![]() |
|
|
||||||||
| Zerdüştlük Zerdüştlük hakkinda genel bilgiler |
| dikkat: Bosuna denemeyin |
![]() |
|
|
Seçenekler |
|
|
#1 | |
|
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
" Ey ulu yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı, ne olurdu senin mutluluğun! On yıldır mağaramın üstüne yükselir durursun: ışığından ve yolculuğundan bıkardın ben olmasaydım, kartalım ve yılanım olmasaydı! Ama biz seni her sabah bekledik, senden fazlalığını aldık ve kutsadık seni bunun için. Bak! Pek çok bal toplamış bir arı gibi, bilgeliğimden usandım; onu almaya uzanacak eller gerek bana. İnsanlar arasında bilgeler delilikleriyle, yoksullarda zenginlikleriyle bir daha sevininceye dek, vermek dağıtmak isterim. Derinliklere inmeliyim işte bunun için: tıpkı senin akşamları denizin ardına inişin ve altdünyaya ışık iletişin gibi, ey taşkın yıldız! Aralarına inmek istediğim insanların dediği gibi batmalıyım sencileyin. Kutsa beni öyleyse, en büyük mutluluğa bile kıskanmadan bakan ey durgun göz! Taşmaya durmuş kadehi kutsa da altın aksın su ve dört bucağa götürsün parıltısını sevincinin! Bak! Bu kadeh yine boşalmak ister ve Zerdüşt yine insan olmak ister." - Böyle başladı Zerdüşt'ün batışı. Zerdüşt dağdan yalnız indi ve kimseyle karşılaşmadı. Ama ormana girdiğinde, kutlu kulübesinden ormanda kök aramaya çıkmış yaşlı bir adam belirdi birden önünde. Ve şöyle dedi yaşlı adam Zerdüşt'e: "Yabancı değil bana bu gezgin kişi: yıllar önce geçmişti buradan. Adı Zerdüşt'tü; ama değişmiş. O gün külünü dağlara götürüyordun: bugün de ateşini vadilere mi götüreceksin? Kundakçılığın cezasından korkmuyor musun? Evet, Zerdüşt'ü tanıdım. Dupduru gözleri ve ağzında tiksinti hiç yer etmemiş. Oynar gibi değil mi yürümesi? Değişmiş Zerdüşt, çocuk olmuş Zerdüşt, uyanmış biri Zerdüşt: uyuyanlar arasında neyleyeceksin? Sanki denizde yaşardın yalnızlığında ve deniz seni taşırdı. Yazık, kıyıya mı çıkmak istiyorsun? Yazık, gövdeni yine kendin mi sürükleyesin istiyorsun?" Zerdüşt cevap verdi: "insanları seviyorum." "Neden" dedi ermiş, "ormanın ıssızlığına çekildim ben? İnsanları fazla sevdiğim için değil mi? Tanrıyı seviyorum şimdi: insanları sevmiyorum. İnsan fazla eksik birşey bence. İnsan sevgisi yıkım olurdu benim için." Zerdüşt cevap verdi: "Sevgi de ne söz! Ben insanlara armağan götürüyorum." "Onlara birşey verme" dedi ermiş. "Onlardan al daha iyi ve onlarla birlikte taşı, -bu onların daha çok hoşlarına gider: yeter ki senin de hoşuna gitsin! Ve onlara vermek istersen, sadakadan fazlasını verme, onu da dilensinler senden!" "Hayır" diye cevap verdi Zerdüşt. "Ben sadaka vermem. Yoksul değilim o kadar." Ermiş Zerdüşt'e güldü ve şöyle dedi: "Öyleyse hazinelerini onlara kabul ettirmeye bak! Onlar yalnızlardan kuşkulanırlar ve bizim armağanlarla geldiğimize inanmazlar. Adımlarımız sokaklarından pek ıssız çınlar. Ve gece yataklarındayken, güneş doğmadan çok önce birinin geçtiğini işitseler, kendi kendilerine soracaklardır: nereye gider bu hırsız? Gitme insanlara, ormanda kal! Hayvanlara git daha iyi! Neden benim gibi olmak istemiyorsun, -ayılar arasında ayı, kuşlar arasında kuş?" "Peki ormanda ne yapıyor ermiş?" diye sordu Zerdüşt. Ermiş cevap verdi: "Türküler düzüp söylüyorum ve bu türküleri düzerken gülüyor, ağlıyor ve mırıldanıyorum: böyle övüyorum tanrıyı. Türkü söyleyerek, ağlayarak, gülerek ve mırıldanarak övüyorum benim tanrım olan tanrıyı. Peki sen armağan olarak bize ne getiriyorsun?" Zerdüşt bu sözleri işitince ermişi esenledi ve dedi:" Ne vereyim ben size! Çabucak gideyim de birşey almayayım sizden!" -ve ayrıldılar böylece, yaşlı adamla Zerdüşt, iki çocuk gibi gülüşerek. Ama Zerdüşt yalnız kalınca, şöyle dedi gönlüne:"nasıl olur! Bu yaşlı ermiş, tanrının öldüğünü daha işitmemiş ormanında." Zerdüşt ormanın kıyısındaki en yakın kente vardığında, birçok kimseyi pazar yerinde toplanmış buldu: çünkü bir ip cambazının oynayacağı bildirilmişti. Ve Zerdüşt halka şöyle buyurdu: Ben size üstinsanı öğretiyorum. İnsan altedilmesi gereken birşeydir. Onu altetmek için ne yaptınız? Bütün varlıklar şimdiye dek kendilerinden öte birşey yaratmışlardır: peki siz bu büyük yükselişin inişi olmak ve insanı altedecek yerde hayvanlara dönmek mi istiyorsunuz? İnsana göre maymun nedir? Gülünecek birşey, ya da acı bir utanç. İnsan da tıpkı böyle olacaktır. üstinsana göre: gülünecek birşey, ya da acı bir utanç. Solucandan insana dek yol aldınız ve sizde çok şey daha solucandır. Maymundunuz bir zamanlar ve şimdi bile insan, her maymundan daha maymundur. İçinizde en bilgeniz bile uyumsuzluktur, bitki ve görüntü melezidir. Ama bitki ya da görüntü olun mu diyorum size? Bakın, size üstinsanı öğretiyorum! Üstinsan yeryüzünün anlamıdır. İsteminiz desin ki: Üstinsan yeryüzünün anlamı olacaktır! Yalvarırım size kardeşlerim ,yeryüzüne bağlı kalın, ve inanmayın size dünya ötesi umutlardan söz açanlara! Ağı saçanlardır onlar, bilerek bilmeyerek. Hayatı horgörenlerdir onlar, çürüyen ve ağılanmış kişiler, yeryüzü bıkmıştır onlardan: bırakın gitsinler! Bir zamanlar tanrıya karşı işlenen günah en büyük günahtı, ama tanrı öldü, onunla birlikte öldüler o günahkarlar da. Yeryüzüne karşı günah işlemek şimdi en korkuncudur, ve bilinmezin özünü yeryüzünün anlamından üstün tutmak! Bir zamanlar can, gövdeyi horgörürdü: bu horgörme de en üstün şeydi: -can, gövde cılız, iğrenç ve aç olsun isterdi. Böylece gövdeden ve yeryüzünden kurtulmayı kurardı. Ah, bu canın kendisi cılız, iğrenç ve açtı: ve işkence bu canın tutkusuydu! Ama siz de, kardeşlerim, söyleyin bana: gövdeniz, canınız için ne diyor? Canınız, yoksulluk ve kirlilik ve acınacak rahatlık değil mi? Evet, kirli bir ırmaktır insan. Kirli bir ırmağı içine alması ve bozulmadan kalması için deniz olmalı kişi. Bakın, size üstinsanı öğretiyorum: o, işte bu denizdir, onda batabilir sizin büyük horgörmeniz. Yaşayabileceğiniz en büyük şey nedir? Büyük horgörme saatidir. Mutluluğunuzun bile size iğrenç geldiği saat ve usunuzun ve erdeminizin. Dediğiniz saat: "Benim mutluluğum nedir ki! Yoksulluk ve kirlilik ve acınacak rahatlıktır o. Ama varlığı kendisi haklı çıkarmalı mutluluğum!" Dediğiniz saat: "Benim usum nedir ki! Aslanın, yiyeceğine duyduğu özlemi duyuyor mu bilgiye? Yoksulluk ve kirlilik ve acınacak rahatlıktır o!" Dediğiniz saat: "Benim erdemim nedir ki! daha beni çıldırtmadı. Ne kadar bıktım iyiliğimden ve kötülüğümden! Hep yoksulluk ve kirlilik ve acınacak rahatlıktır o!" Dediğiniz saat: "Benim doğruluğum nedir ki! Ateş ve kömür değilim bakıyorum da. Oysa doğrular ateş ve kömürdürler!" Dediğiniz saat: "Benim acımam nedir ki! Acıma, insanı sevenin çivilediği çarmıh değil midir? Oysa benim acımam çarmıha germe değildir." Hiç böyle konuştunuz mu? Hiç böyle haykırdınız mı? Ah, böyle haykırdığınızı duysaydım bir! Günahınız değil, yetingenliğiniz haykırıyor göklere, günahınızdaki bayağılık haykırıyor göklere! Sizi diliyle yalayacak şimşek nerede? Sizi aşılayacak çılgınlık nerede? Bakın, size üstinsanı öğretiyorum: o, bu şimşektir; o, bu çılgınlıktır!- Zerdüşt böyle konuştukta, halktan biri bağırdı: "İp cambazını yeterince dinledik; artık kendisini görsek!" Ve bütün kalabalık Zerdüşt'e güldü. Ama bu sözlerin kendisi için söylendiğini sanan ip cambazı, başladı oyununa. Fakat Zerdüşt halka baktı da, şaştı. Derken şöyle buyurdu: İnsan, hayvanla üstinsan arasına gerilmiş bir iptir, -uçurum üstünde bir ip. Korkulu bir geçiş, korkulu bir geribakış, korkulu bir ürperiş ve duraklayış. İnsanda büyük olan, onun köprü olmasıdır, erek değil: insanda sevilebilecek olan, onun karşıya geçiş ve batış olmasıdır. Ben, yaşamasını bilmeyenleri severim, meğer ki batmasını bileler; çünkü bunlardır karşıya geçenler. Ben, büyük horgörenleri severim, çünkü bunlar büyük saygılılardır ve karşı kıyıya duyulan özlem okları. ben, batmak ve kurban olmak için önce yıldızların ötesinde bir neden aramayanları, yeryüzü birgün üstinsanın olsun diye, kendilerini yeryüzüne kurban edenleri severim. Ben, bilmek için yaşayan ve birgün üstinsan yaşasın diye bilmek isteyeni severim. Böyle ister o kendi batışını. ben, üstinsana ev kurmak, toprak, hayvan ve bitki hazırlamak için çalışanı ve türeteni severim: çünkü böyle ister o kendi batışını. Ben, erdemini seveni severim: çünkü erdem batma istemidir ve özlem oku. Ben, kendisi için bir damla bile ruh ayırmayanı, baştan başa erdemin ruhu olmak isteyeni severim: ruh olarak böyle yürür o köprünün üstünde. Ben, erdeminden eğilim ve yazgı yapanı severim: böylece o, erdemi uğruna yaşamak ister, ya da hiç yaşamak istemez. Ben, bir sürü erdem istemeyeni severim. Bir tek erdem, iki erdemden daha erdemdir, çünkü yazgının asıldığı daha zorlu düğümdür o. Ben, gönlü har vurup harman savuranı severim. -Ne teşekkür bekler, ne de teşekkür eder: çünkü hep verir o ve kendini korumak istemez. Ben, zar kendine uygun düşünce utananı ve soranı severim: "Ben düzenci bir oyuncu muyum yoksa?" -çünkü yok olmak ister o. Ben, işine başlamadan önce altın sözler saçan ve hep söz verdiğinden fazla yapanı severim: çünkü batışını ister o. Ben, gelecektekileri haklı çıkaranı ve geçmiştekileri kurtaranı severim: çünkü şimdikiler eliyle yok olmak ister o. Ben, tanrısını yola getireni severim, çünkü tanrısını sever o: tanrısının öfkesinden yok olması gerekir de. Ben, yaralanmada bile gönlü derin olanı ve küçücük birşeyden yok olabileni severim: böyle geçer o köprüyü seve seve. Ben, gönlü dolup taşanı severim, öyle ki kendini unutur ve her şey onun içindedir: herşey onun batışı olur böylece. Ben özgür ruhlu ve özgür yürekli olanı severim: böylece kafası, yüreğinin yalnız içi olur, ama yüreği batmaya zorlar onu. Ben, insanların üstünde asılı o kara buluttan tek tek düşen ağır damlalar gibi olan herkesi severim: onlar şimşeğin gelişini haber verirler ve haberci olarak yok olurlar. Bakın, ben şimşeğin habercisiyim ve buluttan düşen ağır bir damlayım: oysa şimşek, üstinsandır. Zerdüşt bu sözleri söyledikten sonra, yine halka baktı ve sustu. "İşte ordalar," dedi gönlüne, "işte gülüyorlar: beni anlamıyorlar, ben bu kulaklara göre ağız değilim. Gözleriyle işitmeyi öğrenmeleri için, kulaklarını mı patlatmalı? Dümbelek gibi, vaiz gibi ötmeli? Yoksa yalnız kekemeye mi inanırlar? Onların gurur duydukları birşeyler vardır. Onları gurrulandıran şeye ne diyorlar? Kültür diyorlar, -bu onları keçi çobanlarından ayırıyormuş. İşte bundandır, kendileri için "horgörme" sözünün kullanılmasından hoşlanmazlar. Ben de gururlarına sesleneyim bari. Onlara en horgörülesi şeyden söz açacağım, "bu, son insandır." Ve halka şöyle buyurdu Zerdüşt: İnsanın, kendine bir erek edinme zamanı gelmiştir. İnsanın en yüksek umudunun tohumunu ekme zamanı gelmiştir. Toprağı bu iş için yeternce verimli daha. Ama bu toprak bir gün yoksullaşacak ve güçten kesilecek ve hiç ulu ağaç yetişmeyecek onda. Yazık! İnsanın, özlem okunu insandan öte salamayacağı ve yayının, vınlamayı unutacağı zaman geliyor. Size diyorum: hora tepen bir yıldız doğurabilmek için, kişinin içinde kargaşa olmalı daha. Size diyorum: daha var sizde bu kargaşa. Yazık! İnsanın artık yıldız doğuramayacağı zaman geliyor. Yazık! En horgörülesi adamın, kendini artık horgöremeyenin zamanı geliyor. Bakın! Size üstinsanı gösteriyorum. "Sevgi nedir? Yaratma nedir? Özlem nedir? Yıldız nedir?" -böyle sorar da son insan, göz kırpar. Yeryüzü artık küçülmüştür ve üstünde, herşeyi küçülten son insan sıçramaktadır. Toprak piresi gibidir o, kökü kurutulamaz: son insan, en uzun ömürlüdür. "Biz mutluluğu bulduk" -böyle derler de son insanlar, göz kırparlar. Güç yaşanan bölgelerden ayrılmışlardır: kişiye sıcaklık gerekir de. Komşu daha sevilir ve ona sürtünülür: kişiye sıcaklık gerekir de. Sayrı düşmek ve kuşkulu olmak günahtır onlarca: sakınarak yürünür. Budaladır, daha ayağı taşlara ya da insanlara takılıp sendeleyen! Arasıra biraz ağı: tatlı düşler kurdurur bu. Ve çokça ağı sonunda, tatlı bir ölüm için. Daha çalışılır, çünkü iş eğlencedir. Ama eğlencenin zarar vermemesine bakılır. Artık zengin ya da züğürt olunmaz: ikisi de pek sıkıntılıdır. Kim buyurmak ister daha? Kim söz dinler: ikisi de pek sıkıntılıdır. Bir sürü ki çobansız! Herkes aynı şeyi ister, herkes aynıdır: başka türlü duyan, deliler evine gönüllü gider. "Eskiden bütün dünya deliymiş" -böyle derler de en inceleri, göz kırparlar. Akıllıdırla ve olup biten herşeyi bilirler: alaylarının sonu gelmez böylece. Daha bozuşulur, ama hemen barışılır, -yoksa mideleri bozulur. Gündüz için küçük hazları ve gece için küçük hazları vardır: ama sağlığı sayarlar. "Biz mutluluğu bulduk" -böyle derler de son insanlar, göz kırparlar.