’am’ın ta kendisi oluyor!

***

“Bel’am” ismi Tevrat’da geçen bir din alimine dayanıyor. Hz. Musa’yı satarak düşman kralının sarayına yanaşır. Orada ağırlanır, bol bahşişlere boğulur ve Hz. Musa aleyhine Tanrı’ya dualar ederek insanları Allah ile aldatır. (Sayılar; 22-24) Hz. Ali, İbn Ömer, İbn Abbas, Mücâhid, İkrime ve müfessirlerin büyük çoğunluğu, yukarıdaki ayette geçen adamın, Beni İsrail ulemasından işte bu Bel’am bin Baura olduğu görüşündedirler.

Başka bir görüşe göre de ayette anlatılan adam, din bilgini Mekkeli Rahip Ebu Amir’dir. Mücâhid, Abdullah bin Amr, Kelbî ise Ümeyye bin Ebi’s-Salt’tır der. Said bin Müseyyeb ise Ebû Âmir olduğu görüşündedir.

İsimlere takılmayın, çünkü bunların hepsinin ortak özelliği “devrin egemenine yanaşan” işbirlikçi ve yalaka din alimi tiplemesidir.

Örneğin, Bel’am bin Baura Moav kralının sarayında ağırlandığı gibi, Mekkeli Rahip Abu Amir de Bizans saraylarında ağırlanmıştır. Çünkü o da “sonsuzluk ağacını” ve “yıkılmayacak hükümranlığı” orada görüyordu. Şeytan onun da ayağını böyle kaydırmış ve hırsı aklını geçerek “egemene yanaşma” yolunu seçtirmişti.

Mekkeli Rahip Ebu Amir, Suriye’ye gidip “arslanlı yollardan” geçerek Bizans “derin devleti” ile anlaştı. Bizans ordularını Medine’yi işgale davet etti. Böylece “Muhammed belasından” ebediyen kurtulmuş olacak ve Medine’yi Bizans adına yönetecekti. Adamlarına haber salarak Medine’de peygamber mescidinin karşısına kendi “tapınağını” diktirdi. Bizans ordusu ile geldiğinde orada karşılanacaktı. Peygamberimiz bunun üzerine ünlü Tebük seferini başlattı. 30 bin kişi ile Suriye’de Ebu Amir’in ağırlandığı Bizans saraylarına doğru yürüyüşe geçti. Tebük’e gelindiğinde Bizans’ın işgal planından vazgeçtiği duyuldu. Peygamberimiz Medine’ye döner dönmez ilk iş olarak Ebu Amir’in tapınağını yıktırdı. İnsanlara zarar vermek için açılan bu yere “Mescid-i Dırar” (Tevbe; 9/107) denerek Müslüman bilincin dimağına kazındı. O gün bugündür bu tür yerler bu isimle ve genellikle de “Bel’am” ile birlikte anılır.

Böylece Hz. İsa nasıl “tapınağı basan peygamber” (Matta; 21/12-13) adıyla tarihe geçti ise, Hz. Peygamber de “tapınak yıkan peygamber” (Buhari Tecrîd-i Sarih, 10, 422) olarak tarihe geçti. Çünkü Hz. İsa zamanındaki Roma adına, Hz. Peygamber zamanındaki de Bizans adına çalışıyordu.

Demek ki üzerinde düşünmemiz istenen karakter, isim, yer ve zaman verilmediğinden de anlaşılabileceği gibi, her çağda, her devirde karşılaşabileceğimiz bir tip… Çıkarı için Allah’ın ayetleri ile insanları aldatan bir tip… Allah’ın ayetlerini bir bilinç değil; bilgi kaynağı olarak gören, ayetlerden coşku ve heyecan (çûş-u hurûş) değil; kuru kuruya bilgi (malûmat furûş) çıkaran bir tip…

Bu tipler, ayetleri iman ettikleri için değil; meslek icabı okurlar. Allah’ın kitabını hayat değil; tapınak kitabı olarak algılarlar. Bir çoğu saray ulemasıdır. Kralların, sultanların sofrasından kalkmazlar. Onlara dalkavukluk ederek din hizmeti sunarlar. Esas işleri egemen otoriteye dinî gerekçe bulmaktır. Bunun karşılığını da fazlasıyla alırlar. Allah’ın ayetlerini iyi bilirler ancak bilincinden yoksundurlar. Bilgiyi insanı yetiştirip geliştiren bir fazilet (erdem) değil; güç vesilesi olarak görürler. İlâhî bilgiyi de bu güce ulaşmak için isterler. Asıl dertleri “Tanrı ile olmak” değil “Tanrı gibi olmak”tır. Allah’a değil; güce taparlar. Allah’a da gücü için taparlar. Güç kimdeyse onun köpeği olurlar. Üzerine varsan da varmasan da dilini sarkıtıp havlamaktan başka bir şey yapmazlar. Çünkü köpek tabiatlıdırlar. Egemene hizmeti ve güçlüye sadakati köpekliklerinin şerefi olarak görüler.

