AlevilerBirligi-Bagimsiz Alevi Halk Hareketi  

 
Geri Git   AlevilerBirligi-Bagimsiz Alevi Halk Hareketi >
12 HIZMETLER HAK DIVANI
> Bekci > Seyfi MUXUNDİ

dikkat: Bosuna denemeyin


EŞİK (ŞEMUG)

Seyfi MUXUNDİ


Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler
Alt 27-02-2010, 14:44   #1
AlevilerBirligi
Seyfi MUXUNDİ
12 Hizmetliler
Aleviler Birligi
Avatar Yok
 
Profil
Üyelik tarihi: 09-03-08
Mesajlar: 160
Üye No: 909
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 2
2 mesaja 3 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart EŞİK (ŞEMUG)

EŞİK (ŞEMÛG)


Seyfi MÛXÛNDÎ


Eşik tıpkı Direk(Hıstun) Ocak(Ocağ) gibi yaşamsal mekânımızın kutsal bölümlerinden biridir. Eski dünya (Asya Avrupa, Afrika) olsun; Yenidünya(Amerika) ülkeleri olsun gerek geleneklerde gerek inançlar bazında olsun kutsal bir mekân gözü ile bakılmaktadır. Üç aşağı beş yukarı hemen hemen aynı bakış ve inanıştır diyebiliriz. Eşiğin kutsal saymayan ya da kutsallığı zayıf olan toplumlar, genelde çadır hayatı sürdüren göçebe topluluklarında rastlamaktayız. Bu tür topluluklar ise çevresindeki kutsal mabetlerin eşiklerini kutsamışlardır. Örnek olarak Arabistan’ın çöl Bedevileri ya da OrtaAsyadaki göçebe Türkleri söyleyebiliriz. Sürekli çadır hayatı yaşayan gezgin Şaman Türklerinde bu olguyu beklemek de yanlış olur. Buna karşılık, yerleşik yaşamı seçen Tatar ve Kazak Türklerinde veya bazı Türk boylarında Eşik kutsaldır. Her ne kadar bazı yazarlar “Bu bir orta Asya inancıdır.” Deseler de bu bütününü kapsamaz. Şu bir gerçek ki eşik tıpkı güneş gibi Dünya üzerinde birçok inanışta kutsaldır. Anadolu’nun gerek Türk gerek Arap gerek Kürt toplumunda bu kutsallığa rastlamak sürpriz değildir. Ama bu ulusların içindeki Alevi kökenli toplumlarda kutsallık bir kat daha fazladır. Alevîlikte eşik yola girişi temsil ettiğinden kutsaldır, bu yüzden eşiğe basmak günahtır. Meydan Sofasına giderken ilk önce eşik niyaz edilir. Dede ocaklarının eşikleri de kutsal sayılır. .(Yörükan, Şamanizm 1998:131) Ayrıca “Eski Türklerde eşiğin kutsallığı Şamanizm’den gelmektedir. İzmir’in Karşıyaka ilçesi Doğançay Köyünde eşiğe saygısızlık günah sayılmaktadır. Gelin eve geldiğinde eşiğe niyaz yaptırılır. Gelin arabadan indirilince yaşlı birisi damadı ve gelini eşiğe niyaz ettirir. Bu sırada gelinle damat “ Ya Allah, ya Muhammed ya Ali” derler. Sonra geline eve yüz üstü geldin, sırt üstü çıkıncaya kadar yuvanda mesut ol” tarzında nasihatte bulunulur(Türkdoğan,1995:196).” Mesela Kazaklar hala eşikte durmaz, eşiğe ayaklarıyla bastırtmaz ve eşiği sağ ayağıyla geçer. Ayrıca Eski Türklerde de eşik de kutsaldı. Yabancı bir adam eşiğe basarsa çarpılacağına inanılırdı. Bugün Alevi Türklerde bu kutsallık kısmi olarak devam etse de Suni Türklerde bu daha çok azalmış adeta yok olmak üzeredir.
Eşik yakın zamana kadar da kutsallığını korumaktaydı. Gelişen teknolojik yaşam ve modernleşme olguları haliyle Eşik inancını da zayıflatmıştır. Tabi amacımız bunun inançsal değerini ortaya koyup topluma kazandırmak. Bu ev yaşamında olmasa da en azında cem evlerinde veya ocaklarda bu inanç devamını sağlatmaktır. Bugün cem evleri ve külliyetlerde yaşatılan yoldaki eşik kavramı unutturulmamalı, en azından evimizde bunu yapamasak da ibadetin yağıldığı alanlarda bu önem öne çıkarılmalı. Eve giren yeni bir gelin yada o evin damadı için anlamsız görünse de ve buna tepkili olsa da inanç bazında önemli bir olgu olduğunu kültür içinde oturtmaktır. Amacım bu kadar geniş coğrafyaya yayılan Eşik(Şêmûg) kutsallığının tarihsel özelliğini ortaya koymaktır. Eşik basılması, üzerine oturulması günah; girerken veya çıkarken besmele veya dua yapılan bir mekândır. Hatta kimi toplumlarda girerken sol ayakla girilmesi gerekliliğine inanılsa da çoğu toplumlarda bu sağ ayakla girilmesi gerekliliğine daha fazla önem vermektedirler. (Ayrıca eve yeni gelen bir gelin dua eşliğinde üzerinde üç defa atlatılır; kimi toplumlarda eve eşikte yüzü dönük girdirilir sırt üstü gerisin geri dışarı çıkartılırdı; Eşikte kaşık, bardak, testi kırdırma gibi gelenekler uygulanmaktaydı.)
