![]() |
|
|
||||||||
| Zerdüştlük Zerdüştlük hakkinda genel bilgiler |
| dikkat: Bosuna denemeyin |
![]() |
|
|
Seçenekler |
|
|
#1 |
|
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
MECUSİ DİNİ Mecus (Mecusi) kelimenin aslı, eski farsça'dan gelmektedir, eski farsça'da Maguş ve yeni farsça'da Muğ'tan, aramice yolu ile, arapçaya geçmiştir. Arap lugatçilerine göre, Mecus kelimesi, bir cins isimdir; bunların dinine al-Mecusiya denilir. Lugatçılar m-c-s kökünden iştikak eden ikinci ve beşinci vezinleri kaydederler. Lisan ve Tāc el-arus'ta zikredilen bir şiirde, nār Mecusi tabirine rastlanır; Lisan'da iddia edildiği gibi, bu şiirin İmru al-Kays ile al-Tavam al-Yaşkuri tarafından gerçekten müştereken yazılmış olduğu kat'i olarak tahakkuk ederse, bu kelimenin bize kadar gelen en eski arap edebiyatında mevcut bulunduğu kabul edilebilir. Luğatlarda Macūs kelimesi bir has isim olan Minc Kūş'ten iştikak ettirilmekte ve bunlara göre, arapça şagir al-uznayn (küçük kulaklı)'in farsça mukabilini teşkil etmektedir. Minc Kūş adını taşıyan bir şahıs Zerdüşt ile aynı zat değildir. Bilakis o bundan evvel yaşamış olup, ilk olarak, bu dini kurmuştur. Bu izah eski arap alimlerinde görülen bir çok iştikak garipliklerine bir misal teşkil eder (Lisan, VIII, 98 v.d.; Tac al-arus, IV, 245; Lane, Lexicon, bk. Mad). Kur'an'da Macūs kelimes bir kere geçer (22,17) geçer; bir de II, 59 ve V, 73. Her üç yerde de ehl'i kitap zikredildiği halde, Macūs kelimesine ancak 22,17'de tesaduf edilir. Bu ayette bir de ehl'i kitap tabiri içine sokulmasına, tabi'i olarak, hiç imkan bulunmayan müşrik sözü de geçer. İlerde görüleceği üzere, zerdüştiler, islam hukukuna göre, ehl'i kitap muamelesine tabi tutulmaktadırlar; fakat bu görüşün Kur'an'ın hac süresi 17'ci ayetine istinat ettirilmesi mümkün değildir; Kur'an tefsircilerinden (Bayzavi, nşr. Fleischer, sa. 629; Zamahşari, Kaşşāf, sa. 901; Rāzi, Mafātih al-gayb, IV, 554; Nisaburi, Tabari, Tafsir, Kahire tabı, XVII, 74 v.b.)'de Macūs'un, nazari olarak, ehl'i kitap'a dahil olduğuna delalet edebilecek hiç bir işarete tesadüf edilmez. Razi'nin Macūs adı altında, hakiki bir peygambere sahib olmayıp, ancak bir mutanabbi'i takip edenlerin anlaşılması lazım geldiği hakkındaki sözlerinden, onun Macūs'u ehl'i kitap ile müşrik arasında bulunan bir tarikat olarak kabul ettiği düşünülebilir. Nisaburi de üstelik hayır ve şerden ibaret iki esas kabul eden Macūs peygamberinin, hakiki peygamber olmayıp, ancak bir mutanabbi olduğunu söyler; müşrik'lerein ise, ne peygamberleri ve ne de mukaddes kitapları vardır. Arap tarih kitaplarında zerdüştiler bazen müşrik adı ile zikredilir; mesela Balazuri, nşr. de Goeje, sa. 302 v.b., 380, 387 (müşrik); sa. 407 (kuffar). Nihayet Kur'an'ın hac süresi 17'ci ayetin tertip esnasında bu süreye konulmuş olması ihtimali de göz önünde tutulmalıdır (Nöldeke Sehwally, Gesch. d. Qorans, I, 214: bu ayet Medine'de nazil olmuş olmalıdır). İslam hukukunun nazariyesini teşkil eden hadiste de Mecusi hakkında pek mühim bir kayda tesadüf edilmez (Wensinck, Handbook of early Muhammedan Tradition, mad. Mācus). Mecusi, hadisteki esas görüşe göre, ehl'i kitap gibi muamele görüyor ve bundan dolayi cizye ödemekle mükellef tutuluyor. Kuvvetlenmekte olan islam devleti, ameli olarak, başka bir yola gidemezdi. Eğer araplar zerdüştileri sadece "müşrik" olarak kabul edip, onları islamiyeti kabul ile ölümden birini tercih karşısında bırakmış olsalardı, iran'ın istilası imkansız bir hale girmiş olurdu. Daha evvel de Bahrayn'daki zerdüştilere karşı böyle bir tazyikın tatbik edilmesi tamiri güç siyasi bir yanlışlık olurdu. Rivayetlerde böylece bir taraftan Bahrayn'daki zerdüştilerin Peygamber tarafından islamın kabulü ile ölümden birini seçmek mecburiyetinde bırakıldığı zikredildiği halde, diğer taraftan, Abdülrahman b. Avf'in tesbit ettiğine göre, Peygamberin bunlardan cizye almış olduğu bildirilmektedir. Bu son rivayete, daha sonraları, nihai ve kat'i bir şekil olarak, kabul edilmiş ve Peygamberin Mecusi müşrik'ten farklı muamele etmek istemediğini bildiren rivayet ortadan kalkmıştır (Ebu Davud, XIX, 29 = II, 30). Abdülrahman b. Avf, halife Ömer'in iranlılardan cizya alıp-almamak hususunda tereddüt ettiği vakit bu rivayeti nakletmiştir (Balazuri, nşr. de