İlginçtir, Kur’an söyleminin en sertleştiği yerlerin bu karakterin anlatıldığı yerler olduğunu görüyoruz. Biliyorsunuz Kur’an’da “havlayan köpek” ve “hayvandan daha aşağı” diye benzetme yapılan yerler var. Bu yerler işte bu gözünü dünya hırsı bürümüş “yalaka din adamı” karakterinin anlatıldığı yerdir (A’raf; 7/176,179). Dolayısıyla bu yazıda “köpek”, “hayvan” filan diyerek sert ifadeler kullanmamız normal karşılamalı çünkü “Kitap”ta geçiyor!

***

Peki, her Allah, Kitap, Peygamber diyenin Allah ile aldatan olup olmadığını nasıl anlayacağız? Bunun bir ölçüsü olmalı değil mi?

Kur’an’ın uyarısı… Bunlar din namına halkın parasını tıka basa yerler, altını ve gümüşü yığarlar ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Gerçek ile sahteyi birbirine karıştırırlar. Yapmadıkları şeyi emrederler. Az bir paha karşılığı ayetleri satarlar (Tövbe; 9/34, Bakara; 2/41-44).

Hz. İsa’nın İncil’de geçen uyarısı… Bunların dediğini tutun, ama gittiği yoldan gitmeyin. Çünkü ağızlarından güzel sözler çıkar ama onlara ilk uymayan kendileridir. İnsanları dinlerine döndürmek için kıtalar dolaşırlar ama dinlerine döneni de iki kez kafir yaparlar. Tabağın kenarını iyice temizlerler ama tabağın içindekini başkasıyla bölüşmeyi hiç düşünmezler. Tapınaklarda en seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırlar. İnsanlara taşınmaz yükler yüklerler, kendileri ise bu yükleri kaldırmak için parmaklarını bile kıpırdatmazlar. Hem peygamberlerini öldürürler, hem de anıtlarını dikip üzerinden geçinirler. Muhatabının ağzından çıkacak bir sözle onu tekfir edip din dışı ilan ederek tuzağa düşürmek için fırsat kollarlar. Allah’ın evini “pazar yerine” ve “haydut inine” çevirirler. (Markos; 11-15-17, Luka; 11-37-83)

Demek ki yaşantısına, hayat içindeki duruşuna bakacağız…

Mekke’de (muhalefette) nasılsa, Medine’de de (iktidarda) öyle yaşayıp yaşamadığına bakacağız…

Servet sığma (tekâsür) grafiğini izleyeceğiz…

Allah, Kitap, Peygamber diye diye ne oluyor? “Geride birkaç kap ve bir kitap” mı bırakıyor, yoksa Karun serveti mi? Ona bakacağız.

En başta “din” olmak üzere bütün “kamu” davası güdenlere böyle bakacağız.

Çeketi ile gelip çeketi ile mi gidiyor? Budur ölçümüz…

***

Ali Şeriati’nin, o unutulmaz üçlemesi ile; tarih boyunca siyasi ve askeri gücün sembolü Firavun, sermaye gücünün sembolü Karun, bunlara köpeklik ederek Allah ile aldatan din aliminin sembolü Bel’am, Müslüman bilincin hafızasından hiç çıkmadı ve çıkmayacak!

Demek Allah ile aldatma asıl Bel’amlık yaparak oluyormuş.

Demek rahmetli babam o dualarında “Allah ile aldatanın önde gidenini” tanıtıyor ve yarınlarıma mesaj veriyormuş: Tanı bunları, tanı da büyü…
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-03-2010, 16:09   #8
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

Alıntı:
Demek Allah ile aldatma asıl Bel’amlık yaparak oluyormuş.
Yazinin son cümlesi böyle bitiyor. Simdi bu kadar uzun uzadiya yazacagina, kabe'nin tarihini inceleseydi kimin kimi aldattigini cok güzel görebilirdi.Cünkü Allah isminin gecmisi Hu-Baal dir.

Arapların 'Allah' dedikleri tanrı, sadece bir genel ad idi. Her kasaba başka başka putlara tapıp, en yüksek putuna 'Allah', yani 'büyük tanrı' derdi. Mesela, Mekke'de yaşayan Kureyş halkı için 'Allah' sözü, en büyük tanrısı olan 'Hobal' adlı tanrı için kullanılırdı. Hobal'ın heykeli kırmızı taştan yapılmış büyük bir insan biçimi idi. Amr ibn Luhay onu Moab devletinden (bugünkü Ürdün devleti) Arabistan'a getirmişti. 'Hobal' sözü, İbranice 'Ha-Baal' sözünden geliyor ve Tevrat'ta geçen 'Baal-Peor' adlı putun aynısıdır:


Ilah olarak bilinen Allah kelimesinin kökeni Baal-Bel'den gelmektedir.

Örnegin Abdullah Muhammed'in babasidir, bu ismin aciklamasi Allah'in kulu demektir.

Muhammed'in amcası Abdul Uzzâ'dir. Uzza'nin kulu demek.

