![]() |
|
|
||||||||
| dikkat: Bosuna denemeyin |
![]() |
|
|
Seçenekler |
|
|
#1 |
|
Ettıgınız tşk :: 113 58 mesaja 120 kere tşk edildi |
Bugün K.Maraş'ın güneybatısı ile Gaziantep'in batısından başlayan bir hat üzerinde Adana, İçel, Antalya, Isparta, Burdur, Denizli, İzmir, Manisa ve Çanakkale illerinin dağlık bölgelerinde yaşayan bu Türkmen toplulukları Tahtacı adıyla anılıyorlar. Aslında Tahtacı tanımlaması onların kendilerini ifade etmekte kullandıkları bir isim; Tahtacılar'ın dışındaki bölge halkı onları Alevi veya Kızılbaş olarak adlandırıyorlar. Tahtacılar'ın çok eski dönemlerden günümüze ağaç işleriyle uğraşmaları onları ister istemez dağlık ve ormanlık bölgelerde yaşamaya zorunlu kılmıştır. Kendileri ise bu durumu sünni kökenlilerin baskı ve zulmünden kaçan halkın zorunlu olarak dağlara çıktığı biçiminde yorumlamaktalar. Tahtacılarda Sosyal Yaşam Tahtacı Türkmenleri'ne grup kimliğini veren uğraştıkları meslek (ağaç işleri) gibi gözüküyorsa da, asıl belirleyici olan onların Alevilikleridir. Alevi öğretisi ve töresinin aktarılmasında etkin rol oynayan Dedeler, Tahtacılar'ın dinsel lideri konumundadır. Tahtacı dedeleri "ocak" adı verilen ve kutsal saygınlığı olan başlıca iki koldan gelirler. Bunlardan biri merkezi İzmir Narlıdere'de olan Yan Yatır Ocağı, diğer merkezi Aydın yakınlarındaki Hacı Emirli (Emir Beyli) Ocağı'dır. Tahtacı dedelerinin Anadolu'daki diğer Ocaklı Alevilerle bağları hemen hiç yoktur. Bu arada Bektaşi tarikatı ile de direkt bir bağları bulunmamaktadır. İlk başlarda konar-göçer bir itoplum yapısına sahip olan Tahtacılar bugün artık yerleşik düzene geçmişlerdir. Günlük yaşamda kadın-erkek eşit derecede aktivitelere sahiptir. Kadın evde ve çalışma yaşamında eşinin yardımcısıdır. Tahtacılar'ın yemek kültürleri, düğün, ölüm adetleri çevrelerindeki Türkmen topluluklarından çok farklı değildir. Ayin-i Cem adı verilen toplantılar işlevlerine göre her Cuma akşamı veya yılın belirli günlerinde yapılır. Tahtacı erkanı Anadolu'daki diğer ocaklı Alevilerle büyük benzerlik gösterir. Başlıca cemler şunlardır: Abdal Musa Cemi, Nevruz Cemi, Hıdırellez Cemi. Tahtacılarda Müzik Ve Danslar Yaşamın çeşitli aşamalarındaki (düğün, asker uğurlama vs.) törensel pratiklerde Tahtacılara özgü bir müzikten söz edilemez. Bir tür din dışı müzik diyebileceğimiz müzik icrasını Abdal veya Çingen adı verilen profesyonel gruplar yaparlar. Tahtacılar'ın bu anlamda müzik uygulamalarını göremiyoruz. Dinsel yaşamdaki müzikte ise Ayin-i Cemlerde uygulanan bir Tahtacı stilinden söz edilebilir. Bu müzik de asıl olarak yöresel bir kimlik taşır. Antalya Tahtacıları ile Narlıdere Tahtacıları'nın müzik karakterleri birbirinden farklıdır. Ancak tören içerisindeki müziğin işlevi her yerde aynıdır. Nefesler en yaygın müzik türü olarak karşımıza çıkarlar. Birçok doğal ve sosyal olayı