- Zerdüşt'ün, "öndeyiş" de denen ilk konuşması burda sona erdi: çünkü bu sırada kalabalığın bağrışması ve sevinci, sözünü kesti. "Bize ver bu son insanı, ey Zerdüşt" diye bağrıyorlardı, "bu son insanlardan eyle bizi! Üstinsanı biz sana bağışlarız sonra!" Ve bütün kalabalık çılgınca seviniyordu ve dudaklarını şapırdatıyordu. Ama Zerdüşt üzüldü ve gönlüne dedi: "Beni anlamıyorlar: ben bu kulaklara göre ağız değilim. Anlaşılan pek fazla kalmışım dağlarda, pek fazla dinlemişim dereleri ve ağaçları, şimdi keçi çobanlarına söz söyler gibi konuşuyorum onlarla. Durgun gönlüm ve duru, sabahleyin dağlar gibi tıpkı. Oysa beni soğuk sanıyorlar ve korkunç şakalar yapan alaycının biri. Ve işte bana bakıyorlar ve gülüyorlar: ve gülerken benden nefret ediyorlar. Gülüşleri buz gibi." Derken bütün ağızları susturan ve bütün gözleri fal taşı gibi açtıran birşey oldu. Çünkü bu arada ip cambazı oyununa başlamıştı: küçük bir kapıdan çıkmış, iki kule arasına ve pazar yerinin ve halkın üstüne gerili bir ip boyunca ilerliyordu. Tam yarı yoldayken, küçük kapı bir daha açıldı ve alaca bulaca giysiler içinde, soytarıya benzer biri uğradı dışarı ve öncekinin ardından hızlı hızlı yürüdü. "İleri, seni topal seni", diye haykırdı korkunç sesi, "ileri, seni miskin, sinsi, saz benizli seni! Yoksa ayağımın altına alırım seni ha! Bu kuleler arasında ne işin var? Senin yerin kulenin içi, kitlemeli seni, kendinden üstün olanın yolunu tıkıyorsun!" -Ve her sözle birlikte gittikçe yaklaşıyordu öndekine: fakat bir adım kala, bütün ağızları susturan ve bütün gözleri fal taşı gibi açtıran o şey oldu: şeytan gibi çığlık kopardı ve yolunu tıkayan adamın üzerinden atladı. Fakat beriki, rakibinin kazandığını görünce, başı döndü ve ipini şaşırdı; attı sırığını ve sanki bir kol ve bacak çevrintisi gibi, sırıktan daha tez, daldı derine. Pazar yeri ve halk, fırtınaya uğramış bir deniz gibiydi: kalabalık darmadağın olmuş, hele gövdenin düşeceği yerde, birbirine girmişti. Fakat Zerdüşt yerinden kıpırdamadı ve gövde paramparça ama henüz canlı, yanı başına düştü. Az sonra, yaralı kendine geldi ve Zerdüşt'ü yanında diz çökmüş gördü. "Ne yapıyorsun öyle?" dedi sonunda. "Şeytanın bana çelme takacağını çoktandır biliyordum. Şimdi cehenneme sürükleyecek beni: ona engel olacak mısın?" "Şerefim hakkı için, dostum," diye cevap verdi Zerdüşt, "bu söylediğin şeylerin hiçbiri yoktur: ne şeytan var, ne cehennem. Canın, gövdenden bile önce ölecektir: hiçbir şeyden korkma artık!" Adam gözlerini kuşkuyla kaldırdı. "Söylediğin doğruysa" dedi sonra, "hayatımı yitirmekle hiçbirşey yitirmiş olmayacağım. Ben, dayakla ve bir lokma yiyecekle oyun öğretilmiş bir hayvandan fazla birşey değilim pek." "Ne demek" dedi Zerdüşt, "sen tehlikeyi iş edindin, bunda horgörülecek ne var. Şimdi de işin yüzünden ölüyorsun: bunun için seni kendi elimle gömeceğim." Zerdüşt bunu söyledikten sonra, can çekişen adam daha fazla karşılık vermedi; yalnız, teşekkür için Zerdüşt'ün elini arıyormuş gibi, elini kımıldattı. Bu sırada akşam oldu ve pazar yeri karanlığa büründü: derken halk dağıldı, çünkü merak ve yılgı dahi yorulur. Ama Zerdüşt, yerdeki ölünün yanına oturdu ve düşünceye daldı: böylece zamanı unuttu. Sonunda gece oldu ve soğuk bir yel, yalnızın üstünden esmeye başladı. Derken doğruldu Zerdüşt ve gönlüne dedi: Gerçek, Zerdüşt iyi balık tuttu bugün! İnsan değil tuttuğu, ceset. Tekin değil insan varlığı ve hala anlamsız: soytarının biri yıkım olabilir onun için. Ben insanlara, varlıklarının anlamını öğretmek istiyorum: Üstinsandır bu, - o kara buluttan, insandan çakan şimşek. Ama ben onlardan uzağım daha ve benim düşüncem onlara birşey söylemiyor. Ben onlara göre daha deliyle ceset arası birşeyim. Karanlıktır gece, karanlıktır yolları Zerdüşt'ün. Gel, soğuk ve katı yoldaş! Seni kendi elimle gömeceğim yere götüreyim. Zerdüşt bunu gönlüne dedikten sonra, cesewdi sırtladı ve yola koyuldu. Daha yüz adım gitmemişti ki, bir adam sokuldu yanına ve kulağına fısıldadı, - bakın hele! kuledeki soytarıydı bu konuşan. "Git bu kentten, ey Zerdüşt" diyordu, senden nefret eden pekçok burada. İyilerle doğrular senden nefret ediyorlar, seni düşman ve kendilerini horgören biri sayıyorlar; hak dine inananlar senden nefret ediyorlar ve seni kalabalık için tehlike sayıyorlar. Talihin varmış ki, sana güldüler: Gerçek, soytarı gibi konuştun. Talihin varmış ki, şu ölü köpekle arkadaşlık ettin; böylece alçalarak yakayı kurtardın bugün. Ama git bu kentten, yoksa yarın üstünden atlarım, -bir diri bir ölünün üstünden nasıl atlarsa." Bunu dedikten sonra adam kayboldu: ama Zerdüşt karanlık sokaklardan yoluna yürüdü. Kentin kapısında mezarcılarla karşılaştı: onlar meşalelerini yüzüne tuttular, Zerdüşt'ü tanıdılar ve hayli alay ettiler. "Zerdüşt ölü köpeği götürüyor: ne hoş değil mi Zerdüşt'ün mezarcı olması! Ellerimiz bu kebaba dokunamayacak kadar temizdir de. Zerdüşt şeytanın lokmasını mı aşırmak istiyor? Peki! Afiyet olsun! Şeytan, Zerdüşt'ten daha usta bir hırsız olmasa bari! -o, ikisini de aşırır, ikisini de yer! Ve gülüştüler ve başbaşa verdiler. Zerdüşt buna birşey demedi ve yoluna yürüdü. Ormanlar ve bataklıklardan öte iki saat yol aldıktan sonra, kurtların aç ulumalarını o kadar dinledi ki, kendisi dahi acıktı. Derken, ışığı yanan bir evin önünde durdu. "Açlık" dedi Zerdüşt, "beni haydut gibi bastırıyor. Ormanlarda ve bataklıklarda bastırıyor beni açlığım, ve derin gecede. Ne tuhaf huyları var açlığımın. Çokluk, yalnız yemekten sonra gelir bana, bugünse hiç gelmedi: nerdeydi ki?" Ve bunun üzerine Zerdüşt, evin kapısını çaldı. Yaşlı bir adam çıktı; elinde ışık vardı ve sordu: "bana ve tedirgin uykuma gelen kim?" "Bir diriyle bir ölü" dedi Zerdüşt. "Bana yiyecek içecek birşey ver, gündüz yemeyi unuttum. Açları besleyen, kendi gönlünü canlandırır: böyle der bilgelik." Yaşlı adam gitti, ama çabucak döndü, Zerdüşt'e ekmek ve şarap sundu. "Burası açlara göre biryer değil" dedi, "onun için burda oturuyorum. Hayvanla insan, ben yalnıza gelirler. Yoldaşına da yedirip içirsene, o sende yorgun." Zerdüşt cevap verdi: "yoldaşım sağ değil, ona kolay kolay yemek yediremem." "Bana ne," dedi yaşlı adam ters ters, "kapımı çalan, verdiğimi almalı. Yiyin ve uğurlar olsun!" Bunun üzerine Zerdüşt, yola ve yıldızlara bel bağlayarak iki saat daha yürüdü: çünkü gece yürümeye alışıktı ve uyuyan herşeyin yüzüne bakmayı severdi. Fakat tan ağırırken, Zerdüşt kendini sık bir ormanda buldu, yol yoktu görünürde. Derken ölüyü, bir ağaç kovuğuna yerleştirdi -kurtlardan korumak istiyordu- Kendisi de toprak ve yosun üzerine uzandı. Ve hemen uykuya daldı, gövdesi yorgun, gönlü durgun. Uzun zaman uyudu Zerdüşt ve yüzü üzerinden yalnız tan değil, sabah dahi geçti. Ama sonunda gözleri açıldı: şaşmış, baktı Zerdüşt ormanın ve sessizliğin içine; şaşmış, baktı kendi içine. Derken, birdenbire karayı gören bir gemici gibi, çabucak doğruldu ve sevinçten bağırdı: çünkü yeni bir gerçek görmüştü. Ve gönlüne şöyle dedi: "İçime bir ışık doğdu: yoldaşlar gerek bana, diriler, -istediğim yere götürebileceğim ölü yoldaşlar ve cesetler değil. Beni, benim istediğim yere, kendi istekleriyle izleyecek diri yoldaşlar gerek bana. İçine bir ışık doğdu: sözünü halka değil, yoldaşlara yöneltecek Zerdüşt! Sürünün çobanı ve köpeği olmayacak Zerdüşt! Niceleri sürüden çekmek, -bunun için geldim ben. Halk ve sürü bana kızacak: çobanlar, haydut diyecekler Zerdüşt'e. Ben çobanlar diyorum ya, onlar kendilerine iyiler ve doğrular derler. Ben çobanlar diyorum ya, onlar kendilerine hak dine inananlar derler. İyilere ve doğrulara bakın! En çok kimden nefret ediyorlar? Kendi değer levhalarını parçalayandan, bozandan, yasabozandan: -oysa o, yaratıcıdır. Bütün inançların erlerine bakın! En çok kimden nefret ediyorlar? Kendi değer levhalarını parçalayandan, bozandan, yasabozandan: -oysa o, yaratıcıdır. Yoldaşlar arar yaratıcı, cesetler değil ve sürüler ve inançlar değil. Yaratma arkadaşları arar yaratıcı, yeni levhalara yeni değerler kazıyanları. Yoldaşlar arar yaratıcı ve hasat arkadaşları: çünkü ona göre herşey, hasada hazırdır. Ama yüz orağı yok: bu yüzden başakları yolar da, canı sıkılır. Yoldaşlar arar yaratıcı, oraklarını bilemesini bilenleri. Yıkıcılar denecek onlar için, iyi ile kötüyü horgörenler denecek. Oysa hasatçılar ve bayram edenler onlardır. Yaratma arkadaşları arıyor Zerdüşt, hasat arkadaşları ve bayram arkadaşları arıyor Zerdüşt: sürülerden ve çobanlardan ona ne! Ve sen, ilk yoldaşım benim, uğurlar olsun! Seni ağaç kovuğuna iyice gömdüm ve seni kurtlardan iyice sakladım. Ama senden ayrılıyorum: vakit erişti. İki tan arası, bana yeni bir gerçek geldi. ne çoban olacağım ben, ne mezarcı. Halka söz söylemeyeceğim artık: ben ölüyle son kez konuştum. Yaratıcılara, hasatçılara, bayram edenlere katılacağım: gökkuşağını göstereceğim onlara ve üstinsana çıkan merdiveni. Tek-barınanlara söyleyeceğim türkümü ve çift-barınanlara; ve her kimde işitilmemiş için kulak varsa, mutluluğumla ağırlaştıracağım onun yüreğini. Varacağım ereğime, ben kendi yolumu yürüyorum: duraklayanların ve geride kalanların üzerinden atlayacağım. benim ilerleyişim, onların batışı olsun böylece!" Güneş tam tepedeyken, gönlüne söylediği buydu Zerdüşt'ün: derken sorarcasına yukarı baktı, çünkü başının üstünde bir kuşun tiz çığlığını işitmişti. Bakın hele! Bir kartal havaad geniş değirmiler çizerek uçuyordu ve ona bir yılan, ev gibi değil, dost gibi asılmıştı: çünkü yılan, kartalın boynuna dolanmıştı. "Bunlar benim hayvanlarım!" dedi Zerdüşt ve yürekten sevindi. "Güneşin altındaki en gururlu hayvanla güneşin altındaki en bilge hayvan, -araştırmaya çıkmışlar. Zerdüşt daha sağ mı, bilmek istiyorlar. Gerçek, sağ mıyım daha? İnsanlar arasında yaşamayı, hayvanlar arasında yaşamaktan daha tehlikeli buldum; tehlikeli yollarda yürüyor Zerdüşt. Bana hayvanlarım yol göstersinler!" Zerdüşt bunu der demez, ormandaki ermişin sözlerini hatırladı, iç çekerek şöyle dedi gönlüne: "Daha bilge olsam! Baştan aşağı bilge olsam, yılanım gibi tıpkı! Ama ben olmazı istiyorum: onun için hep bilgeliğimle yürümesini dileyeyim gururumdan! Ve bilgeliğim beni birgün yüzüstü bırakacak olursa: -ah, kaçmaya bayılır o!- gururum deliliğimle kaçsın o zaman!"