Uzza kimdir? Ay (Sin -baal )ve Günes(Istar, Anat) tanrisi dir. Cocuklarida (Lat, Uzza ve Menat) yildizlardir.



Yukaridaki resimde görüneneler baal. istar, ve cocuklari olan üc kiz ( Lat, Menat,Uzza)

Allah ismi islamiyet öncesinde bilinen bir isimdir. Kimin kimi aldattigi da cok acik bir sekilde görülmektedir.


Doksan bin erenler dediler beli
Bindi hake, doğru gösterdi yolu
Kutb-ı alem Hacı Bektaşi Veli
Bunca erenler serefrazı nic'oldu
Kul Nesimi

Kutb alem alevilikteki en yüksek mertebedir.

Konu Cakirgözlüm tarafından (06-03-2010 Saat 16:15 ) değiştirilmiştir.
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-03-2010, 10:45   #9
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

Araastirmaci yazar Ismail Kaygusuz, Nusayri alevileri hakkinda yazarken benim icin önemli olan bir noktaya parmak basmis ama farkina varamamis. Ali'nin Tanrisalligi ve Nusayrilerin onu degerlendirmelerinde de de Baal kültü mevcut. Suriye zaten oldugu gibi baal kültünün devami niteliginde.Bu kültü yasatan antik Ugarit, basta olmak üzere bir cok kentin ismi, Baal ile basliyor.Hizir kültüde yine Baal ile alakali olup, birlikte gelisen baharin bereketinin devamini saglayan bir kült. Ayrica, kurban ve adak yine baal kültünün devami niteliginde.


Makaleden alinti;

Nusayrilik, Ortodoks İslamın kelime-i şehadet formülünü, ‘Ali İbn Abu Talib’ten başka Tanrı olmadığına şehadet ederim (Eşhedü enne la ilahe illa Ali İbn Abu Talib)’ biçimine sokmuştur. Dussaud, Ali al-A’la (yücenin yücesi, en yüce) ile eski Yunanlıların Adonis adını verdikleri eski Fenike tanrısının Elyum (en yüce) sıfatı arasında bir karışım olabileceğini varsaymaktadır. Ona göre Nusayriliğin Ali (ma’na, gökyüzü), Muhammed (İsm, güneş), Salman (hicab, ay) Tanrısal Üçlüsü, Hırıstiyanlık Üçlüsünden daha eski Suriye-Fenike kültleri, özellikle Palmyra tanrılarını anımsatır; gök tanrısı Ba’al Shamain, güneş tanrısı Malakbel, ay tanrısı Aglibol…


Ayrıca Nusayriler de kendi aralarında dörde ayrılıyorlar: Yabancı etkilere açık ve kendi dışındakilerle en fazla ilişkisi olan (adlarını Ali’nin el-Haydar (arslan) sıfatından alan) Haydariler, Şamaliler, Kalaziler ve Gaybiler. Şamaliler, gökle aynılaştırdıkları Tanrı Ali’nin, Muhammed’i temsil eden Güneş'in içinde oturduğunu (sarayının Güneş'te olduğunu) ileri sürerler. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu inanç eski Palmyra tanrısı Ba’al Shamaim’i (Grekler bu tanrıyı Helios (Güneş) adıyla anmışlardır) çağrıştırmaktadır.






Makalenin tamami;




Alıntı:
İsmail Kaygusuz

Nusayrilik ve Nusayriler Üzerinde Kısa Değinmeler

Al- Kummi’ye (Al-Makalat, s. 55-60, 63) göre Nusayriler, 8. yüzyılın ikinci yarısında Küfe’de gelişip ortaya çıkan Şii-Gulattan (aşırı Şii) Mukhammisa’nın (Pendatistler-Beşçiler, yani Ehlibeyt olarak tanınan Muhammed, Ali, Fatima, Hasan ve Hüseyin’i Tanrı'nın yeryüzünde mazharları olduğuna inananlar) bir çeşidi olan ve Ulyai ya da Albailer gibi, İmam Cafer Sadık tarafından reddedildiği söylenen Küfeli Başşer al-Şairi’nin izleyicileridir. Mukhammisa öğretisi, Nusayri inançlarının temelini oluşturur. Ancak, Louis Massignon’un geniş araştırmalarından çıkan sonuç ise, hem İsmaililerin hem de Nusayrilerin Hattabilerin mirasçıları olduğu yolundadır. Şehristani’de belirtilen Mufaddalilerle olan ilişkisi de bunu göstermektedir.