yarı-dinsel bir üslupla işleyen nefeslere bazıTahtacılar Deyiş diyorlar. Ayin-i Cem başlangıcında ve Muhabbet toplantılarında icra edilen bu nefes ve deyişlerden sonra en yaygın tür Duvaz-ı İmamlar'dır. Duvazlar'da Alevi-Bektaşiler tarafından kutsal sayılan oniki imamların isimleri geçtiğinden bu tür Tahtacılar arasında da önemli bir yere sahiptir. Alevi-Bektaşi toplulukları içinde Tahtacıları diğerlerinden ayıran temel özellik onların Semahlarıdır. Gerek ezgi yapısı, gerekse oynayanların konumu itibariyle semahlar çeşitlenir:Kırklar Semahı, Abdal Musa Semahı, Turnalar Semahı en çok bilinenlerdir. Tahtacı semahlarında oyuncu sayısı 2, 4, 7 ve daha kalabalık olarak belirlenir. Anadolu Alevileri ile köy Bektaşileri arasında görülmeyen ikişer ve dörderli grupların semah dönmeleri, Tahtacılar'da ve trakya Bektaşileri'nde görülen bir özelliktir. Semah havalarının sözleri Kul Himmet, Pir Sultan, Kul Mustafa, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal gibi ozanlardan ve kutsal kişilerden seçilir. Bazı Tahtacılar semahların özellikle Hatayi'den okumazlar. Tüm bunların yanında Mengi adı verilen bir çeşit semah türü daha vardır. Daha çok güney illerinde yaygın olan bu türün, gençleri cemin genel ortamına ve öbür semahlara hazırlayıcı bir işlevi vardır. Bu işlevine bağlı olarak dinsel özelliğini yitirerek bir çeşit halk oyunu niteliği kazanmıştır. Çanakkale ve Balıkesir civarında bir deBengi adlı bir oyun vardır ki bu oyunun Mengi'lerle olan ilişkisi bugüne kadar aydınlatılamamıştır. Tahtacılar Ayin-i Cem sırasında cura, bağlama ve bozuk adlarıyla anılan çeşitli ebatlardaki bağlamaları çalarlar. Bazen bu sazlara diz üzerinde çalınan Keman da eşlik eder. Cem esnasında müzik işlerini çoğu kez Dede yönlendirir. Bazen ; Zakir adı verilen kişiler de bu görevi üstlenirler. Tahtacı müziğinin en tipik özelliği belirgin bir motifin sazlar tarafından ısrarla çalınmasına karşın, sesin (vokal) farklı melodik kalıplarda ezgiyi icra etmesidir. İster nefes, ister semah çalınsın bu özellik yerine getirilir. Bir tür çift seslilik diyebileceğimiz bu uygulama Tahtacılar'ın Ayin-i Cem dışı müziklerinde görülmez. Semahlar ve Mengiler daima 9 zamanlı usulle çalınıp okunurlar. Daha çok 2+2+2+3=9 düzümü kullanılır. Bazen 2+3+2+2=9 biçimine de rastlanmaktadır. Ezgilerin melodik örgüleri genellikle sade, fakat ısrarlı vurgulamalarla doludur. Ses genişliği bir oktavı pek geçmez. Bu sebeple herkes tarafından rahatlıkla okunabilir. |
|
|
|
|
|
#2 | |
Birlik Denetmeni
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 30-03-07
Ikamet: 6 MAYIS ŞEHRİNDE
Mesajlar: 3.636
Üye No: 9
Ettıgınız tşk :: 45 21 mesaja 43 kere tşk edildi |
Ölümden Önce İşareti Gelir