|
|
|
|
|
|
|
#2 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Degerli canlar...
Kendisi aslen sünni bir Türk olan İsmail beşikçi.. aleviliği yeniden tanımlıyor.. ve bazı sözde Alevilerde, Buna sünninin alevilik algılayışını kabul edip.. Binlerce yıldır var olan.. aleviliği kitapsız, peygambersiz.. ne olduğu belirsiz. ordan bir parça burdan bir parça çoban salatası olduğunu savunuyorlar.. Tabi burda su soruyu öncelikle sormak gerekir: Yüzyıllarca Aleviler,Ya Allah,Ya Muhammed,Ya Ali demeleri ,ibadetlerinde ve cem evlerinde dillerinde Allah’ı hiç eksik etmeyeler mi ? Aleviliği daha iyi bilir,yoksa cem evinin kapısında içeri girmemiş ve hayalinde Alevilerle ilgili senaryo yazanlar mı? Aleviliği daha iyi bilir.? "..Alevilik ,doğal dinler kategorisinde yer alan kendine özgü,ayrı bir dindir. …islamla alakası yoktur...Alevilik Tüm Semavi dinlerden önce başlayan,yani geçmişi Budizm’e de, Brahmanizm’e de, Zerdüştlik’e de belli ölçüde Şamanizm’e de,Mazdekçilik’e de,Babekçilik’e de dayandırılabilecek bir din dir. Devamla” Aleviliği İslâm’ın özü,versiyonu, tarikatı veya mezhebi olarak görmek son derece yanlıştır…yeni bir kompozisyon olarak ortaya çıkan,heterodoks gizli bir dindir….Alevilikte peygamberlik olayı yoktur…Alevilerin kitabı yoktur. Alevilerin kitabı da,erkanıda, deyişide, gulbangıda kendi dini önderlerinin yarattığı ürünlerdir…. Aleviler,Ali’yi kurtarıcı özlemine bir sembol yapıyor…Gerek Ali’yi, gerekse 12 İmamları,gerekse Ehl-i Beyt olgusunu yanı Hıristiyanlıkta, İsa neyse, Alevilikte Ali odur…Ali softa bir yaşam sürdü.Kadınlı erkekli semah tutmaz,ibadet yapmazdı. İçki içmezdi.Saza hoş bakmazdı. Oysa Aleviliğin yarattığı Ali kültü tam zıddıdır…" Mehmet bayrak- iklim Gazetesi 21. sayı) Şimdi Gerçeklerinde gün ışığına çıkarılması açısından bilimsel anlamda Aleviliği diğer dinlerle karşılaştırma ve analiz yapma gereği duyulmakta.. Alevilik-Zerdüşlük İlişkisi var mıdır? 1-Zerdüştlük Ön Asya'da gelişen İslâm öncesi inançtır. Zerdüştilik, Musevilik, Brahmanizm ,ve diğer Orta Doğuda din ve inançların birleşiminden oluşmuştur. 2-Bütün dinler ahlaki bir toplum ve örnek insan amacını gerçekleştirmeye çalışırlar,ancak farklı yöntemler,farklı eğitim süreçlerini izlerler. Bu farklılıklar tapınma,ibadet usullerinde (ritüllerinde)vardır. Bu bağlamda Zerdüştlükte de yedi kademeli eğitim sistemi vardır. Budizm deki,”sekiz dilimli yol” adlı eğitim sistemi bulunur. 3-Zerdüştlükte Ateş ve ışığa tapılır.. Bu anlamda güneş ve aya secde edilir... ve tapılır.. 4- Yine Zerdüşlüğü oluşturan, Manihezm ve Budizm’de ki din adamlarının toplumdan soyutlama ilkesi vardır..Din adamları çalışmazlar, toplumdan soyutlanma ve geçimlerini dilenerek yada başkalarının yardımıyla sağlama vardır. 5- Budizmde etin ve hayvansal ürünlerin yenmemesi ,toplumdan soyutlanma,üretime katılmama, Tüm dünyevi yaşamdan soyutlanma.. hayata ve yaşama direngen olma esastır.... Alevi-bektaşi İnancında ise: 1-Alevi-Bektaşi islam İnancının, , Kitabı Kur'an, Allah'a kul, Hz. Muhammed'e bağlı, Hz. Ali 'ye talip,Ehl-i Beyt yolunu süren,yani Kur’an-i ve İslâm’i Hz..Ali gibi anlayan ve on iki imamlar gibi inancı sürdürenlerdir.. Bu bağlamda Evlad-ı Resul dede-babalarının Pirlerinin izinde olandır.. 2-Alevilikte Dört Kapı , Kırk Makam vardır. Tevhit, nübüvvet, imamet, velâyet, adalet, mead vardır... 3-Alevilikte dört kapı, kırk makam her kapıda on makamı var. Edep, erkan, on iki hizmet var, ocağın kutsallığı var, ateşe ve ışığa tapılmaz. Alevlikte çerağ uyu andırma, dinlendirme, sır etme vardır. Ay ile güneşin kutsallığı her inançta olduğu gibi Alevilikte de var... Ama bu asla tapınma yada ilah edinme şeklinde olmayıp, batıni anlamları vardır.. ( Güneş muhammed, Ay Ali'dir) 4-Alevi-bektaşi inancında zerdüşlüğün aksine.. çalışmak ,üretmek, toplumdan kopmamak, kazandıklarını paylaşmak esastır.. 5-Budizm deki,”sekiz dilimli yol” adlı eğitim ile Alevilik edep,erkanından farklıdır. Alevilik yol öğretisindeki dört kapı,kırk makam, on iki hizmet, cem, ikrar tutma, musahiplik vb. diğer inanç ritülleri ile anılan eğitim süreci arasında da hiçbir benzerlik yoktur. 6-Alevi-bektaşilik, tavşan eti, domuz ve leş yemeyi yasaklarken... Zerdüşlüğün inanç kaidelerini oluşturan, Budizmde etin ve hayvansal ürünlerin tümünün yenmesi yasaktır... Evet şimdi gerçekçi olalım alevilikle zerdüşlük yada zerdüşlüğü oluşturandiğer dinler arasında bir benzerlik var mı* ben göremiyorum.. görebilen beri gelsin? Saygı ve sevgilerimle |
|
|
|
|
|
#3 | |
Tarikat kapisi Yol Talibi
![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 14-04-07
Yaş: 21
Mesajlar: 670
Üye No: 165
Ettıgınız tşk :: 0 1 mesaja 1 kere tşk edildi |
alevi inacını islamla özdeşleştirmeye veya islamın bir alt yorumu olduğunu söylemeye çalışmak yanlış olur alevilik bildiğiniz üzre islamdan çok önce de vardır ve islamın tüm asimilasyonlarına karşı kendisini örttüğü sırrını sakladığı örtünün altında kayboluştur
alevilik inancında tanrı ahiret cennet cehennem inancı yoktur aliye muhambede inanmaz tüm bunlar örtünün tam kendisidir alevililer hakka inanırlar hak insanların kalplerindeki bir noktadır aleviler birbilerinin kalplerine taparlar düşünün islamda ki çok evlilik neden alevilik de yoktur neden aliyi muhambed den ön palanda tutarlar çünkü aleviler evliliği kutsal görürler ve tek evlilik esastır çok evlilik muhambed yerine tek evlilik yapmış aliye sempati duyarlar aslında ali ile de ilgileri yoktur bu da örtünün bir parçasıdır örtünün altındaki sırda ise sadece 4 kapının sonuncusu olan hakikat vardır hakikat insanın bir su damlasından hak yani insan oluşudur bu sırdır bunu da bilim açıklıyor diğer tüm şeyler teferruat ve örtüdür alevilik insan-ı kamil anlayışına dayanır buna ulaşmak için geçilen şeriat tarikat marifet kapıları tamamen yalandır son kapı gerçektir son kapıda öğrenilen ise ilk üç kapının yalan olduğu sadece basamak olduğudur son kapı sır kapısıdır ona ulaşan da tanrı ahiret cennet cehennem anlayışı din diyanet anlayışı kalkar sadece bilim kalır işte hakikate ulaştığında yunus emrenin yazdıkları unuttum din diyanet kalktı benden bu ne mezhepdürür dinden içeri derviş adın edindim derviş donun donandım yola baktım utandım her işim yanlış benim aleviliğin büyük sırrını öğrenmek isteyenler için şu kitabı tavsiye ederim bu kitap kaynaktır "damlanın içindeki gerçek alevilerin büyük sırrı" ünsal öztürk
|
|
|
|
|
|
|
#4 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Alevilik nedir? Ne değildir?