Onuncu İmam Alaliyyün Naki’ye (827-868) yakınlığı ve onu izlediği bilinen Muhammed b. Nusayri’den (ölm. 883) adını almıştır Nusayri Aleviliği. Onlarda Ali Tanrılık makamında, Muhammed onun Peygamberi, Salman ise ikisi arasında kapıdır. Ali mana (ilk ve gerçek anlam), Muhammed ism (bu gerçeğin adı), Salman bab (açıklayıcı gerçeğe götüren kapı) olarak nitelendirilir. Bu üçlem Nusayri Alevilerde Ayn-Mim-Sin (A-M-S) başlangıç harfleriyle ifade edilip kutsanır. (Farhad Daftary, The Isma’ilis, Their history and doctrines, s. 100-101, Dipnt. 53, 54)

En eski Nusayri metinleri olarak bilinen Kitab al-Haft (Yedi Kitap), 12. yüzyılın ilk yarısında, Suriye'deki kalelerinde, İsmaililerin Mustali koluna bağlı Tayyibilere yenilip onların aralarına karışmış Nusayrilerden kalmadır. Bu yapıt, Mufaddal al-Sayrafi’ye (ya da Umar al-Cufi) atfedilen yapıtlardan en tanınmışı olan “Kitab al-haft wa’l-azilla”dır. İmam Cafer’in batıni görüşlerini yansıtmaktadır. Hattabilerin bir kolu olan bunlar da Cafer'i, Ehlibeyt soyundan ve yaşayan İmam olarak tanrısallaştırıyorlardı.

Aynı şekilde 8. yüzyılda, İmam Bakır ve Cafer çevresindeki ilk heterodoks İslam (proto-Alevi) yorumcusu Abul Hattab ve çevresi tarafından yazılmış Umm’ul-Kitab’ta Salman al Farisi’nin Salsal sıfatıyla Cebrail’in yeryüzündeki Hicab’ı (örtüsü), Ali ile Muhammed arasında Bab (kapı) olarak gösterilmesi, İsmaili Aleviliğinin olduğu kadar Nusayri Aleviliğinin de inanç temellerinin Hattabilere dayandığını açıklamaktadır. (Elbetteki tüm kümeleşme ve türevleriyle birlikte Heterodoks İslam olarak Alevilik, Halife Osman (644-656) döneminde Sabailikle başlamaktadır.) Burada sözünü ettiğimiz kitaplar Alevi inanç ve felsefesinin en eski iki yazılı kaynağıdır. Kitab al-Haft‘ın, Nusayri Alevi dostlarımızın ellerinde bulunduğundan eminiz. Elyazmalarını şeyhler saklayıp göstermemiş olsalar da, bu kitabın 1970’de Beyrut’ta ikinci baskısının yapıldığını biliyoruz. Umm’ul-Kitab’ın ise 10. yüzyıl Pahlavi Farsçasıyla yazılmış kopyaları, iki büyük İsmaili ve Şii-Sufizm uzmanı (W. İvanow ve Henry Corbin) tarafından tarihi ve içeriği açıklığa kavuşturulmuş, yorumlanmıştır. Aşağıda, hakkında geniş bilgi sunacağımız kitabın yazarı Abul Hattab b. Muhammed’dir. Yani İmam Bakır’ın hizmetinde bulunmuş, İmam Cafer’in “Benim bilgimin kasketisin. Kendimizi ve sırrımızı sana emanet ediyorum.” dediği kişidir. Cafer’in oğlu İmam İsmail'in de öğretmeni, manevi babasıdır. Abul Hattab’ın bu aile ile ilişkisi, Muhammed’in kendi ev halkından, yani Ehlibeyt’ten saydığı Salman-ı Farisi’yle olan yakınlığıyla aynıdır. Diğer yandan Nusayri’nin İmam Naki ve oğlu Hasan ül-Askeri ilişkileri de aynı yakınlık derecesindedir. İmamlara açılan kapıdır (Bab) Nusayri. Bu kitaplardaki birçok bilgi ve kavramlar, İmam Cafer Sadık Buyruğu, Hacı Bektaş Veli’nin Makalat’ı, Kaygusuz Abdal’ın risaleleri, Şah Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet vb. Alevi-Bektaşi ozanlarının nefeslerinde, deyişlerinde yansımaktadır. Hacı Bektaş Veli, 13. yüzyıldan beri Anadolu’da ve Balkanlarda yaşayan Alevi-Bektaşiler için nasıl Kutb’ul Evliya, yani veliler ulusu ve serçeşme ise, Muhammed bin Nusayri de, 9. yüzyıldan beri Kilikya bölgesinde (Adana, Mersin, İskenderun, Tarsus, Antakya) ve Suriye’de, Lübnan’da yaşayan Arap Aleviler için (Bünyamin de İran’daki Ahl-al Hakk’çı (Kürt) Aleviler için aynı makamdadır) aynıdır. Hepsi de Ali donunda, İmam donunda yeniden dünyaya gelmiş ya da İmam’ı gözleriyle görüp onun Hücceti, yani tanığı olmuş velilerdir. Zamanının yaşayan imamlarıdır ve tanrısal parçayı taşıdıklarına inanılır. Cemlerde okunan gülbengler ve duaların sonunda, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’den dilekler, muratlar istenip yardım beklenmesi neyi gösteriyor? Alevilik inancında velilik makamı tanrısal makamdır; veli sözcük anlamıyla da Tanrı'nın dostu, arkadaşı demektir. Veliden istenen yardım, rahmet Tanrı'dan istenmiştir. Alevilikte Tanrı'nın insanlaşması, insan-Tanrı birliğinin ya da Tanrı'nın nesnelleşmesidir bu.