Alevilerde de Eşiğin kutsal olması bir yana Türbe, Ocak, Pir evi ve O gün Cem yapılan herhangi bir talibin evinin (ki o an o ev pir evi sayılır) eşiği bir kat daha kutsaldı. Gerçi bu kutsallık devam etse de oldukça zayıflamıştır diyebiliriz. Kişi bu mekânlara girdiği zaman kapının yan tarafını öper daha sonra eğilip eşiğe yüz sürerdi. Muhlis Akarsu’nun (Cümle erenlerin,/Hünkârı Veli /Eşiğine yüzüm; /Sürmeye geldim.)Dörtlüğü bu inancın kaynağıdır. Başını özellikle öne eğerek eşiğe basmadan içeri girerdi. Bundan başka yol düşkünü olan, başka nedenlerle bağışlanmasını talep eden ya da Acil bir yardıma ihtiyacı olan zor durumdaki kişiler gelip başını eşiğe koyar ve “Başımı bu eşikten kesin ama beni çevirmeyin.” Diye figan ederlerdi. Eşiğe baş koyan birisi de asla çevrilmez sorunu çözülmeye çalışılırdı.
H. B. Veli Türbesinin ana kapıdan içeri girince hemen eşiği geçince ilk adımda bir mezar var. Tam eşikte olmasa da eşikte geçince ilk adımda basarsınız. “Turabi Baba Mezarı” Turab’ın toprak anlamında olması ve her zaman pirinin ayaklarının altında olma isteğini verdiği inanç mı yoksa eşiğe gömülme (bağlılık) inancının verdiği beklenti mi bilinmez ama bir şekilde hemen eşiğin girişine gömülmüştür. Tarihte gerilere doğru gittiğimiz zaman gerek Sümerlerde gerek Hitit-Hattiler’de olsun bu tür gömülmelere karşılaşıyoruz. (M. İ. Çığ- Sümerli Ludringra) Bir zamanlar buralara ailenin önemli kişileri gömülürken; bir zamanlar ve bazı toplumlarca da hanenin önemli hizmetkârları eşiğe gömülmüşlerdir. Acaba bugün devam eden ayağına Turab olayım ya da “eşiğe ve mezara basılmaz günahtır” inancı bu geleneğin bir devamı olabilir mi diye bilinmez ama bir şekilde ortak değer haline gelmiştir. Bu İslami inançta da etkili olmuş Örnek olarak “Tuvalete sol ayakla girilir sağ ayakla çıkılır.” Diye değerler arasında yer alır.
EŞİK VE ANLAM KÖKENİ:
Peki kutsal bir mekan aksesuarı olan Eşik ya da Kürtçe söylemi ile Şêmûg kelimesinin anlamı nedir:
Eşik(Şêmûg) Alevilerce oldukça kutsaldır. Bugün terk edilen bu inanç hala bazı yaşlı kesimce (gençlerde de inançlı kesim) özellikle de kadınlarca sürdürülmektedir. İlk bakışta sadece ev girişinin bir aksesuarı olarak karşımıza çıkar. Oysa inançta çok daha farklı anlam ve özelliğine sahiptir.
Şêmûg Şêm=ûg Şem=güneş, ışık; ûg=(ait olma eki) anlamı kazanırken aynı zamanda şem=ışık güneş ug =nıg ayak şemug ışık yağı ve başlangıcı anlamına da gelir. Türkçe karşılığı eşik=ışık kelimesine yakın anlam özelliğinin yanında eş=kadın anlamını da çağrıştırmaktadır. Eve gelin gelen bir eşiğe girmeden ayağının önüne kaşık koyup kırma ve sonrada eşiğin üstünde üç defa atlatılarak geçirilmesi hem Alevilerde hem de Alevi olmayan toplumlarda karşılaşan bir gelenektir. Yeri gelmişken: Eskiden düğün davetiyesi yerine balmumundan yapılmış mum gönderilirdi. Çok önemli davetliye de. Mumun arkası kına ile kırmızılaştırılmış mum yollanırdı. Kırmızı ve mum bize ışık ve Ateşi çağrıştırdığını hatırlatmakta yarar var. Ayrıca mumun bir ışık aracı olması, ışık-eşik-aşık-eşq ses yakınlaşması, üstüne üstlük davetiye aracı olarak da mum yollanması konumuz açısında dikkate değer bir bağlantı olsa gerek.
Alevi toplumunda (özellikle Dersim bölgesinde) ‘eşikte oturmak günahtır’. Bir diğer daha ciddi uyarı ise ‘gece eşikte oturulmaz’ Kürtçe daha detaylı söylenir: ‘Şev ser şêmûgê rûmenin; ro çûye qeda ne çûye’ (gece eşikte oturmayın gün=güneş gitmiş de bela gitmemiş) denmesi ile ışık ile eşiğin arasındaki bağı gündeme getirmekteydiler. İnançta ve yaşamda benliğe sahip olmayı gerektiren bir olgudur bu. Aynı zamanda bir duruş sergileme tepkisidir. Doğru olanın yanında durmak iki ayrı inancın görüşün ve kararın arasında karasız durumda kalmamaktır. Eşikte durmamak dik durmanın bir sembolüdür. Tanrı emrinden çok insanın kendisi için yarattığı bir sınavdır.
“Hane (Ev) Anadolu’da kutsal bir mekândır. Kapı, Çarpere(dam penceresi), Ocak, Direk(hıstun) ise bir mekânın en kutsal bölmeleridir. Eşik Anadolu Kültüründe kutsal mekâna girmede, ilk adımdı temsil ediyor” desek pek de yanlış olmaz sanırım. Kapı Dersim dilinde “Deri” olarak adlandırılır. Kapının bu toplumda çok kutsal olduğu şundan anlıyoruz. Dersim=Gümüş Kapı anlamına geldiği gibi; diğer bir anlamı da Der=kutsal mabet sim=gümüş, ışık anlamını da içermektedir.