Bugün Alevilik nedir diye? Söyle bir araştırmaya kalksak.. binlerce kitap, makale ve yazı arasında kayboluruz ve inanınızki bildiklerimizi de unuturuz... Öyle çok yalan yanlış bilgi varki... İçinden çık, çıkabilirsen... Birinin söylediği diğerini tutmuyor... Her eline kalem alan kendine göre aleviliği tanımlıyor... yazıyor çiziyor... Kimisi alevilik ayrı bir dindir? diyor... Kimisi alevi Kur'an'a Peygambere, Hz. Ali'ye inanmaz diyor... Bizim Alimiz farlıdır, Arapların Ali'si değildir diyebiliyor? Aralarında Ali'siz aleviliği savunan mı arasınız? Alevilik bir yaşam felsefesidir diyen mi? Al birini vur ötekine Ama kimsenin aklına Bu yol ve erkanı Kuran dede'lerimizi Pirlerimizi dinlemek O ulu kimselerden yolumuzu öğrenmek gelmez... Hatta çoğumuz aşağılarız... Öyle değil mi? Oysa Yüzlerce yıldır Cem yürüten... Ya Allah! Ya Muhammed! Ya Ali ! Diyen seyidlerimiz mi, Aleviliği daha iyi bilir? Yoksa ne olduğu... neye inandığı bile belli olmayan kimseler mi? |
|
|
|
|
|
#5 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Öncelikle belirtmek gerekirki...Herkesin inancı kendinedir... Kimse kimsenin inancını sorgulayamaz.. Ancak hiçbir kimsenin de
"...Ben böyle inanıyorum.. Alevilikte böyledir diyip.." yüzyıllardır.. var olan bir inancı kendine uydurmaya değiştirmeye yozlaştırmaya hakkı yoktur... Sizde hatırlasınız.. Bu ülkede bir zamanlar Refah partisi lideri olan Erbakan çıktı.. "Ali'yi sevmek Alevilikse ben de Aleviyim.." dedi... Bu ve benzeri sözleri Tayip Erdoğanda... Şevket Kazan da ve daha niceleri söyledi.. Bizim inancımız.. İslam yorumumuz bu kadar basite alınacak.. Hatta dalga geçilecek kadar ayağı mı düştü?... Hayır.. Bizim inancımız... 4 Kapı Kırk Makam Desturu üzerine kurulu... islamı şeklen değil öz olarak anlama ve hayatına geçirmeyi.. İnsan-ı kamiller yaratma ideali olan zorlu bir yoldur.. Degerli canlar... Genel olarak... Alevilik üzerine yapılan tanımları incelediğimizde Üç tür Alevilik anlayışı yada algılaması olduğu görülür: 1- Alevilik islam dışıdır... İslamiyetle ilgisi yoktur... *** Bu görüşü savunanlara göre Alevilik: İslamla ilgisi yoktur, Allah'a... Hz Muhammed'e , Hz. Ali'ye İnanmazlar, Hz. Ali diye bilinen kişi Arapların Alisidir.. O katildir.. Bizim İnandığımız Ali başka bir alidir... İslamın Ali'si ile ilgisi yoktur... *** Yine Bunlara göre Kur'an yalandır uydurmadır.. Hz. Muhammed akıllı bir tüccardır, Kur'an-ı kendi kafasından uydurmuştur... Peygamber kadınlarla gününü gün eden şehvetperes bir insandır.. Kutsallığı yoktur... Üzülerek okuduğumuz Alevilik ile ilgili yukardaki görüşler...son 15-20 sene içerisinde suni olarak geliştirildi.. Pek tabi ki bunun halk arasında pek kaile alındığı yok.... Ama üzülüyorum ki bu tür görüşleri ciddiye alan genelde üniversite gençliğinin bir kısmı...ve Pirini yolunu kaybetmiş.. rüzgarda savrulan bir grup biçare... Degerli canlar pek tabidir ki her insan istrediği biçimde istediği şekilde inanır...Yada inanmaz kimseyi kınamıyoruz eleştirmiyoruz.. Fakat bir insan "....Ben Allah'a inanmıyorum... Ben Peygamber Tanımam... Kur'an benim kitabım değil... Hz. Ali arapların alisidir ve katildir gibi söylemler geliştirip sonrada ben " Aleviyim" dememeli..." Aleviliği yeni öğrenecek değiliz.. Alevilik yıllardır var olan bir islam dairesinde var olan bir yorumdur... Bu tür görüşlerin klasik Alevilikle hiç bir alakası yoktur... bu nedenle bu görüşleri benimseyenler kendilerine başka adlar bulmalı yada hangi allaha... peygambere inanıyorlarsa ve kutsal kitapları, peygamberleri kimse açıklamalılar... Bunu açık açık söylemeliler böyle saçma sapan ipe sapa gelmez söylemleri Alevilik adı altında yapmaları doğru değil... Ne yazıkki öyle bir zamana asra düştük ki... Alevilik hem içerden hem dışardan yıpratılmaya ... Başkalaştırılmaya çalıştılmaktadır.. Kimisi ben aleviyim demekte aynı zamanda ben Hz. Ali'ye inanmam o arapların Alevisidir.. O katildir.. bizim Ali'miz başkadır.. demekte.. peygambere şehvetperest diyebilmekte.. Allah'ı red etmekte.. Kur'an yoktur diye bilmektedir.. Degerli Canlar.. öyle bir dezenformasyon saldırısı var ki alevilik üstüne... Bazen bizim hızımız bile yetişemiyor... Bu görüşü savunanlara: ***Kusura bakma ama..Allah'a ... Kur'an'a inanmayan... Peygamber'i tanımayan... cennet cehennem'e imanı olmayan.. bir kimse Alevi olabilir mi? Ancak Ateist olabilir... Ve açık olun Utanmayın.. Alevilik arkasına saklanmayın... ben Ateistim diyiverin.. Ama bu söylemlerle sakın Aleviyim.. demeyinnn.. Çünkü böyle bir Alevilik yok.. *** Hz. Ali'den.. İmam Hasan'dan Hz. Hüseyin'den.. . 12 İmam'lardan.. Hacı Bektaşı Veli'den yada herhangi bir Alevi Ulusundan sizin şu yukarıdaki sözlerinize benzer bir açıklama var mı? Allah Eyvallah, Seyhen İlallah |
|
|
|
|
|
#6 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Degerli canlar...
Hangi Alevilik? ile ilgili olarak Bir başka Alevilik algılaması ise şudur..... 2-Alevilik, islam ile eski inanışlar karışımı heteroks bir dindir? *** Bu görüşe göre ise Alevilik.. İslamla ilgili olmayan .. fakat içerisine islamıda katan.. gelmiş geçmiş bütün eski inanış ve dinlerin karışımıdır.. bu anlamda Alevilik islamdan önce vardı... ve islam dinininden daha eskidir... Öncelikle hemen belirtmek gerekirse.. Hz. Adem'dem Hatem-i Enbiya'ya yani Muhammed Mustafa'ya kadar din tekdir.. ve Adı İslam'dır... ***Bu güne kadar geldiği Kutsal Kitaplarin hepsinde söylenen, 124 bin Peygamber'den hangisi bir öncekini yalanladı... Hz. İsa .. Hz. Musa'yı inkar etti mi?.. yada Musa Peygamber Hz. Davud'u?... Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür? Çünkü hepsi Hakk katında Dinin tek olduğunu ispatlar.. Yani Bütün Peygamberleri.. tek bir Yaratan'ın gönderdiğini... *** Kur'an-ı Kerim.. Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar olan bütün peygamber'lerin Hakk katından geldiğini beyan eder... ve Tastikler... Ayrı ayrı dinler getirdiğini değil.. İnsanlık tarihi boyunca hep aynı hakikatleri.. gerçekleri beyan eden .. Hükümlerini ortaya koyar... Ez-cümle...İnsanlığın var oluşuyla birlikte var olan tek din İslamdır... Yani dünyaya Hakk katından ayrı ayrı (Hıristiyanlık.. yahudilik.. veya başka) dinler gelmemiştir.. Tek bir din gelmiştir o da İslam.. Hz. Muhammed bu bağlamda diğer Peygamber'leri inkar ederek başka bir İlahtan din getirmemiştir.... O sadece Din'i tamam kılmıştır.. Bundan sonra Peygamber ve kitap gelmeyecektir... Yine...Aksi taktirde.. başka başka dinler getiren ve peygamberler yollayan Tanrı... yanılan.. hata yapan olurdu..Geleceği bilemeyen olurdu.. Oysa Tanrı herşeyi bilendir... Alevilik algılaması konusunda son değineceğim benimde katıldığım... Görüş ise... Hz. Ali'in 12 İmam'ların ve Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli yolu olan 4 kapı Kırk makam Düsturu üzerine kurulu ...Ehl-i beyt yolu Alevi-islam anlayışıdır... Bu anlamda : 3-Alevilik, İslamın özdür. Türk ve Anadolu halklarının islamı yorumlayış şeklidir. Alevilik... İslamın Türk ve Anadolu halkı yorumudur..Nasıl.. İslamın Acem ve fars yorumu şiilik.. Arap yorumu sünnilik ise... Alevilikte Türk ve Anadolu halkı yorumudur...Bu bağlamda arap islam anlayışı olan sünnilik içinde arap gelenekleri ve görenekleri nasıl bulunuyorsa yada iran islam anlayışı olan şiilik içinde Acem ve fars kültürü nasıl baskınsa.. Anadolu Aleviliği içinde de Türk ve Anadolu halklarının kültürleri yaşam tarzları ve dünya görüşlerinin bulunması doğaldır... Alevilik bir mezhep yada hizip değildir.. Kur'an-ı Kerim'in yorumlanmasıdır... Yani Tarikat yada "Yol" demek daha doğru.. Din ise tekdir... Hepimiz İslamız-Mü'miniz... "...Sorma be birader mezhebimizi Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır Çağırma Meclis- Riyaya bizi Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır..." Bu bağlam da Alevi şu kimseye derler : ***LA İLAHE İLALLAH MUHAMMEDEN RESULULLAH ALİ-ÜL VELİULALLAH DİYENDİR... ***Alevi .. Allah'a İnanan.. Hz. Muhammed'i Peygamber olarak kabul eden... Hz. Ali''ye ve Ehl-i Beyt'e tabi ve yolunda olan kimselerdir... Ve bizler öyle kimseleriz ki... Bizler İslamın özü... Guruhu Nacilerdeniz... Peygamber'e Sordular.. Ya Habibullah! Senden sonra kime uyalım?.. Kimin peşinden gidelim?.. Hz. Muhammed Mustafa Buyurdu ki...; “Güneşe uyun, onda arayın hidayeti..... “Güneş batınca aya..... Ay batınca Zühre’ye.... Zühre de batınca iki kutup yıldızına uyun.....diyordu. Bu hidayet nurlarının kimler olduğunu sorusuna da Hz. Resulullah.ın.. cevabı şu olmuştu: — Ben Güneşim..... Ali aydır.... Fatıma Zühre (Venüs).... ve Hasan ile Hüseyin de iki kutup yıldızıdır... Allah Eyvallah |
|
|
|
|
|
#7 | |
12 Hizmetliler
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Ettıgınız tşk :: 0 1 mesaja 1 kere tşk edildi |
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#8 |
Tarikat kapisi Yol Talibi
![]() ![]() ![]() ![]()
Üyelik tarihi: 01-05-07
Mesajlar: 606
Üye No: 241
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Mollalar ve Şurakaları
Sanal bir invazyonla Provakatif ve arsızca Sitemize saldırmaktalar bunlara çeşitli kereler cevap verildigi halda kendi probağandalarını yapmaya devam etmektedirler. Amaçları üzümyemek degil. Aklısıra bagcıyı dövmektir. Bunlara fırsat vermemek için bunlara artık cevap verilmemesi ve kopyaladıkları zulumatları onlara geri iyade etmek ve def etmektir. Hakkın laneti üzerlerine olsun |
|
|
|
|
|
#9 | |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Alıntı:
2- Siz hiç hayatınızda, semahı, kırkları ve ayini cemi savunan ve bunların kanıtlarını Kur'andan getiren, Şİİ, MOLLA, SÜNNİ gördünüz mü? lütfen birbirimize haksız yere iftira atacağımıza, yolumuzu ve erkanımızı öğrenelim.. benim söylediklerim, yüzyıllardır var olan ayini cemlerimiz değil mi? yine başta İmam cafer Buyruğumuz olmak üzere bütün alevi-bektaşi kaynaklarında yazmıyor mu* 3- Pir Sultan'dan, Hacı Bektaş tan, ve daha nice ulularımızdan farklı ne söylüyorum.. 4- Oysa Allahsız, peygambersiz, kitapsız hatta Ali'siz bir aleviliği savunan siz mi aleviliği yozlaştırıyorsaunuz ben mi?... Kim söyleyin.. Böyle alevilik nerde var.. 5- Aleviliği 12 İmam'ın ve evladı- resul dede ve pirlerimizn izinden koparıp, biz 1000 tanrılı sümerlerin hitilerin dinindeniz islaml alakamız yok asimilasyon değil mi* Konu Dede-baba tarafından (24-07-2008 Saat 11:38 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
#10 |
xxxxxxxxxxxx
![]() ![]() ![]() ![]()
Üyelik tarihi: 09-07-08
Mesajlar: 720
Üye No: 1323
Ettıgınız tşk :: 0 1 mesaja 1 kere tşk edildi |
Sevgili Dede Baba