Nusayri ve Druzi Karşılaştırılması

Onbirinci yüzyıldan itibaren Nusayrilik, Fatımi halifesi al-Hakim’i (996-1021) al-Akl-al kulli, yani yaratıcı evrensel akıl ve son makam olarak tanrısallaştıran ve daha sonra Akl-ı Kulli’nin Hamza’da vücut bulduğuna inanan Druzi (ya da Drusi, gazetelerde yazıldığı gibi Dürzi değil) öğretisiyle karşılıklı etkileşim içerisine girmiş. Temelde kendisi de Hattabiliğe dayanan ve Heterodoks İslamın bir kolu olarak Druziliğin, Nusayrilikle düşünce ve inanç yapılanmaları ve ritüllerinin büyük çapta benzeşim göstermesi çok doğaldır. Çünkü yüzyıllarca aynı bölgelerde yaşamakta ve aynı dili (Arapça) konuşmaktalar.

Hamza ve İsmail b. Muhammed al-Tamimi tarafından altı kitap halinde düzenlenmiş Druzi yazıları Nusayriler için de kutsaldır. Rasail al-Hikma (Akı-hikmet kitapları) ya da al-Hikma, al-Sharifa adını taşıyan bu kitaplar, inanç önderleri Şeyhlerin tekelindedir. Okumayanlar, kitapların nerede olduğunu ve doğal olarak içeriğini de bilmezler. Okuyanlar ise, nerede olduğunu değil, ama gerektiği kadarını sadece yola girecek olanlara anlatırlar. Çünkü bu kutsal yazılar aynı zamanda kutsal sırlarıdır. İnanç yapılanmasında toplum iki sınıfa ayrılır: Birincisi inanç ve tapınma gerçeklerinin içine, yani inandıkları gerçeklere götüren yola girmiş olanlar, yani Ukkal (akil’in çoğulu, akıllılar, bilgin kişiler anlamında). İkincisi ise, yola girmemiş ve kutsal yazıları okumalarına izin verilmeyen toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan “bilgisizler” anlamındaki Cuhhal (Cahil’in çoğulu) kesim. Her yetişkin Druzi ve Nusayri, önemli bir hazırlık ve duruşmadan sonra yola girebilir. Yola girince, inançsal yaşamı sıkı bir biçimde sürdürmek zorundadır. Akıllılar arasında daha fazla bilgi sahibi olanlara, topluluk içerisinde Şeyhler olarak, özel yetkiler verilmiştir. Onlar zamanlarının çoğunu, kutsal yazılardaki yola girecek olanlara ruhsal rehberliği gösteren, ayrıca topluluğun her türlü inançsal görev ve törenlerini yönetecek bilgileri içeren bölümlerini kopya etmekle geçirirler.

Ölümötesi ve Evren üzerinde kapsamlı öğretilere sahip olan Druziler ve Nusayriler, Tenasuh’a (Ruhgöçü) inanırlar. Onlara göre, varoluşta ruhların belirli (tesbit edilmiş) bir sayısı vardır ve bütün ruhlar ölümden sonra derhal başka insanların vücutlarında yeniden dünyaya gelirler. Ancak Nusayriler Tenasuh inancında Druzilerden ayrılırlar. Nusayri Alevilere göre, günahkar kişilerin ruhları, diriliş dönüşümünü hayvan vücutlarında dünyaya gelerek tamamlar. (Farhad Daftary, agy, s.200)

Nusayri İnancında Ali Tanrısallığı ve Ötesi

Batılıların metempsychosis sözcüğüyle karşıladıkları tenasuh, Nusayri Alevilerinde çok önemli bir inançsal dogmadır: Her inanan kişi, Ali’nin yönettiği gökyüzünde, yıldızlar arasındaki alacağı yere ulaşmadan önce tam yedi kere beden değiştirir, ruhsal dönüşüm yaşar. Eğer ayıplanmaya layıksa, kabahatlarının bedelini ödemesi tamamlanıncaya kadar bir Müslüman ya da Hıristiyan olarak yeniden doğar. Ali’ye tapınmamış inançsızlar ise çeşitli hayvanlar biçiminde tekrar hayata döner…