En dikkat çekici ölüm ritüelleri Tahtacı Tükmen-lerinin yaşadığı Alevi köylerinde gerçekleştiriliyor. "Dirilişe" değil, "biçim değiştirmeyle hayatın devamına" inandıkları için "ölüm" sözcüğünü bile kullanmıyorlar. Ölüm "kalıp değiştirmek", tabut "sal ağacı" olarak çıkıyor karşımıza. Tahtacı Türkmenlerinde ölen erkekse, pijama, gömlek, şapka ve çorabıyla, kadınsa yeni dikilen elbisesiyle uğurlanıyor. Diğer birçok yerde "kıyamet köyneği"ni giydirmek yeterli oluyor. Alevi köylerinde bir de kına yakılıyor ölüye, "öbür dünyaya gelin gitsin" diye. HER ayrılık hüzünlüdür ama "can bedenden ayrılırken" farklı yaşanır hüzün. Giden "bilinmeyen"e göç ederken, kalan, bunun bir "son" değil, "başlangıç" olduğu inancıyla avunur. Ayrılığın "soğuk" yüzünü örtmektir maksat belki de. Bedenden ayrılan ruh, kimine göre "arşı alaya" çıkar, "Yaradan"a kavuşur; kimine göre "kelebek, sinek, arı ve güvercin olarak geri döner" ya da "yeni doğan bir bebekte vücut bulur." "Ölüm günüm, düğün günümdür" diyen Mevlana gibi düşünenler için "yokluk, ayrılık" değil "kavuşmak"tır ölüm. TUĞBA AĞACI YAPRAĞI Özellikle küçük yerleşim merkezlerindeki inanışa göre, ölümden önce, "işareti" gelir. Ay ve güneş tutulması, büyük adamlardan birinin öleceğine işarettir. Her yıldız kaymasında, birinin yıldızının düştüğü, yani öleceği inancı yaygındır. Başka bir inanışa göre herkesin öteki dünyada "tuğba" denilen ağaçta bir yaprağı vardır. Her doğumda, bu ağaçta bir yaprak biter; her ölüm bir yaprağı düşürür. HAYVANLARIN SESLERİHayvan hareket ve sesleri, düşlerdeki görüntüler, eşyaların durumu, hastadaki fizyolojik ve psikolojik değişiklikler de ölümü çağrıştırır. Başta İç Anadolu olmak üzere birçok bölgede köpeğin sabaha karşı ya da geceleyin, uzun, acı ve sık uluması kötüye yorulur. Uluyan köpek ya kovalanır ya da "Başını ye, denilerek önüne ekmek doğranır". Bazılarına göre, horozun vakitsiz ötmesi, ayakkabının ters dönmesi, beklenmedik anda kapının çalınması, ayna kırılması da bir işarettir; yakında birinin daha "üçüncü eşiği" geçeceğine. CAN BİÇİM DEĞİŞTİRİR "Anadolu’nun Renkleri: Doğum-Düğün-Ölüm" belgeselinin fikir babası Prof. Dr. Alemdar Yalçın’a göre Anadolu’da en iyi korunan, en dikkat çekici ölüm ritüelleri, Tahtacı Tükmenlerinin yaşadığı Alevi köylerinde gerçekleştiriliyor. 13. yüzyılda gemi yapımı ve kereste ihracatında önemli rol oynadıkları için bu adla anıldıkları düşünülen Tahtacı Türkmenleri, "dirilişe" değil, "biçim değiştirmeyle hayatın devamına" inanıyor. "Canlar" öteki dünyada "hesapsız, sualsiz" devam ediyor hayatlarına. "Ölüm" sözcüğü de şekil değiştiriyor dillerinde bu nedenle. Ölüm, "Hakka yürümek, kalıp değiştirmek, kalıbı dinlendirmek, don değiştirmek, emaneti teslim etmek" deyimleriyle, tabut "sal ağacı" olarak çıkıyor karşımıza. SON YOLCULUK EŞYASI "Kalıp değiştiren", "öteki dünyada çıplak kalmasın" diye en sevdiği elbisesiyle konuluyor "sal ağacına". Erkeğe, pijama, gömlek, şapka ve çorabı; gençse takım elbisesi