Sevgili can, yazitlarina atiflara bulunarak, bu konulari da yerinde inceleyen,bir cok konularda arastiran,inacsal/sosyal/tarihsel tüm bulgu ve belgeleri karistirarak var olan bizlerin cem ,erkan hakk meydani bunlarin hic birisini Kur`anda ve Islamda bulamazsiniz, Kurán tek ve yorumlanmaz, Bunu Hz Ali Acik sekilde Nechul Belaga da bizzat kendisi kesin sekilde anlatarak, Kur´´an bir bütün oldugunu ve emirlerinin kesin oldugunu aciklamistir, Imam Cafer kendisi bir fikih dehasidir, ve asla bir buyruk veya baska bir kitabi yazmamistir, Ortalikta var olan 6 Buyruk 1500 yillarda Sah Ismail tarafindan yazdirilmistir, Kizilbas/Alevi yol erkaninda Allah/muhammet/Ali cok farkli tanimlanair. Nedenlerini tarihsel olaylari incelenirse gayet acik görülür. Kaldiki Pir lerimizin deyislerinin icerisinde Sir olarakta belirtilmistir. Olaylari sosyolojik acidan degerlendiririsek,din,inac,ibadet denilen tapim bicimleri,bahs ettigin olgular ile taban tabana zittir. Ayrica Hz Muhammed sadece ben peyganberim demistir.Diger hic kimse Diger peygsnberler böyle bir deyim kullanmamistir,eski Ahdi kutsi kitaplarda görüldügü gibi özellikle Tevrat Hz Musa, Tura dagindan gelirken 20 emirden yarisi kirilip yarisi kalmistir, Kurán yüzde 90 tevrattan alintidir, simdi Hicri süresinde kitaplari biz indirdik ve onlarinda korucusu biz demistir, Kalkip hic kimse demesin Tevrat degistirildi veya yok edildi. Kutsi kitaplar hala ortadadir. Sizden ricam eger bir degerlendirmek yapiliyor ise Felsefe/Tarih/Yasam iyi incelenmeli! Insan ne dir kimdir nasil bir yapisalliga sahiptir incenlenmeli Körü körüne yapilan degerlendirmeler, tezahürünü yitirirler,isbati olamazlar. Karanliktan giden, yolu secilemez. Isik bizim ilkemizdir, tarihte bu konuda en iyi bilgin Halil Öztopraktir, diger yazarlar onun cömezi bile olamazken, Islamin Özü biziz diye , savundugu Islam bile onu Kurtaramamistir, Gercekci , olalim,Islam ülkeleri asinadir, ortadadir, zaman ile sirasi gelince acik ve net sekilde Kizilbas/alevilik Tanimini, islevini ibadetini , inac yapisini kurallarini Islam ile karsilastirirlarak,terazide muahkamesi yapilacaktir.Bu belge bilgi bizlerde mevcuttur. Tüm detaylari ile karsilikli saygi sevgi cercevesinde yapilir. Cok kisa size bir Pir deyimi.Bu bizi acikca net anlatiyor, Söyleki "Alemde mesud olan bu devran/Tekamül icindir kemale dogru/Her nokta cevval her zerre raksan/Ucar gider visale dogru" nefesinde dile gelenler, insanligin;Kizilbas ca da yapilabilecek olan bir hal tercemesidir. Bunlari birlikte bir cözelim ve sonra dar cenberden cikarak daha genis boyuta yasadigimiz evreni /dünyayi bir gör ilkesi ile Akil/Us ile gönül gözü cercevesinde görelim. Saygilarim ile Insan sevgilerim ile Amistofes. Konu Amistofes tarafından (24-07-2008 Saat 12:43 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
#11 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
[quote=Amistofes;62543]Sevgili Dede Baba
Sevgili can, yazitlarina atiflara bulunarak, bu konulari da yerinde inceleyen,bir cok konularda arastiran,inacsal/sosyal/tarihsel tüm bulgu ve belgeleri karistirarak var olan bizlerin cem ,erkan hakk meydani bunlarin hic birisini Kur`anda ve Islamda bulamazsiniz, Kurán tek ve yorumlanmaz, quote] Acaba yanılıyor olabilir misiniz diye söze başlayıp, Kur2andan kanıtlar getirsem ne dersiniz.. Kur’an’dan herkesin farklı şeyler anlaması, bu farklılıklar aşırı düzeyde dahi olsa, Tanrı’ının insanları ve insanlığı tekdüzeleştirmemek, farklı yorumların oluşumuna imkan sağlamak için Kur’an’ı deyim yerindeyse bilinçli olarak / isteyerek elastiki / batıni anlamlarının olması Tanrı’nın insanlara rahmetidir. Yani Tanrı, bizzat kendisi insanların / müslümanların farklı fikirlere / farklı din anlayışlarına sahip olmalarını murad etmektedir. Bu anlamda islam sadece Sünninin ve iran mollası şiinin anladığı değildir.. Alevi-bektaşi Kur'an ve islam anlayışıda sünnilik ve şiilik kadar kaynağını Kur'an'dan alır.. bunun en büyük kanıtı Bizzat Kur'anın kendisidir.. farklı farklı anlayışların olmasını Kur'an istiyor.. Bakın Yüce allah Kur'anında ne diyor.. "..Sizlerden her biriniz için, ayrı bir yol ve bir yöntem/şeriat belirledik Allah dileseydi sizleri elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihan etsin diye böyle yapmamıştır.. " (MAİDE Suresi: 48) Alevi / Bektaşilerin Kur’ an’a yaklaşımları ise son derece farklıdır. Alevi / Bektaşiler, Kur’an’ın yüzeysel anlamından ziyade içsel anlamının önemli olduğunu savunurlar. Kur’an’ın pek çok ayetinin Sünni ve Şiilerce yanlış anlaşılmakta olduğuna inanırlar. Onların, sadece yüzeysel / zahiri / dışsal anlamlarla yetindiklerini, içsel / batıni anlamlara ulaşamadıklarını ileri sürerler. Nitekim Kur’ an’ın yüzeysel / zahiri anlamlarının yanında içsel / batıni anlamlarının da olduğunu bizzat Kur’an’ın kendisi söylemektedir. Nitekim Ali İmran Suresinde şöyle denilmektedir: “…Onun ayetlerinin bir bölümü muhkem ( anlamı açık ) dir. Onlar kitabın anasıdır. Öbür ayetlerse müteşabih ( içsel anlamı olan ) tir… Onun yorumunu ise ancak Tanrı ve bilimde derinleşenler bilir…” ( Ayet:26 ) Ayrıca yine Zümer Suresi’nde şöyle denilmektedir: “ Allah, sözün en güzelini, birbirine benzer iç içe anlamlar içeren ( mesani ) / batıni anlamları olan bir kitap halinde indirmiştir…” (Ayet: 27 ) Bu ve bunun gibi pek çok ayet Alevi / Bektaşilerin savlarının dayanağıdır. Aleviler, Kur’an’ın gerçek yorumunun ve içsel anlamının başta Hz. Ali olmak üzere tasavvufi derinliği olan kişilerce keşfedildiğini / keşfedilebileceğini savunurlar. Nitekim Hz. Muhammed, Hz. Ali’yi ilim şehrinin kapısı olarak nitelemiş ve ona Kur’an’ı anlamak noktasında en yüksek payeyi vermiştir. Onu kendi yerine vasi tayin etmesi de bu nedenledir. Kuşkusuz Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in yerine vasi tayin ettiği bir kişiden daha iyi hiç kimse yorumlayamaz. Bu nedenledir ki, Hz. Ali, “ene Kur’an - u natık “ yani “ Ben konuşan Kur’an’ım.” Demiştir. Alevi / Bektaşi inancına göre Hz. Ali, Kur’an’ın ta kendisidir. Bugün Kur’an’dan anlaşılan yazılı bir belgedir. Ancak Hz. Ali o yazılı belgenin konuşan, cisimleşmiş ve muşahhas halidir. Alevi / Bektaşilerin Hz. Ali’yi gerçek Kur’an / mücessem ve müşahhas Kur’an olarak gördüklerinin en edebi ifadelerinden biri Virani Baba’ya aittir: “ Ali İncil, Ali Tevrat, Ali Zebur, Ali Kur’an, Ali Fazl’ur - Rahman, Ali’dir sümme vech’ul-lah.” Allah Eyvallah Not Yazın oluşturulurken yararlanılan kaynak:http://www.alevieten.com/oud/news/index.php?Archive=54 |
|
|
|
|
|
#12 | |
12 Hizmetliler
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 15-04-07
Ikamet: Almanya
Mesajlar: 2.256
Üye No: 172
Ettıgınız tşk :: 0 1 mesaja 1 kere tşk edildi |
Alıntı:
Aleviligi islammis gibi gösterebilme ugrasini verirken, dayanak olarak sarildiginiz deyisler,Hulul,devriye,tenasuh,enel-hak,teslis (ücleme) gibi inanc ögelerini islam da gösterebilmek mümkün degildir. Nefes harceyleme salma araya Bir özün bilmeze bildiremezsin Müşteri olmadan gelip geçene Gel al demeyinen aldıramazsın Ne güzel kapıdır görünen kapı Ordan gelir geçer kulların hepi Yüzbin emek çeksen yapılmaz yapı Kumdan duvar örme kaldıramazsın Derviş Alim derki koyman hayını Herkes beğenmiştir kendi huyunu Dibi delik kaba hakkın suyunu Taşıyıp yorulma dolduramazsın Alevi deyislerinin batini sirlarini anlamayan yada anladigi gibi yorumlayan dedebaba, Ne güzel kapıdır görünen kapı Ordan gelir geçer kulların hepi Yüzbin emek çeksen yapılmaz yapı Kumdan duvar örme kaldıramazsın Kumdan duvar Arabistanda var. O kapi da hangi kapi biliyormusun? Bilemezsin.. Dogus kapisi, dogus.. |
|
|
|
|
|
|
#13 | |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Alıntı:
Tasavvuf'u herkes anlayamaz..sözcüklerin zahirine, bakan dinden çıkar, Bu nedenle tabi yukarıdaki dizeleride açıklama gereği doğdu sanırım.. hem çakırcalı için, hemde bütün canlar için; Münkirlere sözün kar etmeyeceği bellidir. İnançsızların, müminleri / Alevileri, Ali'den ayırmaya güçleri yetmeyecektir. Onların Ali'ye duyulan sevgi ve bağlılığı idrak edecek güçleri de yoktur. Kişi idrak edemediği şeyleri inkar edermiş. Bu nedenledir ki, onların Ali yolunu anlamalarını ve benimsemelerini beklemek boşunadır. Bakın Kaygusuz Abdal'ın Ali sırrını nasıl bir nefesinde nasıl açıklıyor: "Ali' ye ismullah derler Yüzüne secde ederler Taş yerine koyarlar Koyamazsın demedim mi ? Bu Kaygusuz ezeliden Himmet almış ol veliden Oku ilmini Ali'den Doyamazsın demedim mi ? " [/B] Alevi / Bektaşi, Hz. Ali'ye tarifsiz bir sevgiyle bağlıdır. Öyle ki, onu sevmek, dindir, imandır. Nitekim Hazreti Muhammed, " Ali'yi seven beni sever, beni Seven Allah'ı sever." diye buyurarark Ali sevgisinin İslam dinindeki önemini belirttimiştir. Hazreti Ali,Tanrı'nın en sevgili kullarındandır. Onda üstün nitelikler vardır. Bu üstün nitelikler ona Tanrı tarafından verilmiştir. O, seçilmişlerdendir. O, Tanrının rızasını kazanmış / murtaza olanlardandır. O, evveldir. O, ahirdir. O, batındır. O, zahirdir. O, candır. O, canandır. O, dindir. O, imandır. Hazreti Ali,peygamberimiz Hazreti Muhammed'in amca oğludur. Kızı Fatıma ile evlenerek damadı olmuştur. Bu evlilikten Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin dünyaya gelmiştir. Hazreti Fatıma, Hazreti Ali, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, Hazreti Muhammed'in ehlibeytidir. Diğer toplumlar içinde, Türklerin Hazreti Ali'ye büyük bir sevgi duydukları bir gerçektir.. Bu sevginin oluşumundaki temel etken, Onun halifeliği döneminde İslam ordularının Türkistan'daki harekatını durdurmuş, hatta Horasan'ı tahliye etmiş olması gösterilmektedir.. diğer üç halife döneminde Horasan kadar giden islam orduları, her yeri yakıp yıkmış, bir çok Türkü kılıçtan geçirmiştir. Hazreti Ali Kur'an-ın gerçek yorumcusu ve batını bilendir... Bugün şeriat ülkelerinde uygulanna eski arap adetlerinden, el kesme cezasının Hazreti Ali tarafından yasaklandığı da belirtilmektedir. Ali sözcüğünün anlamı " yüce" dir. Adının anlamındaki yücelik onun özel olduğunun da göstergelerinden biridir. Ondaki yücelik Tanrı'dandır. Nitekim Alevi / Bektaşiler, Onda ilahi / tanrısal özellikler olduğuna inanırlar. Bu inanış, Alevi karşıtları tarafından Hazreti Ali'nin tanrılaştırıldığı ve putlaştırıldığı suçlamasına zemin teşkil etmiştir. Oysa bu suçlama yersizdir. Çünkü Alevi / Bektaşi inanışının omurgasını oluşturan " vahdet – i vücud " anlayışı ve Tanrı'nın insanda tecelli ettiği düşüncesi, bu inanışın yani Hazreti Ali'nin tanrısallığı inancının temelini oluşturmaktadır. İnsan Tanrı'dan bir parçadır. Nitekim Tanrı, " Biz insana ruhumuzdan üfledik." Buyurmaktadır. Hazreti Ali'deki tanrısallık da böyle anlaşılmalıdır. Aynı zamanda unutulmaması gereken hususlardan biri de " ALİ " sözcüğünün Allah'ın doksan dokuz adından biri olmasıdır. Aleviler Tasavvufi değişlerinde," Ali " adını aynı zamanda bu anlamda da kullanmaktadırlar. Resulullah Buyurdu ki... ]" Göğe çıktığımda (Mi'racım da), Yüce Tanrı şöyle buyurdu: Ya Muhammed! sana ve Ali'ye (Ali ... Yüce Ulu anlamında olup.. Allah'ın Esma-ül Hüsnalarından biridir) isimlerimden birer isim verdim... ismim zikredildikçe sizde zikroluyorsunuz.. Mahmud benim... Muhammed sensin... Alüy'ül- A'la benim... kendisi de yüce olan Ali'dir... Ey Muhammed! seni Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'i Nurumdan Nur gölgeleri olarak yarattım... Sonra sizlerin velayetinizi göklere ve iki yeryüzüne sundum... Kim sizin velayetinizi kabul etti ise Hidayete ulaştı... Kim ki inkar ettiyse delalete ... Küfre sapmış oldu..." Allah Eyvallah Devam edecek: not: Yazın oluşturulurken yararlanılan kaynak:http://www.habercem.com/haberdetay.a...5&Categoryid=4 |