Bu ruhsal dönüşümü, Alevi-Bektaşi ozanlarının büyük çoğunluğu yazdıkları ‘devriye’ türü şiirlerinde işlemişlerdir. Ozanlardan birinin şiirinde geçen “Yedi kere dünya doldu boşaldı” dizesinde vurgulanan da bu don değişimleri olmalıdır. Öyleki bir çeşit, maddenin yok olmadığı, biçim değiştirdiği ilkesinin mistik yanılsaması ya da yansıtılmasıdır. Ruhsal dönüşüm ya da ruhun ölümden sonra başka bir vücutta geri döndüğü öğretisi, öbür dünya ve cennet-cehennem kavramlarını yadsır. Yani ruhların öbür dünyada ödüllendirilmesi ve cezalandırılması, büyük yargılama günü diye birşey yoktur, anlamına çıkar. Zaten Heterodoks İslamın (Aleviliğin) bütün kollarında Ortodoksizmin yargılama günü, cenneti ve cehennemi nesnel dünyaya taşınmış ve burada olduğuna inanılmaktadır. Değişik biçimlerdeki toplu tapınmalarında, yola giriş törenlerinde bu yargılamalar, ödül ve cezalandırılma sonuçlarıyla herzaman yaşanır. Ruhların, insan ve hayvan vücutlarında dünyaya dönüşleri de ödüllendirme ve cezalandırmanın bir diğer dünyasal versiyonudur.

11. yüzyılın ikinci yarısı ve 12. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamış Şafii Sünni yazar Abdul Kerim el-Şehristani, İshakilerle birlikte ele aldığı Nusayriler hakkında verdiği bilgiler de dikkat çekicidir:

“Kurucularının adlarıyla anılan ve onların öğretilerini savunan topluluklardır", diyor; "her ikisi de Peygamber ailesinin bireylerini tanrısallık kavramı içerisinde değerlendirirler.” Bu değerlendirmeyi, yani Ehlibeytten herbirini Tanrı olarak görmelerini; ruhların dönüşümüne, ölümden sonra bir bedenden diğerine geçerek yeni cisimlenmelerle ortaya çıktıkları ve yeni bedensel biçim kazandıkları inancına bağlamaktadır. Daha da önemlisi, Cebrail'in insan donunda Peygambere görüldüğüne, yani bazı insanların kişiliğinde görünüm alanına çıktığına inanılmasıyla da ilişki kuruyor. “Ancak bu bedensel ortaya çıkıştan büyük kötülük de doğabililir” diye karşı düşüncesini açıklıyor Şehristani. "

O zaman, insan biçimine girmiş olan Şeytan'dır. Nusayriler ve İshakiler bu değişim ve dönüşümleri, Tanrı'nın bir bedende biçimlenip, cisimlenerek görünüm alanına çıkışı olarak algılamışlardır. Onlara göre Tanrı, Peygamberden sonra Ali ve imamlık makamındaki çocuklarının biçiminde görünür. Onların ağzıyla konuşur, onların elleriyle dokunur… Tanrısal sırların batıni yorumlarını ilgilendiren her şeyde, Ulu Tanrı'dan doğrudan geçen tanrısal yardımcılığın (d’une assistance divine) başrolünü daima Ali oynar.”

Ayrıca Şafii yazarın doğal olarak karşı çıktığı, Nusayrilerin Tanrı'nın gözle göründüğünü, (yorumlayarak) çıkardıkları Muhammed’in hadisini de veriyor:

“Gerçekten Peygamber, ‘Vicdanların içine yanıt verecek yalnızca Ulu Tanrı olduğu halde, ben görünenler üzerine yemin ederim. (Je juge sur ce qui est apparent, tandis que Dieu est le seul a répondre a l’intérieur des conciences)’ demiştir. Ancak onlar, Peygamberin sadece puta tapanlarla savaşırken zorunlu olarak söylediği bu sözden çıkan sonucu görüyorlar… Ayrıca Ali’yi, Muhammed’e şu tebliği verdiğini ileri sürerek, İsa ile karşılaştırmaktadırlar: ‘Eğer, insanların İsa konusunda yaptıkları yanlışlara düşmelerini görmekten çekinmeseydim, senin üzerine bazı niyetler tutacaktım” (Al-Shahristani (Fransızca’ya çev: Jean Claude Vadet), Kitab al-Milal, Les Dissdences De L’Islam (İslam’da Fikir Ayrılıkları), Paris 1984: 308)

Bizce Nusayrilik, Ali tanrısallığına bağlı olarak ilk kez Sabailikle ortaya çıkan Heterodoks İslamın (Aleviliğin), en az değişime uğramış ve 1350 yıllık batıni öze en fazla sadık kalmış koludur. Ancak belirtmek gerekir ki, tarih boyu inancının felsefesini, kurum ve ilkelerini kendi topluluğunun bir kesimine (Cuhal, yani yola girmemiş olanlara) bile açıklamamayı ‘sır saklama’ kutsal yaptırımına bağlamış. Çok kere yaşadıkları topraklara egemen olan baskıcı Ortodoks inançlı (Şii-Sünni,Hristiyan) toplum ve yönetimlere takıyye ile uyum sağlamaya gitmiştir. Belki de bugün Suriye ve Türkiye’de yaşayan Arap halklarından 3 milyona yakın Nusayri Alevisi, böylesi bir inanç siyasetiyle varlığını sürdürebilmiştir.