giydiriliyor. Kadına pijamanın yanısıra yeni bir elbise dikiliyor; gençse gelinliği hazırlanıyor. Anadolu’daki Alevi köylerinin büyük bölümünde ise "kıyamet köyneği" (gömleği) yetiyor. Ancak bu kez, sevdiği kişilerin eşyalarından konuluyor yanına. Çocuğunun gömleği, eşinin fotoğrafı eşlik ediyor son yolculuğunda. Ölüye kına yakılması da ilginç bir ritüel olarak çıkıyor ortaya. Gençliğinden beri ölü yıkayan Sivas Divriği Güneyevler Köyü’nden 85 yaşındaki Elif Küçük’e göre, başına ve ellerine yakılan kınayla bu dünyadan ayrılan, öbür dünyaya "gelin" olarak gidiyor. SON BULUŞMAYA ÇAĞRI Bazen beklenmeyen zamanda gelen bu "ayrılık", geride kalan ve belki de yıllardır görüşmeyenleri bir araya getiriyor "veda buluşmasında". Bazen cami aracılık ediyor randevu saatini duyurmaya; bazen küçük bir gazete ilanı. O gün geldiğinde ise, hem bu dünyadaki son yolculuğunda yalnız bırakmıyorlar "can"larını, hem de onunla geçirdikleri günleri anarak, birbirlerinin acılarını hafifletiyorlar. İmamın "Razı mısınız" sorusuyla helalleşiliyor hep bir ağızdan. Ne alacak kalıyor artık bu dünyada, ne borç. Yakınını kaybeden insanın şaşkınlık, isyan ve acısı çoğu yerde "yas" törenleriyle dindirilmeye çalışılıyor. Kaybedilen kişinin yaşına göre, üç günden birkaç yıla kadar uzayan bu süreçte ne müzik dinleniyor, ne radyo-televizyon açılıyor, ne de düğün yapılıyor. Bazı yerlerde erkek yakınları tıraş bile olmuyorlar. Giysiler için "siyah renk" tercih edilirken, özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerinde kadınlar bir ay süreyle ters giyiyorlar elbiselerini. Gaziantep dolaylarında, yakın kadın akrabalar saçlarını kesiyor. Kırk gün sönmeyen ışık Ruhun gelip dolaştığı inancıyla, kolayca bulabilmesi için üç gün, dokuz gün hatta kırk gün boyunca, açık bırakılıyor ışığı evin. Kürt Alevi köylerinde ise cenazenin arkasından üç gün boyunca ateş yakılıyor. Yeni doğmuş bebeğin kırkı çıktıktan sonra özgürlüğüne kavuşması gibi, "çizgi ötesi"ne geçenin de kırkının çıkması bekleniyor yası kaldırmak için. Çoğu yerde eşe dosta, ilk gün ve yedinci günde olduğu gibi, kırkıncı gün de verilen "can aşı", "kırk hayrı" yemeğiyle tamamlanıyor yas töreni. Urfa, Kayseri, Erzurum, Sivas gibi yerlerde ise "yas hamamı" düzenleniyor. Taziyeler günlerce sürüyor. Kimi yağ, un, bulgur, çay, şeker götürüyor taziye evine, kimi koç gönderiyor gitmeden önce. Iğdır ve çevresinde ise her nevruzda, "ölü bayramı" adıyla devam ediyor bu tören. Kaybedilen yakınlar için toplu mezarlık ziyaretlerine gidiliyor. Kimisi elindeki küçük taşlarla mezar taşına vurarak sesleniyor yakınına, kimisi yanında getirdiği yiyecekleri, kaybedilenin hayrına, geride kalanlara "yardım" için, mezarın üzerine koyarak anıyor. Ancak "ne giden geri geliyor", ne de "ölenle ölünüyor". Çünkü hayat yeni döngülerle devam ediyor yoluna. Ters dönen ayakkabı hemen