|
|
|
|
|
|
#14 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Bu dünyanın evvelini sorarsan
Allah bir, Muhammed Ali dir Ali Sen bu yoldan sahibini ararsan Allah bir , Muhammed Ali dir Ali "Yer yoğiken, gök yoğiken var olan, Arş yüzünde kandildeki nur olan, Gahi merkez olup, gahi yer olan, Ali'dir ki, şah – ı Merdan Ali'dir. " PİR SULTAN ABDAL Daim fikrimde zikrin, ya Muhammed , Ya Ali. Gönlümün evinde şükrün, ya Muhammed, ya Ali. Tanıyamaz kendi özün seni yakın bilmeyen Alemin ayinesisin, ya Muhammed ya Ali." ŞAH HATAİ Degerli canlar, Hz. Ali'nin tanrısallığı, Bu forumun başında mevlana'da en güzel ifadeyle yerini bulur.. Ancak biz teorik açıklamalarımıza. aşağıdaki alıntılarla devam edelim.. Allah'a verilen kimi sıfatları, Aleviler, Hazreti Ali için, kullanıldığı kullanmaktadır.Pek çok deyiş / nefeste Hazreti İmam Ali, Allah için kullanılan "rahman, rahim, onsekizbin alemi vareden, yaradan, yağmuru yağdıran, şimşeği çaktıran vb. " olağanüstü özellikte bir yüce kişilik olarak anılmaktadır... Alevi / Bektaşi inancına göre Hazreti Muhammed miraçta, sidret'ül- müntehada Allah'ı onyedi – onsekiz yaşında bir delikanlı suretinde görmüştür ki bu delikanlı Hazreti İmam Ali'den başkası değildir. Yani Allah, Ali suretinde belirmiştir, tecelli etmiştir. Başka bir deyişle Hazreti İmam Ali, Allah'ın yansımasıdır. Nur- u rahman'dır. Bu hususiyet miraçnamelerde gayet serahatle anlatılmaktadır. Peki Alevi-Bektaşiler, Aliilahçı mıdır* yani biz hz. Ali'ye tanrı diye tapıyormuyuz.. Bu sır dolu değişlerin hikmedi nedir? Ali Tanrı mıdır? Ali nasıl Tanrı olur? Hazreti Ali'nin tanrısallığı Alevi / Bektaşi teolojisinin , Temeildir. Aslında hepimiz, Tanrı'nın bir parçası, ve Tanrıdan geleniz.. Bu manada Hz. Ali ile siz yada bizlerin hiç bir farkı yoktur şöyleki Alevi-bektaşi, Tasavvuf anlayışına göre: Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı insanın tanrısallığı ile birlikte düşünülmelidir. Büyük Alevi mistik düşünür Hallac – ı Mansur'un " ene'l- hak " deyişindeki gizem insanın tanrısallığı gizemidir. Biliyoruz ki, zamanın müftüleri ve din egemenlerinin gözünde Hallac – ı Mansur, kafirdi, kendini Tanrıya ortak koşan, TANRILIK İDDİASINDA BULUNAN bir müşrikti. Nitekim malum olduğu üzre bu nedenle KATLİNE FERMAN VERİLDİ. Ene'l- Hak inancı, kamil insan / insan – ı kamil mertebesindeki hak erenlerinin sırrıdır. Bu sırrı anlamak için o mertebeye vasıl olmak lazımdır. Zahirilik gurbetinin en ücra bölgelerinde dolaşan yani vuslattan nasip alamamış olan şeriat ehlinin "ene'l- hak " inancını ve insanın uluhiyetini idrak etmesi olanaksızdır.Yaratan – yaratılan ayrılığını ortadan kaldırıp "vahdet- i vücud " ilkesi gereği tüm evrende olduğu gibi insanda da Tanrıyı gören, Hazreti İmam Ali'nin yüzünü, vech'ullah / Allah'ın yüzü olarak tavsif eden Alevi / Bektaşi inancı bu özgünlüğüyle bambaşka bir güzelliğe ve derinliğe sahip bulunmaktadır. Sonuç Olarak: 1. Hazreti İmam Ali'nin kişiliği tanrısaldır. Bu tanrısallık " vahdet – i vücud " anlayışı çerçevesinde düşünülmelidir. 2. Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığının kaynağı Kur'ansaldır. Kutsal kitabımız Kur'an – ı Kerim'de " Biz insana ruhumuzdan üfledik. " denilmek suretiyle insandaki tanrısallığa ve insanların içinden seçilmiş olan resuller ve nebilerle birlikte ehlibeytin ve oniki imamların uluhiyetine işaret edilmektedir. Nitekim, ehlibeytin masumiyeti / günahsızlığı ve dolayısıyla tanrısallığı Ahzab Suresi'nde apaçık bir biçimde ortaya konulmaktadır. 3. Başta Sünni ve Şiiler olmak üzere diğer İslami ekollere mensup çevrelerin Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı inancı nedeniyle Alevi / Bektaşilere yönelik mütecaviz tutumları kaale alınmamalıdır. Mümin olmanın gereği teslimiyettir. Alevi olmak demek, Aleviliğin tüm inanç esaslarına hiçbir kuşkuya düşmeden sarılmak demektir. Hazreti İmam Ali'nin tanrısallığı da Alevi / Bektaşiliğin birincil inanç esaslarındandır. Bu inanca bağlılık ve teslimiyet Alevi olmanın şartlarındandır. yararlanılan Kaynak:http://www.habercem.com/haberdetay.a...5&Categoryid=4 |
|
|
|
|
|
#15 |
xxxxxxxxxxxx
![]() ![]() ![]() ![]()
Üyelik tarihi: 09-07-08
Mesajlar: 720
Üye No: 1323
Ettıgınız tşk :: 0 1 mesaja 1 kere tşk edildi |
Sevgili Dede
Anasilan siz Kurání : Kendinizce yorumlarsiniz. Maide süresinde söyle bir konuda gecer.Cüz 6,sure 5 Ey inananlar Namamaza kalktiginizda yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi baslarinizi meshedip--kopuk kemiklerine kadar ayaklarinizi yikayin. Eger cünupseniz veya yolculukta iseniz veya yolundan gelmisseniz yahut kadinlara yaklasmissaniz ve su bulamamissaniz temiz bir topra´ga teyemmün edin, yüzlerinizi ellerinizi onunla meshedin:Allah sizi zorlamak istemez.,Allah sizi aritip üzerinize olan nimetlerini tamamlamak ister ki sükredesiniz. Benzer konu Nisa süresinde de gecer. Bu Sifatlar, bu yaklasimlar Kzilbas/Alevilgin neresine sigdiracaksiniz? Kuràn Asla yrumlanmaz, misllarla gagguk larla anlatilmaz. Kesin dir emirleri. Hz Ali olan Sahabelerin en yetkini ve en titizlikle Islamin kurallarini yerine getiren, bir Zattir, Esyada olsa asla sifat yakistirilmaz der Hz Ali. Kalkip böyle tabirler kullanmak Hem Islama Hem Kurán´a ters düser. Sirk yaratilmis olursunuz. Ileride size konunu tüm acikligi ile yanit verilecektir, lutfen vakit darligindan gereken cevaplar su an veremiyorum. Vermis olduguniuz kaynaklar Sii/Caferi kaynaklari ve sözleridir. Bu kaynaklar Kizilbas/Alevi ile taban tabana zittir. Isbati ise Cem;Erkan, yol, ve tapim bicimleridir. Kurànda Seh, pir mürsit, imam, gibi unvanlar bulunmaz, bulunur diyenler yalan derler.Hz Aliye yüklenilen sifatlari kendisi bizzat red eder,Hz,Ali Ile -Ali sanilan deyisler farkli kavramlardir,(Aynaya baktim yüzüme ali göründü gözüme ,bu cok farkli bir tanim) Kur`´an da mezhep , tarikat, yol bulu´nmaz derlerse sirk tir. Tevhid-Icmai-Kelamlar. sünnet ler farklidir, Hz ,Muhammedin kendisi Sünnettir, yani sünnidir,Ehlisünnet velcemaattir, Kimse baska yerlere cekmesin, Anlatilanlar Sii/Caferi Sözleridir, esas konusu siyasidir, Saygilarim ile sevgilerim ile Insan sevgilerimle Amistofes Konu Amistofes tarafından (24-07-2008 Saat 18:37 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
#16 | |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Ey can her Sulainin cevabı vardır Hakk-Muhammed- Ali yolu akşamdan sabaha uydurulan bir yol değildir.. Hz. Muhammed'in nesli Seyid dede-babalar mı bilir Kuran-ı? yoksa yedi yezit Muaviye mi bilir yorumlayabilir Kur'anı söyler misin?.. yada kime inan mak doğrudur.. ehl-i beyt2e mi yezitlere muaviyeler ve ateistlere mi?
Aşağıdaki ayet abdest ayetidir.. Açıklayalım.. abdest ayetinin alevi-bektaşi zahiri ve batıni yorumlarını verelim.. Alıntı:
Degerli canlar… Bugün sizlerle, Alevi-bektaşi anlayışında, abdest ve anlamı üzerinde durmak istedim. Abdestin kelimesi Farsça kökenli bir sözcüktür.iki ayrı kelimenin birleşiminden oluşur. “AB”,Sözlük anlamı olarak su anlamına gelirken, “DEST” sözcügünün iki anlamı bulunmaktadır.. 1 - El anlamında, 2- Bir topluluğun en saygın yeri mekanı anlamına gelir. Abdest kelimesinin, bütünsel olarak anlamına bakıldığında ise, yine iki anlamı bulunur.. 1 - İbadete başlama, ön hazırlık 2- El yıkama için kullanılan su Alevi-bektaşi İslam anlayışında ise, Abdest almanın iki anlamı vardır. 1- Zahiri Abdest(görünen-dışsal) : Dört kapı, Kırk makam düstruru içinde Şeriat makamında, “TEMİZ OLMA” Olarak anlamını bulan zahiri abdestir. Ancak buradaki zahiri anlamındaki abdest Sünni ve şii anlatımındaki.. belli vakitlerde yapılan ( günlün beş vakitli namaz gibi) alınan değildir. Temiz olmak.. Alevi Bektaşilikte ikrar’ın temelidir. Sünni ve Şiiler abdesti ve ilgili Kur'an ayetini zahiri yorumlar.. onlara göre ibadet vakitlidir. Allah belli vakitlerde anılır. ve zikredilir... sonra insanlar Allah’ı bırakıp günlük koşuşturmacalarına yani işlerine dönebilirler...Dolayısıyla Allah'ın anılmadığı zamanlarda temizlik şart değil, kirli olunabilir.. Temiz olunmasına gerek yoktur... Oysa Alevi-bektaşi ...Yaşamın her anında Allah iledir.... salat ve zikir devamlı olduğu için temizlikte devamlıdır... Alevi-bektaşiler, dış bedensel temizliklerine önem (ibadete-ceme başlamadan önce) verdikleri gibi en önemlisi olan, ruh temizliğine, abdestine daha çok önem verirler. Bunu da inançları gereği ibadetlerinin dışında da yerine getirmeye gayret ederler. Yine hemen belirtmek gerekirki, Beden temizliği sadece belli inanç grubundaki insanlara da (sadece Sünni /şii) ait değildir, aksine bütün inanç gruplarındaki insanlar tarafından da bedensel temizliğe önem verilir. Hakk aşığı Yunus’un şu sözleri buna güzel bir örnektir. “Sanma ki herkes bunu bilmez değil Yetmiş iki millet dahi elin, yüzün yumaz değil.” İbadete başlamadan önce bedenin dışı temizlenerek, ibadet esnasında ibadette bulunan diğer insanları iğrendirilmemesi, pek de hoş olmayan kokularla, insanların akıllarının ibadetten alıkonulmaması gerekir. Bunun içinde ibadete gidilirken bedenin dışı suyla yıkanarak abdest alınıp güzel, temiz giysilerimizi de giyerek ibadet etmek üzere hazırlanmış oluruz, olmalıyız. Kuran’ın Araf suresinin 31.ayetinde Tanrı “Ey Ademoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın” demiştir. Yine Alevilikte ki dört kapı, Kırk makamının, ilki olan Şeriat kapısının on makamından biri de “temiz giyinmektir.” Bu bağlamda, ibadete gelen kişi buna uymak zorundadır. Bu alınan abdest zahiridir, ama Hakk’a ulaşmak için ibadete hazırlanmanın ilk aşamasından olan zahiri olarak bedenin dış temizliğini sağlamak yeterli midir acaba? Hemen belirtmek gerekir ki, mana olmadan şeklen kılınan namaz/niyaz bir anlam ifade etmeyeceği gibi, Abdestinde şeklen alınması da mana aleminde bir şey ifade etmez… HACI BEKTAS-I VELİNİN dediği gibi, “Şu şişeyi görüyor musunuz? İnsan bir şişeye benzer; bu şişenin içi pislikle doluysa bunun ağzını kapatıp ta çeşmenin altında yüzlerce kere yıkasanız da bu temiz olamaz, yapılacak iş nedir? Bunun kapağını açmak, pisliği dökmek, şişenin içini yıkadıktan sonra da dışını yıkamaktır.” yararlanılan kaynaklar: 1-ALi .Rıza Uğurlu, Aşk_ı Muhabbet 2-Prof. Dr. Niyazi Öktem-Louis Massıgnon Hallac-ı Mansur 3-Gazi üniversitesi,Hacı Bektaş Enstitüsü: (Hacı Bektaşı Veli;Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye |
|
|
|
|
|
|
#17 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Bir çok iftiranın aksine aleviliktede abdest vardır ve Alınısı aşagıdaki gibidir;
BELKİ BAZILARI ABDESTİN SADECE TEMİZLENMEK DEĞİL PEYGAMBERİMİZİN VE EHLİ BEYTİN ABDESTİ NE MAKSATLA ALDIĞINI ANLAR (YOL DA ERKANDA BİZİM DOSTLAR) ŞEKLEN NAZMAZIN KILINMASI Bİ ANLAM İFADE ETMEYECEĞİ GİBİ ABDESTİNDE SEKLEN ALINMASI BİR ŞEY İFADE ETMEZ. HACI BEKTAS-I VELİNİN DEDİĞİ GİBİ "İÇİ NECASET DOLU Bİ ŞİŞEYİ İSTEDİĞİN KADAR YIKA İÇİNİ YIKAMADIKTAN SONRA BOŞTUR" Tarikat abdesti, İkrar cemi (aleviliye-Yola kabul töreni) öncesi, can'ın İkrar'ın dan önce Rehber tarafından aldırılır.. ikrar devam ettiği müddetçe tarikat abdestti yenilenmez... (tarikat abdesti bir kereliğe mahsustur Yoldan düşmekdikçe tekrarlanmaz.) Alınmış Abdestim aldırırlarsa kılınmış namazım kıldırırlarsa Sizde şah diyeni öldürürlerse Bende bu yayladan şaha giderim (Pir Sultan Abdal) Tarikat abdesti yola girecek cana rehber tarafından aldırılır ve aldırılırken çeşitli tavsiyelerde bulunulur: a) Ellerini yıkatırken " ey talip! ezelden bu ana gelinceye kadar Tanrı'nın yasak ettiklerine el sürdünse cümlesinden arı olmak için ellerini yumak Cenab-ı resul'un sünneti seniyesidir YIKA! b)Burnunu yıkatırken "ey talip! Elest Bezmin'nden bu ana gelinceye kadar kokladığın iğrenç kokuların giderilmesi için burnuna su vermek Muhammed Mustafa'nın sünneti seniyesidir. YIKA C) Yüzünü yıkatırken "Ey talip! Ezelden bu ana kadar yüz kızartıcı işlerin cümlesinden arı ve beri olmak için yüz yumak Cenab-ı Hakk'ın farzıdır. YIKA! D) Kollarını Yıkatırken: "Ey talip! Bu ana gelinceye değin kol sarmış olduğun yasaklarının cümlesinden temizlenmek için kollarını yumak Cenab-ı Hakk'ın farzlarındandır YIKA! E) Başını mest ettirirken: "Ey talip! Baş abanın en değerlisidir. Gövde insanı tasıyıcı, baş bilip anlayıcıdır. Akıl ve fikir başta gerekir. Bu ana değin akılsızca yaptığın işlerin, işlediğin suçların cümlesinden arı ve beri olmak için basını YIKA!... Bu dahi Cenab-ı Hakk'ın farzlarındandır. F) Ayaklarını yıkatırken: "Ey talip! ezelden bu ana kadar tanrı rızasına uymayan günah ve suça götürür yerlere vardın ise cümlesinden arı ve beri olmak için ayağını mest edesin. Bu dahi Cenab-ı Hakk'ın farzıdır. Rehber kurulanması için talibe havlu verirken: " ey talip! ervah-ı ezelden, nahn ü kasemnadan bu yana gelinceye kadar işlemiş olduğun şirk ve hatadan, masiva çamurundan silinip pak olmak içindir. SİL!" Ardından "Ey talip! Bu yıkanan yerleri temizlemekten maksat, bu uzuvların ile yapılmış suç ve başkaldırmaların var iseseni ve oralarını bunlardan temizlemek içindir. Bu abdest, İmam cafer-üs Sadık erkanındandır. cenab-ı hakk erenler abdestinde sabit kadem eyleye Allah, eyvallah. HU DOST" Allah Eyvallah... Gerçekler Demine Huuu Diyelim.. Alevi-Bektaşi Erkanına göre Namaz anlayışı ise şöyledir... Alevilerin Ayin-i cem de kıldıkları namaz, iki rekat olup, sadece farzlar vardır. sünni namazındaki sünnetler burada yoktur. Alevi namazında şekilden ziyade öz önem taşımaktadır. Alevi namazında secdenin nasıl olması konusunda bakınız İmam Caferi Sadık'n buyruğunda neler deniyor? Alevi, ayini cem de namaz esnasında baş secdede iken, kendi kendini dara çeker, o ana değin yaptıklarını ölçer, yargılar kendi özü ile yüzleşir, hiç kimsenin tanıklığı olmadan, şikayeti bulunmadan özünü yargılar, ve de kendi suçunu kendi gözü ile görür. Secde bir çeşit aynadır. Çünkü secde de sadece tanrı ve kişinin kendi vicdanı vardır. O Tanrı ki her şeyi görücü ve bilicidir. Bu nedenle Alevi ölmeden ölür, hesabını burada verir ve öle gider öte tarafa, yine bu nedenledir ki ayin-i cem başlarken pir herkesin birbirinden razılık almasını şikayeti suali olanı olup olmadığını cemaate sorar. Alevi namazında kıble cemal cemaledir ( yüz yüzedir). Hakkın evi gönüllerdir. Çünkü Alevi anlayışında, aynı Mekke de hacıların birbirinin yüzüne bakarak kadın erkek karışık kıldığı namaz gibi, Aynı kırklar ceminde İki cihan sultanı Muhammed Mustafa'nın kıldığı gibi..... Yüce Allah hepinizin kıldığı namazı Kırklar namazı niyetine kabul ve makbul eyleye , Allah Eyvallah, şeyhen İllah. Hu diyelim gerçekler demine... saygı ve Sevgilerimle Degerli Canlar... |
|
|
|
|
|
#18 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Alevi-Bektaşi erkanında abdest (Batıni Anlam)
2-Batini Anlamda Abdest(görünmeyen-İçsel) : Hem Sünni hem Şii teolojisinde, Abdestin Batıni anlamı bilinmesine karşın, çoğunlukla abdestin zahiri (dışsal/görünen) kısmı daha öne çıkarılmıştır. Ancak Alevilikte abdestin zahiri (görünen/ dışsal) yönü ile birlikte daha çok Batini (içsel/görünmeyen) kısmını Önemser ve ön plana çıkarır. Bu bağlamda, Alevi-bektaşi DAİM Salat ve Zikir üzre olandır... Yukarıdaki cümlede bir sır saklıdır.. "DAİM" sürekli, kesintisiz anlamlarına gelir.. yani bir can İKRAR (aleviliğe/ yola giriş Erkanı ) verdiği andan itibaren Mü'min kabul edilir...İkrar ceminden önce Can ‘a bir kez tarikat abdesti abdest aldırılır.. Ol Hakk’ın mekanı olan gönül temizlenir… Ruh arındırılır… Bu Kur'an daki Abdestir (Artık Birey Yola girmiş, geçmiş maddi ve manevi piliklerden arınmış kabul edilir.. Kur’an-ı Kerimdeki abdest Farzı böylece yerine getirilmiş olur. Ayetin batın anlamı budur. Hakk-Muhammed-Ali Yoluna girerken, tarikat abdesti alan can her daim dilinde Hakk-Muhamme-Ali salatıyla (Duasıyla) yaşar...Yani her an temiz olmak gerekir... Her an temiz giyinmek gerekir.. bu manada sadece belli vakitlerde değil, Zahiri anlamda temizlik her an şarttır artık... Hz.Peygamber (s.a.v.) ‘in "Temizliğin İmandan gelir..." sözü Bu anlama gelir.. Dini Muhammedi'ye, ibadeti belli zamanlarda değil, Can (kul) her nefes alışında, her hareketinde, ister.. Bireyin yaşamının her safhasında Allah'ı anması esastır. Bu nedenle, salat ve zikir daimi ise temizlikte daimi olur... Belli vakitlerde temizlenmek diğer vakitlerde pis olmak Ayetin zahiri yorumlanması olur ki , alevi-bektaşi Batıni abdest yorumu bunu kabul etmez.. Alevi inancında, Allah insanda tecelli etmiştir. Yani insanın özünde Tanrı vardır. İnsan Yaratanın en öz, en saf parçasıdır. Bu durumda insan dış yani zahiri bedenini şeriat’a göre temizlerse sadece dış bedenini temizlemiş olacaktır. Vücut dediğimiz beden yok olucudur, ölümlüdür, halbuki Allah’ın parçası, özünden olan ve ölümsüz olan asıl kalıcı olan Ruh’tur. Bu durumda içsel yani batini olan Ruhun abdesti daha önemli değil midir? Düşünün bir kere ölümlü-yok olucu olan dış bedeni suyla temizliyoruz, ama asıl öz olan, Allah’ın evi olan insanın Kabe’si, secdegahı ve ölümsüz olan Ruhu kirli bırakırsak bu nasıl temizlik olur. Hangisi daha önemli sizce temizlik için sadece dış beden mi? Beyt-ül mamur dediğimiz gönül evi, ölümsüz olan Ruh temizliği, abdesti mi? Daha önemlidir? Bize göre ruh temizliği dış beden temizliği kadar hatta ondan çok daha önemlidir. Bir şeyin dışını temizleyip içini pis bırakmak o şeyin temiz olduğunu göstermez, ispatlamaz. İşte insanların asıl anlayıp, kavraması gereken budur. Eğer bunu anlayıp, kavrayamaz ve işin bu boyutunu yerine getiremezlerse, ne aldıkları abdestle ne de yaptıkları ibadetle Hakk’a ulaşamazlar. Aldıkları abdest ve yaptıkları ibadet zahiri olur ve şekilcilikte kalır. Bununla da yetinerek ömürleri boyunca ibadet yaptıklarını zannederler. İnsanlar yanlış yollardan giderek, her türlü haksızlıkları yaparak, ahlaksızlığa, zinaya, harama daha doğrusu bütün kötülükleri yapan bir insan, ne kadar dış beden temizliği yaparak, abdest alarak temizlenebilir? Tanrı’ya yakınlaşabilir mi? Bize göre hayır; bunları yapan bir kimse halkın ve Hakk’ın huzurunda temizlenmiş ve temiz sayılabilir mi? Sayılmaz, ibadeti de kabul olabilir mi? Yaratan bilir ama ne Hakk’ın ne de halkın huzurunda kabul görmez ve geçerli olmaz kanısındayız. Peki Ruh, iç beden abdesti nasıl olacak, Tanrı’nın evi olan, gönül Kabe’sini, binasını nasıl temizlemeliyiz sadece ibadette, sadece Allah’a yöneldiğimiz zaman mı yapmalıyız? Şimdi biraz da dilimiz döndüğünce, aklımız erdiğince, onun batini kısmını Tarikat abdestiyle birleştirerek açıklamaya çalışalım, anlatalım. Her dinin amacı insanları kötülüklerden arındırıp, iyi ahlakla donatıp ahlaklı insan yapmaktır. Alevi inancında dört kapı, kırk makam vardır. Aleviler Kuran’ı zahiri olarak değil, batini kısmıyla ilgilenir. İnancında da zahirilikten çok batinilik vardır. Bilindiği gibi Kuran’ın bir muhkem, bir de müteşabih ayetleri vardır. İşte ayrılık bu müteşabih ayetlerin yorumlayarak, yaşamlarına uyarlamasında ortaya çıkar. Hepinizin bildiği gibi dört kapı Şeriat, Tarikat; Marifet ve Hakikat kapılarıdır. Bu kapılar; Yunus suresinin 57 ayetinde belirtilmektedir. Mealen “Ey insanlar işte size rabbinizden bir öğüt (Şeriat), gönüller derdine bir şifa (Tarikat), inananlara bir kılavuz (Marifet) ve bir rahmet (Hakikat) geldi”. Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli de tarikattan bahseder. Nedir bu tarikat, tarikat İslam tasavvufunun pratik yönüdür, dört kapı, kırk makamdır İbadete giderken dış bedenin suyla temizlenerek abdest alınması şeriatta olmaktadır ve zahiridir. Batini olarak iç bedenin, Ruhun; özün abdesti ise; hem normal yaşamda, hem de inançsal yaşamda, ibadette alınması gereken şu olmalıdır. 1-Önce insanı sevmeli, düşmanı dahi olsa insanı sevmeli, hatta bütün yaratılanı, yaratılmıştan ötürü sevmeli, 2-iyi ahlaklı olmalı, nefsini, gönlünü her türlü kötülükten arındırmalıdır. Yani nefsinden, gönlünden kini, kibiri, haseti, adaveti, şehveti, gıybeti, riyayı, kıskançlıkları, buğzu, tamahı, yalanı daha doğrusu bütün kötülüklerden temizlemektir. 3- Bütün bu tür kötülükleri, kalbimizden atarak saflaşarak temizlenmektir. 4- ruhsal bedenimizi arındırmaktır, alçakgönüllü, mütevazi olmak, Turab-toprak olmaktır. Ruha aynı zamanda can denilir, ama canın içinde bir sır saklıdır ki ona da canan denir. Canan sadece sevgilinin makamı değil kendisidir de, o halde canana ulaşmak için canı, dolayısıyla da ruhu da temizlemek yani demin saydığımız kötülüklerden temizleyerek abdestini aldırmamız gerekir. Kuran’ın Şems suresinin 9-10. ayetlerinde nefis ile ilgili olarak yüce Yaratan ne diyor. “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş onu kötülüklere gömen ise ziyan etmiştir.” Yine Yusuf suresinin 53.ayetinde “Nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, olanca gücüyle kötülüğü emreder.” İşte asıl önemli olan nefsin temizliği, abdesti; nefsin emrettiği kötülüklerden uzak kalmak, nefsin isteklerini, arzularını yerine getirmeyerek, nefsin kötülük olan emirlerini yerine getirmeyerek, nefsi kötülüklerden temizleyerek, nefsin abdestini aldırmaktır. Hz.Peygamber (s.a.v.) buyurur ki “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözleri nefsimizi temizlememiz yönündeki en doğru yolu göstermektedir. DEVAMI VAR-1- |