Şemug (eşik) anlamını aktardığı ya da ortak kıldığı bir başka alan ise haftanın günleridir. Eskiden Kürtlerde hafta başı (haftanın ilk günü) uygulamalarda farklı, farklı belirtilse de adlandırmanın ilk günü Cumartesi’den başlatılmıştır. Şemi (Cumartesi), Yekşem(Pazar), Duşem(Pazartesi), Sêşem(Salı), Çarşem(Çarşamba) Pêşem(Perşembe) Înî veya İnû (Cuma) Şem=hafta başı olması ayrıca Şem-ug evin giriş veya çıkışında sınır noktası olması, aynı zamanda Şem güneş(ışık-gün) anlamında olması konumuzla olan bağlantısını daha iyi pekiştirmektedir. Yek, du, sê…(bir, iki, üç,…) gün(Şem) eklemek ve bu anlamı aynı zamanda hanenin ışık vuran noktasına adlandırması bu toplumun güneşe(ateş-Işık) olan inancını pekiştirmektedir. Yeri gelmişken bazı okurlar hafta başının Cuma veya Pazar olabilirliğini öne sürebilirler. İhtimal dâhilindedir. Înî(Înû), Î-nû= yeni olan anlamındadır. Ayrıca Pazar günü bazı yörelerde Bazar olarak söylenir. Bazar=Bezar aynı zamanda bıkmak, boşlamak, yılmak, sıkılmak, bezmek anlamına gelmesi ile tatil gününü çağrıştırdığına belirtmekte yarar var.
TARİH SÜRECİNDE EŞİK
Anadolu’da Eşik kutsallığı çok gerilere dayanan bir geçmişi var. Ayrıca Anadolu’nun bina yapım tarzlarını ele aldığımızda eşiklerin ağaç olması, Dar kutsallığının ağacı çağrıştırması, Tarq ve evliyaların ağaçtan yapılması, Tuba ağacı ve Türklerde kozmik Ağaç kutsallığı…gibi terimlerle birlikte ele aldığımızda eşiğin kutsallığı bir kat daha önem kazanmaktadır. Buna karşı Hıristiyanlık genellikle Eski Anadolu kültürlerini çalarak kendi inancını üzerine inşa ettiği için Hitit ve Hatti inancını kendine mal etmiştir. Örnek olarak Katedral bir Hıristiyan için dış dünyanın zorlukları karşısında sığınabileceği bir mekândı. Katedralin güvenilirliği oranın dokunulamaz bir kutsal eşik olmasındandı. O eşiği geçtiğiniz anda Tanrı Şehri’ne girer, dünyevi şehri dışarıda bırakırdınız. Kısacası katedral manevi yaşantının taş aracılığı ile somutluk kazandığı bir yerdi. Tarzında hareket eder. Bunu da İsa’nın İncil’de söylediklerine bağlarlar. “Yanmakta olan çalılığın önünde Musa’ya, "Yaklaşma, sandaletlerini çıkar" denildi. Bu Kutsal eşikten yalnız İsa geçebilirdi, O "günahlardan arınmayı sağladıktan sonra" bizi Baba’nın huzuruna çıkarır”
Ayrıca Der=dışarı; re=yol anlamı ile dışarıya giden yol olmasının yanında Hitit ve Hatti döneminde farklı mekânlar için farklı kutsallıklarda kullanılmıştır. E. B. Şapolyon'un "baba" adını bab "kapı"dan türediğini ileri sürdüğünü, ancak bunun makul sayılamayacağını ekler. Ne yazık ki bu son bakış açısı, kısmen de olsa makuldür. Çünkü ilk dağlı tarım uygarlığının vatanı Gorduwana,nın “babaerki" vatandaşları Hurriler, "dağ", papa, Urartular ise baba diye telaffuz ediyorlardı.
Bilge Umar, Luwice Taru/wa'yı "kapı" olarak önerir, ancak bu "kapı"yı "dağ beli/geçidi" olarak açımlar. Yine sayın araştırıcı "Türkiye'deki Tarihsel Adlar" çalışmasında ise, Ter-me'nin "dağ beli, yarma" olduğunun tümevarım yoluyla açıklamasını yapar. Eski Kapadokya dillerinde ise Doru'nun (dağ beli anlamında) "kapı" olduğunu söyler. İlk tarımın dağ yamaçlarında kurulmuş olabileceğini gösterdik. Anadolu'nun, Luwi halkının ilk tarım tanrısı olarak Tarhu/Taru'nun etimolojisini doğru olarak gösteren bir örnektir bu. Ayrıca Luwicede Tar-mi, Hititçede Tar-ma sözcükleri de "dağ zirvesi" demektir. Recep Maraşlı'da Tar sözcüğünün Erzurum yöresinde halk arasında halen "yüksek yer" anlamında kullanıldığını yazıyor ve örnekler veriyor
Adile Ayla, Tar'ın Türkçede "yer" anlamına geldiğini söyler. Adile Ayla "Etrüsklerle İskitler Arasındaki Benzerlikleri VIII. TT .Kongresi Bildiriler, C.1 Bas. 1979 S.291 292)(S. Bulut Arkeoloji'den Demirci Kawa'ya Işık S. 64- 65") Görüldüğü gibi kapı, baba, dem, dar gibi terimler kutsal mekan ve kutsal mekan bölmeleri arasında sürekli bir bağ halinde dönüşmektedir. Kozmik geçiş(kapı) kutsallığı hemen hemen her inançta karşımıza çıkmaktadır. Hatta Hatuşa’daki aslanlı kapının dünyalar arası bir geçiş mekânı olarak kullanma amaçlı inandıklarına dair ihtimali de yok değil.
Ezidi inancındaki eşik kutsallığı Anadolu Aleviliğinde farklı değil. Gerek Türbelerde olsun, gerek ibadethanelerde olsun eşiğe karşı son derece titiz bir uygulama vardır. “Sırlar mekânına girmeden önce, eşik ve kapı yanları üç kez öpülür, ardından kapının eşiğinde oturan ve dualar okuyan şeyhe, Laleş Vadisi için bağışta bulunulur. Eşiğe basmadan içeri girildikten sonra meydanda bulunan `dilek sütunu`nda bağlı bulunan eşarp ve bezlere dualar eşliğinde bir düğüm atılır. Ve 20 adım sol tarafta bulunan Şeyh Adiy`in Sındıruk`una (mezarına) gidilir.(Erol Sever Ezidiler.)