düzeltilir Araştırmacı Bircan Kalaycı Durdu, "Anadolu’da ölümle ilgili adet ve inanışlar" çalışmasında, ölüm getireceğine inanılan olaylara karşı alınması gerektiğine inanılan davranışları sıralıyor. Bazıları şöyle: Horoz gibi öten tavuk kesilir. Öten baykuşa ’hayırsan öt, şersen git’ denir, uluyan köpek kovalanır ya da önüne ekmek konulur. Ters dönen ayakkabı hemen düzeltilir, ağzı açık olarak yere düşen makasın ağzı kapatılır. Kötüye yorulan rüya ertesi gün kimseye anlatılmadan akan bir suya anlatılır ya da o rüyanın işaret ettiği belayı savmak için sadaka verilir. Kimi yerlerde başka ölüm olmasın diye oklava kırıldığı olur, cenazenin yanında. Odada bulunan ayna ya da fotoğraflar ters çevrilir ya da üzeri kapatılır. Yıkama suyunun ısıtıldığı kazan, iş bitiminde ters çevrilir, kazanın üstüne taş konur. Gece, evden dışarı süt, yoğurt, tuz, maya, soğan-sarmısak, kara kazan verilmesinden kaçınılır. Süt, yoğurt verilecekse üzerine kömür, yaprak konur. Gece tırnak kesilmez, aynaya bakılmaz, aksi halde ömrün kısalacağına inanılır. Veda buluşmasıDostları, bu dünyadaki son yolculuğunda yalnız bırakmıyorlar "canlarını". İmamın "Razı mısınız" sorusuyla helalleşiliyor hep bir ağızdan. Hakkı olan da helal ediyor, olmayan da. Sonra hep birlikte dualar eşliğinde mezara yerleştiriyorlar http://www.pirsultan.net/haber_detay.asp?ID=1778
|
|
|
|
|
|
|
#3 | |
Ser-i Kapisi Yol Talibi
![]() Üyelik tarihi: 30-12-07
Ikamet: Türkiye-Toprak üstü
Mesajlar: 3
Üye No: 753
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Alıntı:
Konu zaloglu tarafından (02-05-2008 Saat 16:45 ) değiştirilmiştir. Sebep: ybilmeden büyük harfle yazmışım.çok özür.büyük harfden küçük harfe değişim için |
|
|
|
|
|
|
#4 | |
Marifet Kapisi Yol Talibi
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 30-03-07
Ikamet: Anadolu
Mesajlar: 1.558
Üye No: 4
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Tahtacılar:
Kendilerinin anlattığına göre İzmir-Narlıdere bölgesindeki en büyük Tahtacı ocağının geleneksel ocak adı "Yan Yatır Oğullarıdır." Onlara göre türedikleri Türk boyunun adı "Çobanlı Oymağı" imiş. Bir söylentiye göre de Nacar aşiretindenmişler. Horasan'dan (Çukurova'ya kadar gelerek Muğla ve Aydın’a kadar Adana, Mersin, Antalya, Isparta, Burdur yoluyla Muğla ve Aydın’a ve tüm Ege'ye yayılmışlar. Manisa-Nif Dağı (Kemalpaşa) ve Kızılüzüm bölgelerinde kereste işleriyle uğraşarak göçebe yaşamı sürerlermiş. (Rıza Yetişen, Tahtacı Aşiretleri, İzmir 1986) Tahtacılar üzerine olan araştırmaları yapan başka yazarlar ise (A. Yılmaz, Veli Asan, Naci Kum ve Osman Bayatlı) pek tarihsel bilgi vermiyorlar. Çepniler olayını anlatırken söylediğimiz gibi Osmanlı'nın zorla hem de Rakka bölgesine yerleştirme çabalarına karşı baş kaldıran Tahtacılar da devlete epey sıkıntı vermişlerdir. Bunlarla ilgili arşiv belgelerinin