Goeje sa. 267: Abdülrahman'a göre, Peygamber şöyle demiştir: sunnū bihim sunnat ahl al-kitab). Başka bir rivayete göre, halife Ömer ölümünden bir yıl önce Mecusi hakkında Caz b. Mauya'ye göndermiş olduğu bir yazısında, bir sihirbazın öldürülmesini, bir Mecusi'nin karı ve çocuklarından ayrılmasının ve zamzama (zerdüşt dualarının mırıldanması; yeni-farfça, bāc veya baj)'nin yasak edilmesini emretmiştir. Caz b. Mauya bu şidetli emirleri yerine getirmeğe başlamış ve halife Ömer, Abdülrahman b. Avf'in Bahrayn'daki Mecusi'den cizya, almış olduğunu onu inandırıncaya kadar, onlardan cizya almaktan istinkaf etmiştir (Ebu davud, aynı eser; İbn Hanbal, Musnad, I, 190, 194; Sahih-i Buhari, Kahire, 1304, II, 144 v. Dd). Bir de İran elçisine verilen şu cevabı nakleder: "Peygamberimiz bize, siz Allaha ve yalnız ona hizmet edene veya cizya ödeyene kadar, sizin ile mücadele etmenizi emretti". Böylece burada bunlar ehl'i kitap ile aynı dereceye konulmuştur.Zerdüştilerin islam devletindeki mevkilerinin tayini bu mezhep için hadiste en mühim bi nokta teşkil eder. al-Darimi, Faraiz, bab 42'de bir de Zerdüştilerin miras meselesini tanzim eden bir hadis vardır (fakat buradaki kayıt pek vazıh değildir). Müslümanların Zerdüş hakkındaki rivayetleri Zerdüştilerin daha aşağı mertebede bir nevi ehl'i kitap oldukları tasavvuru ile muvazi bir şekilde gürümektedir. Bazı arap müelliflerinin, Zerdüş ve onun talim ettiği din hakkında tabi'i daha iyi malumatları var idi; mesela Balazuri, nşr. de Goeje, sa. 331; burada Macūs rivayetine göre, Zerdüşt'ün Urmiya (Urmiye, İran'ın Azerbaycan eyaletinde bir bölge ve şehir)'den gelmiş olduğu kaydedilmektedir; bir de bilhassa Şahrastani'nin Kitab al-milal (Cureton, sa. 182 v.b.) adlı eseri mühimdir; bu ilmi araştırma fakihler arasında yaşıyan Zerdüştilik hakkındaki tasavvura hiç bir yeni şey eklememekle beraber, malumatını İran menbalarından alan Şahrastani'nin Zerdüş ve Macūs hakkında kısa, fakat itimada şayan bilgi vermiş olmasına işaret etmek lazımdır; o bunlar arasında üç esas mezhep kaydeder: Kayūmarşiya, Zarvāniya ve Zarāduştiya; bunlardan üçüncüsü, onun fikrine göre, Zerdüşt'ün asıl taraftarlarıdır. Macūs, onun doğru olarak kaydettiği gibi, ehl'i kitap değildir ve tesniyeciler gibi, sadece mukades kitaba benzer (şubhatu kitab, sa. 179) vahyimisi bir şeye malik bulunmaktadır. Kaynak: İslam ansiklopedisi, Leyden tabı, mad. Mecus, M.E.B.Y. Pir Ali Baba 28.05.2008 |
|
|
|
|
|
#2 | ||
Tarikat kapisi Yol Talibi
![]() ![]() ![]() ![]()
Üyelik tarihi: 01-05-07
Mesajlar: 606
Üye No: 241
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Alıntı:
Alıntı:
Saygı değer Pir Ali Baba Cizya nedir? Yukarda Müslüman olanlardan ve Müşrik olanlardanda cizya alınıyor. Yani zerdüştiler, islam hukukuna göre, ehl'i kitap muamelesine tabi tutulmaktalar. bunun sebebi nedir? Neden Macūs'u ehl'i kitap ile müşrik arasında bulunan bir tarikat olarak kabul ediliyor? Neden Müslümanların Zerdüş hakkındaki rivayetleri Zerdüştilerin daha aşağı mertebede bir nevi ehl'i kitap oldukları tasavvur ediliyor? Bu tasavvur dogrumu? Hürmetler Saygılar |
||
|
|
|
|
|
#3 | |
Tarikat kapisi Yol Talibi
![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 13-10-07
Ikamet: Berlin/Almanya
Mesajlar: 329
Üye No: 628
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Alıntı:
Cevaben: Sevgili Rayver Can, mevzuumuza girmeden evvel, şu ciheti bilhassa açık şekilde ifade edelim ki, konuyla bağlantılı olarak, soru sorduğunuz için, teşekkür ederim. Bahis mevzuu olan „cizye“ (vergi) konusuna gelince, Fıkıh kitaplarından cizyeden, cihad münesebeti ile, müşrikler islamı kabul etmek veya ölmek şıklarından birini tercih etmekte muhayyer oldukları halde, ehl-i kitap olanlar, cizye vermek suretiyle, kendileri, aileleri ve malları için emniyet ve himaye istihal edebilirler. Bu ahkam Kur'an'ın tevbe süresi, 29'cu ayetine dayanarak ki, meali şöyledir: -„Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın“- Fıkıh, bu ayete istinaden, cizyeyi, hıristiyanlar, yahudiler, mecusiler ve sabi'iler (samiriler) tarafından ödemek üzere, „ferd başına tarh edilmiş şahsi bir vergi“ olarak telaki eder. Sevgilerimle Pir Ali Baba |
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| dini, mecusi |
| Seçenekler | |
|
|