Tarihçiler (Sedat Alp, Ekrem Akurgal) Hattuşa’daki aslanlı kapının üst hatılında(pervaz) tıpkı Konya Eflatun pınar veya Boğaz köydeki fırtına tanrısı gibi taştan yapılmış bir güneş veya boğa figürü olabileceğini ileri sürmektedirler. (Ayrıca Eflatunpınar’da güneşi elleri üzerinde taşıyan semazenlere baktığımızda Mevlevi ve Bektaşi semalarının kimden kaldığını açıkça belli olmaktadır.)








Gerek Sümerlerde, gerek Anadolu’daki Hitit ve Hatti toplamlarında eşik kutsal olarak görülürdü. Sümerler ilk dönemlerde ölülerin kapı eşiğine gömerlermiş. Daha sonra bunu özel ayrılmış bir odaya gömerlermiş. Ve ölü yemeğini de her akşam ayırırlarmış. bu gelenek daha sonra terk edilmiş bir gelenektir.(M. İlmiyaçığ Sümerli Ludrigra) Türk toplumunda doğal olarak eşik kavram olmaması anormal bir olgu değil çünkü Türklerde çadır yaşamı vardır. Doğal olarak da çadırlarda eşik bulunmaz. Mecazi olgusunu kozmik merdivenle ifade etmişlerdir. Yukarda da değindiğim gibi buna karşın Tatarlarda eşik kutsaldır. Türkler eşiğin kutsallığını ve onunla ilgili gelenekleri Anadolu’ya geldikten sonra kazanmışlardır. Yine de bu konuda: “Alevîlikte eşik yola girişi temsil ettiğinden kutsaldır(Yörükan,1998:131), bu yüzden eşiğe basmak günahtır. Meydan Sofasına giderken ilk önce eşik niyaz edilir. Dede ocaklarının eşikleri de kutsal sayılır. Alevîlere göre eşik Hz. Ali’nin sembolüdür. 12 imamlardan birisi eşikte öldürülmüştür. Bu sebepten de eşiğe basmak günah sayılır(Bozkurt,1990:140).”
“Eski Türklerde eşiğin kutsallığı Şamanizm’den gelmektedir. İzmir’in Karşıyaka ilçesi Doğançay Köyünde eşiğe saygısızlık günah sayılmaktadır. Gelin eve geldiğinde eşiğe niyaz yaptırılır. Gelin arabadan indirilince yaşlı birisi damadı ve gelini eşiğe niyaz ettirir. Bu sırada gelinle damat “ Ya Allah, ya Muhammed ya Ali” derler. Sonra geline eve yüz üstü geldin, sırt üstü çıkıncaya kadar yuvanda mesut ol” tarzında nasihatte bulunulur(Türkdoğan,1995:196).”
“Alevîlerde ise tarikat ışık ve bilgisine ulaşmış olmanın anısına, bir alçak gönüllülük ve teslimiyet ifadesi olarak, eşiğin önünde sol diz üzerine çökerek elleri eşiğe koyup her bir eli bir kez öpmek veya eşiğe baş koymak da “eşiği öperek tarikata bağlanmak”demektir(Türkdoğan,1995:196).”
“Eşiğe basmanın uğursuzluk getireceği bütün Türklerde orta inançtır. İlk başta eşiğe basmak kapı ruhu inancını akla getirmekle birlikte eşiğin ağaçtan yapılmış olması ağaç kültünün izlerini taşıdığını akla getirmektedir. Anadolu’nun hemen her tarafına yayılmış yatırların türbelerine kapının eşiği öpülerek girilir(Er,1996:63).”

Küçükken büyüklerimizce uyarılırdık: ‘eşikte oturmayın ve eşiğe basarak içeri girmeyin, dışarı çıkmayın çünkü eşiğin bekçileri vardır. Eşiğin bekçileri olan meleklere basarsınız’ ‘Eve girerken ve evden çıkarken sağ ayakla girin veya çıkın’ denirdi. Hatta eşikte oturduğu için melekler tarafından çarpılmış diye bazı kişiler dedelere ve pirlere götürülür, taşa ya da ipe baktırılırdı. Doğruluktan ayrılan ve bu nedenle cezalandırılan biri olarak görülürdü.
Bazı toplumlarda eşik mecazi olarak evin kadını anlamında da kullanılmaktadır. Bu biraz da Ortadoğu Sami dinlerinden gelen bir inanç olsa da yine de Anadolu’nun Urfa (Reha) bölgesinin bir inanç uzantısıdır diyebiliriz. Hz İbrahim ile oğlu İsmail arasında geçen bir olayda “İsmail’in evde olmadığı bir gün Hz İbrahim evine misafir olarak gelir. Kayınbabasını iç görmediği için tanımayan gelini ona gereken ilgi ve hürmeti yapmaz. Bunun üzerine İbrahim ‘Kocana söyle evi güzel olmuş ama eşiği düzgün değil eşiğini değiştirsin.’ Der ve İsmail eve geldikten sonra mesajı İsmail’e aktarınca İsmail karısını boşar.(Kısası Enbiya s. 88–89” Bu mitolojik bir efsanenin bir parçası da olsa konumuz açısında önem arz eden tarafı “Eşiğin” burada eş anlamına gelmesidir.
İslami etki altında kalan kesimlerde bu yaygındır ama Alevilerde zaman zaman bu anlamda kullanılsa da ağırlıkça batini mana ön plandadır. Bu batini mana ise gerek yukarıda gerek aşağıda belirttiğim tarzdadır.
EŞİĞE ŞAHİT KAPI MODELİ
Dersim bölgesinde aşağıda modeli çizilmiş kapılara rastlamak mümkündü. Modernleşmenin yarattığı tahribat bunu unuttursa da bu hala hafızalarda kayıtlıdır. Kapı önemli bir inanç aynasıydı demek yanlış olmasa gerek. Bugün bu yapı mimarisi kullanılmasa da değinmekte yarar vardır. Dersimde alt eşiğe(5) “Şêmûg” Kapının üst eşiğine “serdar-serdar” denir. Ser= baş; der=deri=kapı anlamına gelir. Ser-der kapı üstü anlamına gelmenin yanında aynı zamanda erkek evin reisi anlamına da geldiğini belirtmekte yarar vardır. Bu aynı zamanda bir sembolle ifade edilmekte idi. Eskiden kapı üstleri boğa boynuzunu andıran hatıllar(3) atılırdı. Bu görünüm zamanla değişti ve düz ağaç (hatıl) kullanılmaya başlandı. Kapı üstüne boğa boynuzu (1) asılırdı. Hatta nazara karşı asılan at nalı (2) bile boğa boynuzu figürü tarzındadır. Kapı üst eşiğin(Hatılın) kenarına bir çıkıntı daha vardı. Bu mumluk(çıraxpe denirdi -4) yangın olmaması için bu genellikle taştan yapılırdı buraya Perşembe akşamları mum yakılırdı. Ayrıca ev yapılırken kapının doğuya bakmasına özen gösterirlerdi ki bu bir önemdi. Ayrıca kapı tokmakları