birisini Ahmet Refik Anadolu'da Türk Aşiretleri kitabında veriyor. Buna göre 1710 (h.1126) yılında Yörükan tayfasından Çıplaklı ve Çayaklı oymaklarından ikisinin Kıbrıs'a sürgün edildikleri, ancak bunların bir kısmının gemi kaptanlarını öldürerek geri kaçtıkları, Aydın, Menteşe, Teke dağlarına sığındıkları yazılmakta ve başka bir fermanda da sürgünden cayıldığı (herhalde baş edemedikleri için) yazılmaktadır. (94) Bu oymaklar çevre halkı arasında "Yörük" adı ile anılmakta, onlar ise kendilerine "Türkmen" demektedirler. Bu Tahtacılarda soy izleyen büyük kesim "Çaylaklar" adını almaktadırlar. Beş büyük kesimde toplanırlar: Çaylaklar, Enseliler, Cingözler, Aydınlılar ve Üskütler... Isparta'daki Tahtacıların hepsi Çaylak’tır. Veli Asan'a gore bu dağılımdaki neden, inanışlardaki genel ayrılıkmış ama kimi konulardaki birlikmiş. Açıklaması zor bir durum. Bu Çaylaklar, ayrıca Kozan ilçesinin İmamoğlu bucağında Akkaşağı çiftliğinde, Isparta'da Turan mahallesinde, Burdur'da Yukarı Mahalle'de, Antalya ilinde ve Fenike yöresinde yaşamaktadırlar. Naci Kum Atabeyli ise Antalya'da on üç oymak saptamış. Bunlar da Yürükler ve Türkmenler gibi dirlik sürerler. Yarı göçebe olduklarından hep portatif eşyalarla yetinirler. İki evlilik yasaktır. Aralarında dinsel bir uyum sağlanır. (95) Tahtacılar neresinden bakılırsa "bakılsın orman ve ağaç isleriyle uğraşmaları onları eski Ağaç-Eri boyunun torunları olarak gösteriyor. Bu Ağaç-Eriler (ya da bugünkü adlarıyla tahtacılar) Anadolu'ya ne zaman ve nasıl geldi? Zeki Velidi Togan, "Umumi Türk Tarihine Giriş kitabında bu sorunun yanıtını veriyor: "465 yılında Kafkasya’nın kuzeyinden Azerbaycan'a Ağaçeri uruğu geçti. Bu uruğun adı Kürdistan'daki Paikuli bölgesinde bulunan bir Sasani kitabesinde de okunmaktadır. Bu kitabedeki yazılardan bunların o zamanlar "Hakan”ları bulunduğu anlaşılıyor. Ağaçeriler bundan sonraki kaynaklarda uzun sure anılmayıp ancak Selçuklular döneminde söyleniyorlar. (95) 1193 yılında Güney Anadolu’da Elbistan yörelerinde ormanlık yerlerde yaşayan ve eşkıyalıkla tanınan bir kabile olarak tanınırlar. Tahtacılar, bugün için Maraş bölgesinden başlayarak tüm Batı’ya yönelen Toroslar’da ve Torosların bitiminden Kuzeye doğru Ege Bölgesinde yaşayan Alevi topluluklarının en saf ve katışıksız olanlarıdır. Tümü alevidir. İki büyük dala ayrılırlar. Birisi İzmir Narlıdere ocağına bağlı Yanyatır oğulları, öbürü ise Aydın’ın Reşadiye bucağındaki Emir Oğullarıdır. Adana Güvercinlik’te Durhasan Dede’nin kardeşi İbrahim Sani türbesi ve Seyhan’da Durhasan Dede’nin kendisi yatmaktadır. Bunlar, Yanyatır oğullarının atalarıdır. (96) Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi- Nejat Birdoğan
Konu Sevgi Erkan tarafından (28-07-2008 Saat 21:02 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
#5 | |
Tarikat kapisi Yol Talibi