Nusayri öğretilerinin felsefi ayrıntıları, Ali inancının temel ilkeleri ve tapınma kurumları Kitab al-Macmu isimli anonim kitapta toplanmıştır. Yüzyılın başında R. Dussaud tarafından, “Nusayrilerin Dini ve Tarihi” (Histoire et Religion de Nosairis, Paris 1900) başlığı altında Fransızca’ya çevrilmiş olan bu kitaptan bazı bilgiler geçerek, şimdi Nusayri Aleviliğini daha yakından tanıyalım:

Nusayriler tıpkı İsmaililer gibi zaman boyutunu, her biri kendi tanrısal mazharına (görünüm alanına çıkmış bir Tanrı'ya) sahip yedi devreye bölerler. (Bu, Harran Sabinlerinin inanç öğretisini andırır; bu öğretide yaratıcı, özünde tektir fakat bedenler içinde nesnellik kazanmalarıyla artmış ve bu vücutlar dünyayı yöneten yedi gezegen olmuştur.) İsmaili ve Druzilere göre, her dönüşüm içinde yeni dinin emanet edildiği natık (konuşan, bildiren, tebliğci) olarak bir peygamber gözükür. Natık, birincisi esas (temel, asıl) olan yedi kişilik içinde artış gösterir. Esaslar, İsmaili ve Druziler arasında (Ali dışında) natıklara oranla daha aşağı derecede görülür. Nusayrilerde ise esaslar (Abel, Seth, Joseph, Joshus, Asaph, Peter-Shemaun ve Ali), natıklardan (Adem, Nuh, Yakub, Musa, Süleyman, İsa ve Muhammed) daha üst derecede sayılırlar. Yedinci devrin (dönüşümün) esası Ali, tanrılaşmış ve İsa için verilen “sözcüğü (logos)” çağrıştıran, Ma’na (anlam,düşünce) sıfatını taşımaktadır:

“Ali İbn Abu Talib doğurularak dünyaya gelmedi: O tek ve ölümsüzdür, bütün zamanlarda mevcuttu. Onun özü nurdur, ışıktır; yıldızlar parıltısını ondan alır. O, nurların nurudur. Bütün sıfatlardan münezzeh ve yardımcılardan yoksun olan o kayaları parçalar, denizleri geri çeker ve işleri olayları yönlendirir. İmparatorlukları yıkan da odur. O gizlidir, kapalı değil, yani tanrısal özünün doğası gereği gizlidir, ama bir örtü altında değildir. O düşüncedir, ma’na’dır. Ali, konutu (mesken) ve örtüsü (hicab) olan, İsm diye çağırdığı Muhammed’i yarattı. Muhammed dönüşünde, onun nurunun nurundan Salman-ı Farisi’yi yarattı ve onu Ali’ye açılan kapı (bab) yaptı. Ona propagandasını emanet etti. (Kitab al-Majmu, Fr.Çeviri: René Dussaud, Histoire et Religion de Nosairis, Paris 1900: 162 vd.)

Nusayrilik, Ortodoks İslamın kelime-i şehadet formülünü, ‘Ali İbn Abu Talib’ten başka Tanrı olmadığına şehadet ederim (Eşhedü enne la ilahe illa Ali İbn Abu Talib)’ biçimine sokmuştur. Dussaud, Ali al-A’la (yücenin yücesi, en yüce) ile eski Yunanlıların Adonis adını verdikleri eski Fenike tanrısının Elyum (en yüce) sıfatı arasında bir karışım olabileceğini varsaymaktadır. Ona göre Nusayriliğin Ali (ma’na, gökyüzü), Muhammed (İsm, güneş), Salman (hicab, ay) Tanrısal Üçlüsü, Hırıstiyanlık Üçlüsünden daha eski Suriye-Fenike kültleri, özellikle Palmyra tanrılarını anımsatır; gök tanrısı Ba’al Shamain, güneş tanrısı Malakbel, ay tanrısı Aglibol… Nusayriliğin yola giriş törenlerinde tanrısal üçlü Ayn, Mim, Sin baş harfleriyle temsil edilir… Kitab al-Macmu’ya göre Muhammed’in yarattığı ‘kıyaslanamaz eşsizler’ olan Beşler devirlerinde dünyayı yaratan beş gezegendir… Nusayriler akıllı ruhları olmayan kadınların ölümsüzlüğüne inanmazlar. İçki kullanmanın caiz olduğuna inanırlar. Yola giriş törenlerinde şarap önemli rol oynar. Bu arada belirtmek gerekir ki, yola girmemiş Nusayriler arasında Khodhr (Hıdır-İlyas, Hızır), yola girmişler arasında Ali’nin olduğu kadar benzersiz mükemmellikte bir tanrısal addır.

Ayrıca Nusayriler de kendi aralarında dörde ayrılıyorlar: Yabancı etkilere açık ve kendi dışındakilerle en fazla ilişkisi olan (adlarını Ali’nin el-Haydar (arslan) sıfatından alan) Haydariler, Şamaliler, Kalaziler ve Gaybiler. Şamaliler, gökle aynılaştırdıkları Tanrı Ali’nin, Muhammed’i temsil eden Güneş'in içinde oturduğunu (sarayının Güneş'te olduğunu) ileri sürerler. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu inanç eski Palmyra tanrısı Ba’al Shamaim’i (Grekler bu tanrıyı Helios (Güneş) adıyla anmışlardır) çağrıştırmaktadır.