şeklinde veya

şeklinde olması bir başka önemdi. (6) Güneşi andıran bu şekiller eşikten- ışıktan içeri girmeyi ifade etmekteydi.




1- Bereket ve güç temsili boynuz.
2- Nazar temsili olan nal olarak betimlense de aynı zamanda boğa boynuzu şeklinde olması bir başka önem arz etmektedir.
3- Üst eşik gücü temsil eder aynı zamanda güneşi temsil eder. Kanatlı güneş Anadolulun birçok kazılarında karşımıza çıkmıştır.
4- Mumluk akşamları mum yakma yeri sabah güneşinin de ilk vurduğu yer buraya niyaz (öpme) edilirdi.
5- Alt Eşik. Zıtların kesişim noktası
6- Tokmağı yerleştiremedim. (yukarıdaki şekillerde Pertek, Elazığ ve Malatya yörelerinde rastlamak yaygındı.)
Eklenen Resim Ön İzlemesi
Dosya tipi: jpg resim1.jpg (16,1 KB (Kilobyte), 32x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg resim2.jpg (20,2 KB (Kilobyte), 32x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg resim3.jpg (20,6 KB (Kilobyte), 32x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg resim4.jpg (11,6 KB (Kilobyte), 32x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: jpg resim5.jpg (15,6 KB (Kilobyte), 32x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: png tokmak.png (6,7 KB (Kilobyte), 62x kez indirilmiştir)
Dosya tipi: png tokmak2.png (9,2 KB (Kilobyte), 62x kez indirilmiştir)

Konu Balta tarafından (27-02-2010 Saat 15:23 ) değiştirilmiştir.
Seyfi MUXUNDİ isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 27-02-2010, 14:45   #2
AlevilerBirligi
Seyfi MUXUNDİ
12 Hizmetliler
Aleviler Birligi
Avatar Yok
 
Profil
Üyelik tarihi: 09-03-08
Mesajlar: 160
Üye No: 909
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 2
2 mesaja 3 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: EŞİK (ŞEMUG)




EŞİK VE BATİNİ ANLAMLARI:
Eşik bir nevi Arasat anlamındadır dersek tabiri yanlış değildir. Arasat bazı dinlerde insanların cennet veya cehennem için sorgulamada bekledikleri ara meydan alan demektir. Kabir(mezar) insanların geçici mekânıdır. Bu cümle zaman, zaman kullandığımız veya duyduğumuz bir cümledir. Meydanın görevlileri ve yargıçları çeşitli meleklerdir. Alevilerde sorgu sual yargıcı ve terazi (Nizam) başında bekleyen Oli’dir. Eşik burada adeta kozmik bir geçiş yolu veya tünelidir desek yerinde olur. Yükselmenin ve geçişin noktasıdır. Batini anlamları kendi içinde taşımaktadır. Alevi dışındaki insanlarda Eşik batini olarak nasıl kullanıyor net bilgim yok ama Alevilerde:
a)- İçeri ile dışarının kesişim noktasıdır. (Taraf olmanın gerekliliği iki arada olma bir duruş değil. Dışarı Aleni(Açık), içeri gizlilik (Sır Alemidir.) Eşik arasındaki hattır. Bir nefs hem dışarıya açık hem sır sırrı sır edipte ikisinin arasında duruş sergileyemez. )
b)- Siyah ile beyazın kesişim noktasıdır. (Doğru bir tanedir. Siyah ve beyazın netliğidir. Gri vardır ama doğru olamaz.)
c)-Gece ile gündüzün kesişim noktasıdır. Bu tan vaktidir. (Karanlığı yada Işığı tercih etmek; iki ayrı gerçek. Işık hak ile hak olmaktır. Karanlık kör taassuptur. Eskiden Tan vakti ürperilecek (Xof) bir zaman dilimi olarak görülürdü. Mevlana’nın “Ya göründüğün gibi ol, Ya olduğun gibi görün.” Sözü eşikte durmamanın inancıdır. “Ro Çûye Qeda ne Çûye” -- Gün gitmiş bela gitmemiş.—bu inancın ürünü olsa gerek.). Xof’un bir anlamı Luvi dilinde zayıflık anlamına gelmektedir.
d)- Zahir ile batının kesişim noktasıdır. ((ya zahirde ya da batında yer alacaksın ikisinin orta noktası olmaz.)
e)- Dünya ile Ahretin kesişim noktasıdır. Yani Arasat’tır. (Ölümle- ölümsüzlük arasındaki noktadadır; durulmaz burası sorgu mekânıdır.)
f)- Ben ile Cemal’in kesişim noktasıdır. Bu aynı zamanda bir cemdeki davranıştır. (Tanrı insanı kendi özünden dışarı çıkarıp nazar eyledi. Ezelden beri Hakkın cemalinde saklı idik. Bir zaman sonra öze, yani Cemale döneceğiz. Bu ikisi arası olmaz. Ben ve benden içeri olandır.
g)- Çırak ile ustanın kesişim noktasıdır. (Hak divanında dara durup. Kırk yıl kazanda pişmektir.)
h)-Kul ile hak arasındaki mesafedir. (Hak bize şah damarımızdan daha yakındır. Yada iki kaşın arasından daha da yakındır.—Ki Alevilerin inancında kaş Ali murtezadır (birleşik kaş).—Allah şah damarımızdan daha yakın ise araya hangi aracı yerleşebilir.
h)- Yara ve dosta olan bağlılıktır. Bu konuda sözü Ozan Nesimi’ye verelim. Nesimi bunu bir dörtlüğünde şöyle dile getirmektedir.