![]() ![]() Üyelik tarihi: 13-04-08
Mesajlar: 174
Üye No: 1007
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Sevgi ablasi,
gülem bana ama bu bahsettigin emir ogullari, çepnilerin haciemir ogullariyla bi ilgisi var mi acaba?? ![]() ![]()
|
|
|
|
|
|
|
#6 | ||
Marifet Kapisi Yol Talibi
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() Üyelik tarihi: 30-03-07
Ikamet: Anadolu
Mesajlar: 1.558
Üye No: 4
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Alıntı:
1690’ da Avusturya seferine katıldılar. 1691’de ise Çepniler’ in Rakka bölgesine gidip yerleşmeleri buyruldu. Rakka’ya yerleştirilen Çepniler oralardan iki kez kaçtılar. İkinci kaçışlarında Turgutlu ve Bergama yörelerine gittiler (1728). Oradan bir daha sürgün yerine dönmediler. Böylelikle 17.yy. da buralara gelen Başım Kızdılı Çepnileri ile birleşerek bugün için Balıkesir, Manisa, Bergama, Aydın yörelerindeki Çepnilerin atası oldular.’’ Nejat Birdoğan- Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi Yukarıdaki bilgiler ışığında Hacı Emir Beyin Çepnilerin atası olduğu ve Batı’da Ege’de Aydın bölgesine de yerleştiği görülmektedir. Bu durumda ihtimal kapsamındadır.
|
||
|
|
|
|
|
#7 |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]()
Üyelik tarihi: 20-06-08
Ikamet: Almanya_Wiesbaden
Yaş: 54
Mesajlar: 198
Üye No: 1230
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Değerli canlar,
Tahtacılarda ölünün gömülmesi hazırlığına ilk iş kefeni hazırlamaktır.Ölen cana, 3 kat kefen hazırlanır.Ölen canın tenini örtecek kefenin ilk adına " yakasız gömlek" denilmesıne rahmen aynı zamanda sır örtüsü yada sır gömleği adı da verilmektedır. Bu konuda bilgisi olan canlardan bır açıklama yapmalarını rica ediyorum. Neden SIR GÖMLEĞİ,sakladıgı sır ne? ISIK'LA KALIN |
|
|
|
|
|
#8 | |
!!!!! YASAKL A N D I !!!!!!!
![]() ![]() ![]()
Üyelik tarihi: 20-06-08
Ikamet: Welatî Sînemil
Mesajlar: 266
Üye No: 1226
Ettıgınız tşk :: 0 3 mesaja 3 kere tşk edildi |
Alıntı:
Yani sır örtüsü adı, doğuş kabulünün, yaradılış reddinin gereğidir. Sevgilerimle... Konu Kul Seyyid tarafından (11-08-2008 Saat 23:09 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
|
|
|
#9 | |
Tarikat kapisi Yol Talibi
![]() Üyelik tarihi: 13-03-10
Ikamet: KARS,Sarıkamış
Mesajlar: 27
Üye No: 4890
Ettıgınız tşk :: 0 0 mesaja 0 kere tşk edildi |
Günümüzde,Akdeniz ve Ege bölgesinde kendini yörük veya türkmen olarak tanımlayan birçok aile aslında Alevi dir.Ancak birçoğu asimile olmuş,sünni baskılar ve geçen yüzyıllar içerisinde dejenere olmuşlardır.Ancak şunu söyleyebilirimki tahtacılar Aleviliği en salt yaşayan topluluklardandır.Yaşamlarını doğanın güzellikleri ve bizlere sundukları ile şekillendirirler.
|
|
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| ağaçeri, agaceriler, kimligi, tahtacilar, tahtacı, tahtacılar, yasami |
| Seçenekler | |
|
|