|
|
|
|
|
#19 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 23-07-08
Mesajlar: 102
Üye No: 1382
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Alevi-Bektaşi erkanında abdest (Batıni Anlam)- BİRİNCİ BÖLÜM DEVAMI-
Alevi inancıda Batıni olarak tarikatta alınan abdest ise bir Hak, Muhammed, Ali ve Ehli beyt ile on iki İmam yoluna girerken ibadete (ceme) başlamadan önce topluluk önünde bu yola girmek ve yolun kurallarına uymak için ikrar (söz) vermektir. Başka bir deyişle Ele, Dile, Bele sahip olmak, ahlaklı olmak Bed-nefsi (Şeytani nefsi) terbiye ederek doğru yola (Hak yoluna) hizmet etmektir. En önemli savaş da budur. Hatta Hz. Peygamber (s.a.v.) Uhut savaşından sonra; “Küçük savaşları kazandık, sıra büyük savaşlarda” diye buyurunca sorarlar. -Ya Muhammed! Uhut cenginden büyük olan savaş da nedir? -Nefsimizdir. İşte ona karşı vereceğiz der. Yani Cihad-ı Ekber en büyük savaştır. Bakın Hallac-ı Mansur bu konudan ne anlıyor.Yani dinsel cihattan anladığı; nefse karşı yürütülen mücadeledir. Tutkulardan, müsriflikden, kötülüklerden arındırmaktır. Bunu da yapan mücattir. Aşık Daimi de şunları söylüyor; “Daimi’yim benliğime kanardım Ben beni görmezdim eli kınardım Kişiyi kendime düşman sanardım Nefsim bana düşman imiş bilmedim.” Yunus ise; “Adımız miskindir bizim Düşmanımız kindir bizim Biz kimseye kin tutmayız Kamu alem birdir bize” Tarikat yoluna girerken kişi yaptığı her şey için tövbe eder, bundan dolayı da Allah’a ikrar vermiş olur. Yaratanın yazılı Kelamı olan Kuran’ın Tahrim suresinin 8.ayetinde buyurduğu gibi “Ey insanlar yapmış olduğunuz suçlardan bir daha yapmamak kaydıyla tevbe ediniz” Bunun yani Allah’a verdiği ikrar abdestinin bozulması ise kişi gönlünden Allah’ı çıkarıp yerine hava ve heves girerse o abdest bozulmuştur, bunu da su ile temizlemek mümkün değildir. Tarikat abdesti bir de dört canın bir araya gelip de hem Allah’a hem de birbirlerine verdikleri, Musahiplik kavlindeki ikrardır. Tarikattaki temizlik, abdest iç temizliktir, nefsi temizliktir, öze önem vermektir. Şeriattaki abdest bozulursa suyla yeniden temizlenerek abdest alınır. Ama tarikattaki abdest bozulursa bunu suyla temizleyemeyiz. Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli buyurur ki; “Eliniz ayağınız kirli idi yıkayıp temizlediniz. Yüreğinizdeki kini, kibiri, hasetliği, şehveti su ile nasıl temizleyeceksiniz.” Yine devamla; “Şu şişeyi görüyor musunuz? İnsan bir şişeye benzer; bu şişenin içi pislikle doluysa bunun ağzını kapatıpta çeşmenin altında yüzlerce kere yıkasanız da bu temiz olamaz, yapılacak iş nedir? Bunun kapağını açmak, pisliği dökmek, şişenin içini yıkadıktan sonra da dışını yıkamaktır.” der ve devamla “Ey ki sen! Daima tövbecisin, ne vakit bu tövbenden, tövbe edeceksin onu söyle” Her türlü ahlaksızlığa, harama açık olan bir insanın temizliğinden bahsedebilir miyiz? Önemli olan ruh ve ahlak temizliğidir. Gerçek abdest; yıkandım, temizlendim, doğruluğu nefsimde özümsedim, hırsı, kıskançlığı, yalanı, şerri, buğuz, şirkten, tamahtan arındım, kalbim sıhhati, bedenim rahatı buldu ve ruhum nura kavuştu. Bu konuda Hüseyin Erdoğan dede şöyle sesleniyor. “Evvel şeriattır, yu bedeni Kirli Hakk katına durulmaz erenler. Her kim ki eylemez, tahir tenini Hakk ona elini vermez erenler. Beden temizliği bu işte yetmez Bununla abdestin nizamı bitmez. Bu kavl ile mümin Miraca gitmez Değme mümin bunu sezmez erenler Dede,tahareti derin söyleme Yalan, riya, şehvet, kibir eyleme Sabırsızlık,tama,haset eyleme Nefs havasına ruhsat vermez erenler” Bundan da anlaşıldığı gibi tarikat abdesti ruh ve gönül temizliğidir.Yine Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli buyurur ki: “Su hem arıdır, hem arıtıcıdır. Su arifler makamıdır.” Temiz su her hangi bir kaba girerse, o kap suya döner, pisliği dışarıda bırakır. Kendisini arıtamayanın, başkasını arıtamaz. Şeriatta elbise ve ten kirlenirse su temizler. Ariflerde su ile ten temizlenmez. Çünkü yıkayıcı arınmayınca, yıkadığı da arınmaz temizlenmez” İnsan gerek ki suya, su gerek ki abdeste, abdest gerek ki namaza, namaz gerek ki Allah’a yarasın” Öyleyse arif olanın içinde şeytani fiiller olmamalıdır. Adem pis olamaz, pis olanı da su temiz edemez. Asıl abdest, Alevilerin abdesti esas budur.Yani Allah’a muhabbet, sevgi arttı mı, hüzünde artar. Gözyaşıyla içimiz yıkanır, temizlenir. Hüzün bizi Allah’a yaklaştırır. Nefsimizi, özümüzü bütün kötülüklerden temizleyerek, Yaratanın evi olan kalbimizi, gönlümüzü, temizleyerek onu orada mihman etmektir. İşte abdestimiz alınmıştır derken şeriatta aldığımız abdest değil, Allah’a verdiğimiz ikrardan, Hak, Muhammed, Ali ve Ehli beyit ile on iki imam yoluna girip, onun yani tarikatın hem inançsal hem de normal yaşantımız da kurallarını uygulayacağımız konusunda verdiğimiz ikrardır, işte aldığımız abdestimiz budur. Kişi kendinden sorumludur, kimse kimseden sorumlu değildir. Sadece musahipler hariç onlar birbirlerinden ve her şeyleri ile sorumludurlar. Kuran’daki ayette de buyurulduğu gibi “Herkes kendi günahından sorumludur. Kimse bir başkasının günahından sorumlu değildir” Buna göre de herkesin aldığı abdest kendisine aittir. Kimsenin abdestini kimse almaz. Yola girerken abdest kişiye mahsusdur. Alevilikte musahiplik kurumu olduğundan, bunların aldıkları tarikat abdestinden dolayı musahipler birbirine bağlıdır. Bize göre geçmişte bu kurum çok sıkı bir şekilde uygulanıp denetlendiğinden, herkesin çoğunlukla musahip olmasından dolayı bizim abdestimiz alınmıştır denilmiş olabilir. Gerçi zamanımızda az da olsa musahiplik kurumu çalışmaktadır. Saygı ve Sevgilerimle yararlanılan kaynaklar: 1-ALi .Rıza Uğurlu, Aşk_ı Muhabbet 2-Prof. Dr. Niyazi Öktem-Louis Massıgnon Hallac-ı Mansur 3-Gazi üniversitesi,Hacı Bektaş Enstitüsü: (Hacı Bektaşı Veli;Makalat-ı Gaybiyye ve Kelimat-ı Ayniyye |
|
|
|
|
|
#20 |
xxxxxxxxxxxx
![]() ![]() ![]() ![]()
Üyelik tarihi: 09-07-08
Mesajlar: 720
Üye No: 1323
Ettıgınız tşk :: 0 1 mesaja 1 kere tşk edildi |
Sevgili Canlar.
Cagimiz sibernetik denilen Ps ve iletisim cagidir. Insan bilojik/sosyolojik/Kültürel/Ekonomik/Piskolojik/petogojik iki bacakli bir varliktir. Kendisini yasadigi toplumun/tarihsel/kültürel inanc sistemi, dil, ile var eder, Din=insan düsüncesidir, gökten zenbille gelmemis ve inmemistir, derlerse yalandir. Evrenin bügün tüm sirri ve yapisalligi kismen cözülmüstür, Insan beyni ise evrenin boyutu ile iliskilidir. Patoloji,sarilti bilim, her seye inan lara aptal diye vurgu yapar, nitekim insan fark eden ve fark ettiginide fark edendir. Duyumsallik insanin düssel imgesini farkli yansitir. O yüzden derizki, Bin defa duyacagina Bir defa GÖR-bin defa evet diyecegine bir SORU sor. Tüm Kutsal kitaplar insan düsüncesidir, baska bir sey degildir, kim derse yalandir , hic bir insan Tanri(Allah) ile ne dokunmus ve nede görmüstür. Simdi sirasi ile Kutsi Kitaplara gelelim, ve sorgulayalim. Insan Hakk dogum kapisi denilen dogarak dünyaya gelmistir. Ademde bu sekilde olmustur.Simdi Ademin kac oglu var nicin kiz kardesleri ile evlendirildi? Habil_ile kabil neden kadin icin birbirlerini öldürdü vs vs. Insanin ilk Tas devrinden(neolatik) devir Komün sisitemine , yani yerlesik düzene adeptesi pat diye olusmamistir, bir tekamül(evrimlesme) sonucu olmustur, Mezopotamya denilen ur kentinde elde edilen kazilardaki tabletlerde ve resimlerde bu tesbit edilmistir. Dil, jest denilen resimlerin sonucundan sekil almistir, Dünyada su an 48oo dil konusur, ken Kutsi dinlerin Kitabeleri hic bunlardan bahs etmez ve bir Avusturalya, bir Amerika kitasindan bir uzak dogudan asla bahs etmez, nedenki? Her seye kadir olan Tanri bu anlatilan, gelen kendi gönderdigi sanilan resullarina nicin bildirmedi? 99 adet tanrinin adlari arapca degildir, Resul, arapca Peyganber, Farsca,Yalvac türkce. dir Kurandaki ayetler bugun isimleri bilinmektedir. Bir kac örnek ile. Bakara süresi Inek süresi- Nisa Kadin süresi, alak kan süresi ilk süredir . oku demektir.Isra gece, burda Hz Muhammed ´in Mekkeden Medineye göcüs sirasindaki Mirac anlatilirki Kuràn da hic adi gecmez. Mecazi anlamidir, islamin yayilis dönemlerine rast gelir,Konulari ileride hep birlikte acik acik anlatacagiz. Bu öyle sanildigi gibi ezbercilik ile anlatilmaz , yorumlanmaz bu konunun uzmanlari vardir, Kuràn ne bilim kitabi ne tarih kitabi nede bir cografya ve evrensel degildir, sadece ahlaki bir Kitaptir , Ve Islam/Devletinin anayasasi dir bu kadar; degil dir diyenler yalan der. Bu Konuda sayin dostum Marmara Üniversitesinde sayin Hasan Elik bu konuyu defalarca Tv de sayin Ali Kircanin sahsiyetinde dilendirmistir. Simdi esas konu biz kimiz neyiz, inancimiz nasildir, Sevgili Dede örnekler vermis cogalta biliriz. Hace Bektas Veli. Hararet Nardadir sacda degil Keramet bastadir tacda degil Her ne arar isen kendinde ara Mekkede kuduüste hac da degil Bu deyisler acik ve net sekilde bir ari duru türk cesi ile Kurána sirktir. Red ediyor tüm anlatilanlari sifira indirgiyor. Simdi denilecekki iste rafizi, bati ezoterik,batini anlamlar, ve tasavvuf bu anlatilanlar Kur´an´da yoktur. Kuranda Ehlibeyt gecmez. Calgili , sözlü, tapim olmaz emirleri kesindir. Ileride hep birlikte bu konulari inceleyecegiz Bu bir sorumluluktur. kendimizi gercekligimizi ve anlatilanlar ile reel ile bagdasabiliyormu? Inanlara saygiliyizdir, yanliz hikayelere de tabiri caiz ise lafugüzaftir. güler geceriz. Bizm hikayelere artik karnimiz tok.bu ne bir kinaye nede bir ajitasyon Gerceklik bizim özdesimizdir ilkemeizdir Kizilbas/Alevi seckinligidir. Saygilarimla Insan sevgilerimle.Amistofes. Konu Amistofes tarafından (24-07-2008 Saat 21:56 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| zerdüşt |
| Seçenekler | |
|
|