Sofular secde ederler
Mescidin mihrabına
Benim ol dost eşiğidir
Secdegahım kime ne


………….
Kısacası Eşik Alevi inancında kutsal olduğu kadar tarihin derinliğinden gelen bir kült olduğunu görüyoruz.

Seyfi MÛXÛNDÎ

Konu Balta tarafından (27-02-2010 Saat 15:24 ) değiştirilmiştir.
Seyfi MUXUNDİ isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 28-02-2010, 02:22   #3
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: EŞİK (ŞEMUG)

Alıntı:
Bilge Umar, Luwice Taru/wa'yı "kapı" olarak önerir, ancak bu "kapı"yı "dağ beli/geçidi" olarak açımlar. Yine sayın araştırıcı "Türkiye'deki Tarihsel Adlar" çalışmasında ise, Ter-me'nin "dağ beli, yarma" olduğunun tümevarım yoluyla açıklamasını yapar. Eski Kapadokya dillerinde ise Doru'nun (dağ beli anlamında) "kapı" olduğunu söyler. İlk tarımın dağ yamaçlarında kurulmuş olabileceğini gösterdik. Anadolu'nun, Luwi halkının ilk tarım tanrısı olarak Tarhu/Taru'nun etimolojisini doğru olarak gösteren bir örnektir bu. Ayrıca Luwicede Tar-mi, Hititçede Tar-ma sözcükleri de "dağ zirvesi" demektir. Recep Maraşlı'da Tar sözcüğünün Erzurum yöresinde halk arasında halen "yüksek yer" anlamında kullanıldığını yazıyor ve örnekler veriyor
Adile Ayla, Tar'ın Türkçede "yer" anlamına geldiğini söyler. Adile Ayla "Etrüsklerle İskitler Arasındaki Benzerlikleri VIII. TT .Kongresi Bildiriler, C.1 Bas. 1979 S.291 292)(S. Bulut Arkeoloji'den Demirci Kawa'ya Işık S. 64- 65")

Sevgili Seyfi Muxundi,

Kirmizi olarak isaretledigim kelime Tor, Toro, Tora,Tora,Tar,Tara,Taro,Taru Dor,Dora,Doro vb. hakkinda yukaridaki arastirmacilar gibi düsünmüyorum.

Bu kelime Boga demektir.Yani Firtina tanrisinin sembolü olan Boga.

Hititlerde, Gök Tanrı/Fırtına Tanrısı

Hatti dilinde "Taru" , Hurri dilinde "Teşup", Hitit dilinde "Tarhu,Tarhuna ya da Tarhunt"

Bu kelime, Firtina, gök, hava, rüzgar,yel, yagmur, simsek, yildirim, bulutlar gibi gök ile ilgili kavramlarin Firtina tanrisi olan ve onunla sembolize edilen,bütünlesen Boga'nin ismidir. Bugün bile ispanyolca, italyanca gibi dillerde Boga, Toro,Doro dur. Ispanya'ya italya'ya bu kelimeyi ve (Boga güresi vs) icerigini tasiyan, Fenike'lilerdir.Fenikelileri ve avrupayi simdi bir tarafa birakalim, asil bizi ilgilendiren,Anadolu ve cevresi olan cografya onu inceleyelim.

Musa'nin ilk ahit olarak isimlendirilen on emirden olusan kitap'inin ismi Tora'dir. Ibranice Torah Hitit firtina tanrisinin ismi neydi?"Tarhu,Tarhuna Tarhunt"Peki Musa'nin kavmi neye tapiyordu? Boga'ya. Simdi benim kafamin icinden gecenleri az da olsa tahmin edebiliyormusun? Tek tanrili din olduklarini iddea edenlerin aslinda tanrilari Firtina tanrisi olan Baal-Bel idi.
Firtina tanrisi ayni zamanda sümerlerde Ay tanrisi (Sin) olarak gecmektedir. Musa'ya verilen emirler Sin-a'daki Tur Ay ve Boga ile iliskili olan sözlerdir.

Esik'e giris bir anlamda buradanda baslar. Hazar türkleri kipcaklar Museviligin Tora kitabini kabul ederler, ikinci ahit'i kabul etmezler.Ikinci ahit'ten yahudilik ve onun devami olan incilden de hiristiyanlik türemistir.

Boga'yi, Sin'i, Firtina tanrisini, Rüzgari yönlendiren Süleyman'i Baal'i-Bel'i Sümer,Hitit, Hattiler ve Fenikeliler ile birlestirdigimiz zaman ortaya aleviligin kadim izleri cikiyor.

Sin-emil asireti ismindeden de anlasildigi gibi Sin, kökünden gelmektedir. Anadolu alevilerinin baal ile ilgili ayni kökten gelen isim, asiret, cografya ve yerlesim merkezleri o kadar cokki, ben buraya siralayabilmem icin iki gün bilgisayarda yazi yazmam gerekir.Sayin Hamza Aksüt'ün son kitabin sadece bir göz attim, asiret ve köy ismi olarak cesitli yerlesim bölgelerinde, 40'a yakin var.

Esik konusu dagilmasin, ben sadece araya biraz not düstüm, cünkü sizin bunlari takip etmeniz, daha derinden kurcalamaniz acisindan önemli buluyorum.

selamlar, saygilar
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 28-02-2010, 02:37   #4
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: EŞİK (ŞEMUG)

Bir önemli not' daha düsmek istiyorum. Alevi cemlerinde hepsi olmasada bazi yörelerde, nur suresinden ve bakara suresinden kisaca bir bölüm okunur. Bakara arapca buzagi demektir. Musanin kavminin Boga'ya taptigi bu surede anlatilir.
Nur: Isik
Bakara : Boga
ile alakalidir. Aslinda, özünde boga ve isik'a yapilan göndermedir sifre'dir.Bunu anlayamayan dedeler islamin özüyüz diye bas bas bagirirlar.Anlayipda kurnazligina kacan asimilasyoncularda ellerinden gelse,
Bakara suresini tamamen okumak icin can atarlar.