Şamaliler, Güneş'le aynılaştırılmış ve ışık aracılığıyla Ali ile birleşmiş, fakat görünüm alanına ayrı çıkan Muhammed’e tapınmaları daha fazla ayrıntılanır. Kalaziler ya da Kamerilere göre de Ay, Ali’nin sürekli oturma yeridir; şiirlerle ve şarapla kutlarlar. Saf şarap içerek, kendi mecazi söylemleri içinde Ay ile çok yakın dostluğa ulaşırlar. Bazı yazarlar bu Ay inancında da eski Suriye Ay tanrıçası Astarte’nin izleri olduğunu ileri sürerler. Kalaziliğin kurucusu Şeyh Muhammed İbn Kalazi’dir. Dördüncü grup olan Gaybiler ise, Tanrı Ali ile görünüm alanına çıktığı, sonra da gözden kaybolduğuna inanırlar. Şimdiki zaman da gayib (görünmez) dönemidir. Böylece onlar Tanrıyı (Ali), görünmezliğinden dolayı, diğerlerinde olduğu gibi gökyüzü ile, havayla aynılaştırmaktadırlar. 1

1 Nusayriler hakkında başvurulacak eski ve yeni bazı kaynaklar:

a) Al-Nawbakhtı, al-Firak,s.78.

b) Al-Kummi, al-Makalat, s.100-101.

c) Al-Askari, al-Makalat, s.15.

d) Al-Majmu, Franzıcaya çeviren: René Dussaud, Histoire et Religion de Nosairis, Paris 1900.

e) René Basset, “Nusayris” ERE Vol.3: 417-419.

f) Louis Massignon, “Bibliographie Nusayri”, s. 913-922; “Nusayris” EI Vol. 3, s.963-967: “Les Nusayris”, L’Elaboration de l’Islam, s. 109-114.

g) Heinz Halm, Die Islamisch Gnosis, Munich 1982: 284-285.

h) W. Kadi, Alawi, EIR Vol. 1: 804-806 .

i) Al-Shahristani, (Fransızca’ya çev: Jean Claude Vadet), Kitab al-Milal, Les Dissdences De L’Islam (İslam’da Fikir Ayrılıkları), Paris 1984: 308.

j) Farhad Daftary, The Isma’ilis, Their history and doctrines, s.100-101, Dipnt. 53, 54.
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-03-2010, 11:23   #10
AlevilerBirligi
Elida
Birlik Denetmeni
Ayaklandı Partizan
 
Elida - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 30-03-07
Ikamet: 6 MAYIS ŞEHRİNDE
Mesajlar: 3.636
Üye No: 9
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 45
21 mesaja 43 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

Baal ile ilgili internette arama yaparken ingiliz sitelerinde baal ile ilgili bircok yazi mecvut.
Tevrat daha cok kaynak gosterilmekte daha cok.
Kutsal uclemeler yer aliyor sIKlIkla.
Ve Baal'i simgeleyen resimler mevcut.
Bu resimlerden dikkatimi ceken 12 gunesli baal resmi ve yilanin kendisini sardigi resim.
Gunes isiga verilen onemi animsatti bana.
Yilan figuru ise gucu.
Aslinda ben yilan figurunun neden bu kadar cok yer aldigini anlayamiyorum.
Yilan daha cok ihaneti simgeliyor gibi geliyor bana tabi yaniliyor olabilirmde.




Imzam:
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.


HRANT DINK
Elida isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-03-2010, 23:44   #11
AlevilerBirligi
Seyfi MUXUNDİ
12 Hizmetliler
Aleviler Birligi
Avatar Yok
 
Profil
Üyelik tarihi: 09-03-08
Mesajlar: 160
Üye No: 909
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 2
2 mesaja 3 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

SEvgili çakırgözlüm Baal ile ilgili fotoğraf yollamıştım dilerim almışsındır
Seyfi MUXUNDİ isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-03-2010, 13:21   #12
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: Turi sinin ne anlama gelir?

Alıntı:
Seyfi MUXUNDİ Mesajı göster
SEvgili çakırgözlüm Baal ile ilgili fotoğraf yollamıştım dilerim almışsındır
Tesekkür ederim sevgili seyfi dede.

Aldigim resimler,

Tanri Baal Tarsus




Tarsus sehir sikkesi ,Tarsus 'sun kurulusundaki ismin kaynagi olan baal tanrisi Tarz M.Ö.361-364. Gökyüzünün simgesi kartal bereketin simgesi bugday Aramca yazi"Baal Tarz".






Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
anlama, gelir, sinin, turi

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı



Şuanki Zaman: 01:07.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Tr.Çeviri : Balta
Telif Hakkı © 2010 - Tüm Hakları Saklıdır-AlevilerBirligine Aittir.