Konu Cakirgözlüm tarafından (28-02-2010 Saat 02:38 ) değiştirilmiştir.
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 28-02-2010, 08:59   #5
AlevilerBirligi
Seyfi MUXUNDİ
12 Hizmetliler
Aleviler Birligi
Avatar Yok
 
Profil
Üyelik tarihi: 09-03-08
Mesajlar: 160
Üye No: 909
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 2
2 mesaja 3 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: EŞİK (ŞEMUG)

Alıntı:
Cakirgözlüm Mesajı göster
Sevgili Seyfi Muxundi,

Kirmizi olarak isaretledigim kelime Tor, Toro, Tora,Tora,Tar,Tara,Taro,Taru Dor,Dora,Doro vb. hakkinda yukaridaki arastirmacilar gibi düsünmüyorum.

Bu kelime Boga demektir.Yani Firtina tanrisinin sembolü olan Boga.

Hititlerde, Gök Tanrı/Fırtına Tanrısı

Hatti dilinde "Taru" , Hurri dilinde "Teşup", Hitit dilinde "Tarhu,Tarhuna ya da Tarhunt"

Bu kelime, Firtina, gök, hava, rüzgar,yel, yagmur, simsek, yildirim, bulutlar gibi gök ile ilgili kavramlarin Firtina tanrisi olan ve onunla sembolize edilen,bütünlesen Boga'nin ismidir. Bugün bile ispanyolca, italyanca gibi dillerde Boga, Toro,Doro dur. Ispanya'ya italya'ya bu kelimeyi ve (Boga güresi vs) icerigini tasiyan, Fenike'lilerdir.Fenikelileri ve avrupayi simdi bir tarafa birakalim, asil bizi ilgilendiren,Anadolu ve cevresi olan cografya onu inceleyelim.

Musa'nin ilk ahit olarak isimlendirilen on emirden olusan kitap'inin ismi Tora'dir. Ibranice Torah Hitit firtina tanrisinin ismi neydi?"Tarhu,Tarhuna Tarhunt"Peki Musa'nin kavmi neye tapiyordu? Boga'ya. Simdi benim kafamin icinden gecenleri az da olsa tahmin edebiliyormusun? Tek tanrili din olduklarini iddea edenlerin aslinda tanrilari Firtina tanrisi olan Baal-Bel idi.
Firtina tanrisi ayni zamanda sümerlerde Ay tanrisi (Sin) olarak gecmektedir. Musa'ya verilen emirler Sin-a'daki Tur Ay ve Boga ile iliskili olan sözlerdir.

Esik'e giris bir anlamda buradanda baslar. Hazar türkleri kipcaklar Museviligin Tora kitabini kabul ederler, ikinci ahit'i kabul etmezler.Ikinci ahit'ten yahudilik ve onun devami olan incilden de hiristiyanlik türemistir.

Boga'yi, Sin'i, Firtina tanrisini, Rüzgari yönlendiren Süleyman'i Baal'i-Bel'i Sümer,Hitit, Hattiler ve Fenikeliler ile birlestirdigimiz zaman ortaya aleviligin kadim izleri cikiyor.

Sin-emil asireti ismindeden de anlasildigi gibi Sin, kökünden gelmektedir. Anadolu alevilerinin baal ile ilgili ayni kökten gelen isim, asiret, cografya ve yerlesim merkezleri o kadar cokki, ben buraya siralayabilmem icin iki gün bilgisayarda yazi yazmam gerekir.Sayin Hamza Aksüt'ün son kitabin sadece bir göz attim, asiret ve köy ismi olarak cesitli yerlesim bölgelerinde, 40'a yakin var.

Esik konusu dagilmasin, ben sadece araya biraz not düstüm, cünkü sizin bunlari takip etmeniz, daha derinden kurcalamaniz acisindan önemli buluyorum.

selamlar, saygilar
Sevgili Çakırgözlüm
İddandan doğrusun, ZAten alıntı yaptığım yazarlar (S Bulut, Mebure Tosun Kadier Çelik M.Dargan... ve ötekilerde ) sizin yazdığınızı söylemektedirler , fakat Boğa kavramının yanında yukarıda alıntı yaptığım anlamda da kullanıldığını da ifade etmektedirler. Munzur dergisi 13. ve 14. sayısında Dersimin KUtsal Hayvanı GA Adlı yazımda sizin yukarıdaki iddanızı doğrulayan yazım var zaten.
Sevgili okuyucular bu karşılıklı diyaloklardan dolayı dar tor tora.. kelimeleriyle ilgili ifadeleri çelişkili olarak yorumlamasınlar , kelime her iki anlam da da kullanılmıştır. Bir anlamı boğa bir anlamı kapı bir anlamı da ışık olması biribirini bütünleyen bir nevi "devriyedir" desek yanlış olmaz sanırım
Bakara konusuna da katılıyorum. Ayrıca Bekr(Ki Tayf'lı EbuBekr in adı da buradan gelir) "dişsiz deve yavrusu" anlamındadır.
Araya bu değerli katkılarından dolayı da Sevgili Çakırgözlüm'e teşekkür ederim

Konu Seyfi MUXUNDİ tarafından (28-02-2010 Saat 12:31 ) değiştirilmiştir.
Seyfi MUXUNDİ isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-03-2010, 11:08   #6
AlevilerBirligi
Cakirgözlüm
12 Hizmetliler
GÖZCÜ
 
Cakirgözlüm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
1 mesaja 1 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: EŞİK (ŞEMUG)

Nusayri inancinda Baal ,bab, esik, kapi iliskisi ile izler;

Alıntı:
Dünyada ve Türkiye'de NUSAYRİLİK

Nusayrilik nedir?Hangi topraklarda gelişmiştir? Türkiye'de ne kadar Nusayri var? Nusayrilikte kutsal üçlünün anlamı nedir? Cumhuriyet'ten çarpıcı bir yazı dizisi....

Gül Atmaca'nın Cumhuriyet gazetesi için hazırladığı NUSAYRİLER yazı dizisi...



“Bab” inancı

İranlı Selman-i Farisi Hz. Muhammed'in Medine’ye göç etmesinin ardından ona çok yakın olmuş, peygamberin ölümünün ardından başlayan iktidar mücadelesinde de Emevi ailesine karşı Ali’nin yanında yer almış bir kişidir. Nusayrilere göre Seyyid Silmen yani Selman-i Farisi yani insan değil peygamberin ardından yaratılmış üçüncü nurlu varlıktır. Nasuyri ilahiyatında, “Bab (Tanrıya giden yol-bütün Şii mezheplerinde peygamberliğin ardından gelen kutsal bir makam olarak görülmektedir) olan Selman-i Farisi, Cebrail adlı meleğin ta kendisidir. Bab’dan girilmeden ilaha ulaşılamaz, Muhammed dahi ‘Bab’dan geçerek O’na ulaşır”

Tek Tanrı inancına sahip olan Nusayrilerin “yaratan” olarak üç varlığa inanmaları kimi yazarlarca Nusayri inancının Hıristiyan inancının İslam içindeki bir formu olarak görülmesine sebep olmuştur. Halbuki, üçlü tapınmanın kökeni Hıristiyanlık öncesi döneme kadar gitmektedir. Eski Suriye ya da Fenike paganizminde güneşe, aya ve yıldızlara ya da gökyüzüne tapma vardır. İsmail Kaygusuz’un da belirttiği gibi Tanrısal üçlü, özellikle Palmyra tanrılarını anımsatır; gök tanrısı Ba’al Şamain, güneş tanrısı Malakbel, ay tanrısı Aglibol. Kaldı ki Hıristiyanlıkta esas olan Telis inancı yani baba-oğul-kutsal ruh üçlemesinin kökenini Platon da bulmak mümkün.
http://www.pirsultanabdal.org/dunyad...sayrilik1.html.
Not;Ismail Kaygusuz'un makalesine bakmak icin link;
http://www.alevilerbirligi.com/showp...03&postcount=9

Konu Cakirgözlüm tarafından (10-03-2010 Saat 11:10 ) değiştirilmiştir.
Cakirgözlüm isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 11-03-2010, 13:29   #7
AlevilerBirligi
Varto
Tarikat kapisi Yol Talibi
Aleviler Birliği
 
Varto - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Profil
Üyelik tarihi: 25-02-09
Mesajlar: 38
Üye No: 3049
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 0
0 mesaja 0 kere tşk edildi
Google Reklamlari
saz Cevap: EŞİK (ŞEMUG) -ŞEML VE HUESTUNE ÜZERİNE

Bizler Varto'da eski zamanlarda daha sık olmakla birlikte hala Şeml(é) adlı bir örtü kullanırız.
Şem-le (Şeml) : İçinde değişik renkleri barındıran bir örtü, dokunmuş bez...Bunun "Güneşten gelen" anlamına geldiğini düşünüyorum.Güneş içinde tüm renkleri barındıran bir ışık kaynağı olduğuna göre bu yorum fazla zorlama olmasa gerek.
-----------
Ayrıca bundan aylar evvel hititçe de geçen Huese adlı bir ağacı ben Huestine olarak günümüz zazacasına çevirmiş ve bu hustun'un Türkçe'de "evin direği" olarak çevrildiğini belirtmiştim. Yazıda eşiğin yanısıra bu direğe de gönderme yapılmışken hatırlatma yapmak istedim.




Imzam:
Vartonun Çığlığı
Dünyayı özgür düşüncenin ışığından görebilmek !
Varto isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Alt 29-03-2010, 09:50   #8
AlevilerBirligi
Seyfi MUXUNDİ
12 Hizmetliler
Aleviler Birligi
Avatar Yok
 
Profil
Üyelik tarihi: 09-03-08
Mesajlar: 160
Üye No: 909
Tesekkur
Ettıgınız tşk :: 2
2 mesaja 3 kere tşk edildi
Google Reklamlari
Standart Cevap: EŞİK (ŞEMUG)

Sümerce "demirci" ise SİMUG sözcüğü ile karşılanmaktadır. Hurrice SİMUGA/E Sözcüğünün karşılığı ise “Güneş"tir. Yukarıda ANİBAR'ın "Göksel Aydınlatıcısı", Gök Parlaklığı" karşılıklarının hatırlayalım. İleride göreceğiz, "Gök Tanrısı" Teşub Güneş" demekti ve etimolojisinin köklerinin tapişa/tapaş "gök, gök taşı" olduğu gibi eski Hitit tapa Hititçe tapaşa “ateş, sıcaklık” anlamına geliyordu. ( M. Tosun- K. Yalvaç. Sümer Babil Asur Kanunları ve Ammi Şaduga Fermanı TTK. Bas. Ank. 1975 s.11–12/ S.Bulut "Arkeoloji'den Demirci Kawa/ya Işık" s. 43) Mazgirt bölgesindeki Kürtçede Sımug kutsal bir terimdir. Gözünün feri veya gözünün ışığı anlamında kullanılmaktadır. Sımug ayrıca biz bir kelimeyi daha çağrıştırmaktadır. Kürtçede Eşik=Şemug olarak söylenir. Şemug(eşik) kutsallığı herkesçe bilinen bir gerçek. Ki Şemug’un bir anlamı da ışığın başladığı nokta olması kutsallık özeliğinin tarihsel gelişini ortaya koymaktadır.

Konu Seyfi MUXUNDİ tarafından (29-03-2010 Saat 09:51 ) değiştirilmiştir.
Seyfi MUXUNDİ isimli Üye şimdilik cevrimdisidir   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
eŞİk, Şemug

Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı



Şuanki Zaman: 01:05.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Tr.Çeviri : Balta
Telif Hakkı © 2010 - Tüm Hakları Saklıdır-AlevilerBirligine Aittir.